Kılıçdaroğlu CHP için bir şanstır

Perşembe, 28 Ağustos 2014 14:38

10 Ağustos’ta gerçekleşen Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrasında Türkiye’nin gündemini iki önemli konu meşgul etmeye başladı. Bunların ilki -bu yazının kapsamı dışında olmasına rağmen aslında ikincisiyle etkileşim halinde olan- Tayyip Erdoğan’ın %52 oy oranıyla Cumhurbaşkanı seçilmesi, ikincisiyse CHP ve MHP ortaklığının Cumhurbaşkanlığı için gösterdiği çatı adayı İhsanoğlu’nun Cumhurbaşkanı seçilememesinden sonra CHP içerisinde yaşanan kırılma ve ana muhalefet lideri Kılıçdaroğlu’nın olağanüstü kongre kararı alması olarak belirtilebilir.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde İhsanoğlu’nun aldığı oy oranını başarısızlık olarak değerlendiren ve CHP içerisinde ‘ulusalcı’ olarak tanınan milletvekilleri Emine Ülker Tarhan, Süheyl Batum, Dilek Akagün Yılmaz, Nur Serter ve Birgül Ayman Güler seçimden iki gün sonra CHP lideri Kılıçdaroğlu’nu, mecliste düzenledikleri basın toplantısıyla istifaya çağırdılar. Bir grup milletvekilinin parti içerisinde öz eleştiri yaparak liderini istifaya çağırması gayet olağan bir durum olarak görülebilir fakat CHP içerisinde böyle büyük bir kırılmanın yaşanması 2015 seçimi öncesinde seçmende ‘kendi içinde çatışan bir parti bana ne gibi bir hizmet sunabilir’ algısı yaratabilmektedir.

İkinci olarak yukarıda belirttiğim ulusalcılık teriminin biraz tartışılması gerektiğini düşünmekteyim. Türkiye’de ulusalcılık kavramı, Kemal Kılıçdaroğlu’nun parti genel başkanlığına geldikten sonra oluşturmaya çalıştığı ‘Yeni CHP’ düşüncesiyle ters düşmektedir. ‘Yeni CHP’ hareketi gençleri, kadınları, LGBT bireyleri, azınlıkları ve emekçiyi CHP’de umudun olduğuna ikna etmeye çabalayan ve seçmende olumlu bir CHP algısını yaratan Kemal Kılıçdaroğlu başarısıdır. Burada ayrıca belirtmek gerekir ki, CHP şu an seçimlerde maksimum oyunu almaktadır. CHP aldığı oyun bir puan üstüne çıkmak istemekte fakat Türkiye’nin sosyo-politiği hesaba katıldığında bunun mümkün olmadığı bilinmektedir.

Ulusalcılık tartışmasına geri gelecek olursak, Türkiye’de ‘ulusalcılık’ yaparak ayakta kalmaya çalışan pek çok küçük partinin olduğu hepimizin malumudur. CHP içerisinde değişime tepki gösteren, 1923 Türkiye’sinin retoriğiyle 2014 yılında konuşma metinlerini hazırlayıp seçmenle paylaşan, tarihsel yanlışlarla donanmış ve geçmişle yüzleşmekten korkan bu kitlenin ulusalcı küçük partileri geliştirmek ve belki aldıkları %2’lik oy oranlarını arttırmak için o partilere geçiş yapmaları özellikle CHP’den umut besleyen ben ve benim gibilerini mutlu edecektir.

Milletvekillerinin istifa çağrısından sonra Türkiye’nin gözü ana muhalefet partisi içerisindeki tartışmaya odaklandı ve CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce, 5-6 Eylül’de gerçekleşecek olağanüstü kurultayda Kılıçdaroğlu’nun karşısında yer alacağını belirtip görevinden istifa etti. Hepimizin bildiği gibi Muharrem İnce aslında daha önce Kılıçdaroğlu’na istifa çağrısı yapan milletvekilleriyle aynı düzeyde siyaset geliştirmektedir ve kurultay sırasında o milletvekillerinden destek alarak CHP’de liderlik koltuğuna oturmak isteyecektir. Fakat Kılıçdaroğlu’na güvenen ve CHP içerisinde başlattığı değişime inanan pek çok delegenin seçimde oy kullanacak olması Muharrem İnce’ye bu yarışta pek bir şans vermemektedir.

Türkiye siyasetinde parti içi demokrasinin ana akım siyasi partilerde oldukça düşük olduğu sürekli olarak eleştirilen bir olgudur. Geçtiğimiz günlerde bir televizyon programına katılan İnce, Kılıçdaroğlu ile aynı düzeyde bir yarış yapmak için kendisinin parti imkanlarını kullanmaması gerektiğini belirterek bir tür istifa çağrısı yapmıştır. Bu durumun gerçek bir parti içi demokrasi çağrısı olduğunu düşünmek yanıltıcıdır. Parti içi demokrasinin gelişimi toplumdaki gelişime ayak uydurabilen ve ayrıca kadın, genç ve ayrımcılığa uğrayan diğer kesimlerin partide temsilini arttırmayı hedefleyen bir süreçtir. Muharrem İnce gibi ulusalcılık gözlüğüyle Türkiye siyasetini okumaya çalışan ve CHP’yi eski Deniz Baykal CHP’sine götürmek isteyen bir milletvekilin liderliği tabanı partiye yakınlaştırsa da geriye kalan kesimi partiden soğutacaktır.

Ayrıca hali hazırda liderlik koltuğunda oturan Kılıçdaroğlu’nun da CHP politikalarında pek çok etkileyici hamlelerinin yanında olumsuz davranışları da vardır. Özellikle Tayyip Erdoğan’ın söylemleri üzerinden politika ve söylem üretmek CHP’ye gönül vermiş pek çok kişinin tepkisini çekmektedir. Tayyip Erdoğan’ın söylemlerine karşı çıkmak yerine Kılıçdaroğlu’nun CHP’si kendi gündemini oluşturarak bunun üzerinden söylem ve politika yaratabilir. CHP’nin gündeminde çocuk işçiler olmalıdır, kadına şiddet olmalıdır, emekçinin aldığı düşük ücretler olmalıdır, çevre duyarlılığı olmalıdır, tarımı iyileştirme politikaları olmalıdır. İkinci olarak paylaşmak istediğim nokta Kılıçdaroğlu’nun sürekli olarak bir açılım peşinde koşması ve bu sayede oylarını arttırmayı hedeflemesidir. ‘Açılım’ içi boş bir kavramdır ve herhangi bir karşılığı bulunmamaktadır. CHP farklı ideolojik cephelere açılım yapmak yerine üzerinde durduğu siyasi noktada ‘yaptığı siyaseti doğru yaparak’ başarı sağlayabileceğini düşünmekteyim.

Son söz olarak belirtmem gerekir ki gerçekleşecek kurultayda Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin liderlik koltuğunda politika geliştirmeye devam etmesi CHP için başarının devamı niteliğinde olacaktır. CHP’yi eski CHP çizgisine getirmek isteyen ve değişime kapalı ulusalcı muhaliflerin partiye herhangi bir başarı getireceğini düşünmemekteyim. CHP için büyük bir şans olan Kılıçdaroğlu’nu istemeyiz çığlıkları atmak yerine, onun CHP’ye kattıklarının düşünmek ve Türkiye’nin demokrasi çizgisinden ayrılmaması için onun yanında durmak zorundayız.

Hazırlayan: Serdar Dinler