Kibrin Başkentinden Bildirmeye Devam! Cüneyt Özdemir yazdı

Pazar, 16 Aralık 2012 11:18
Dipnot Tablet’in Başyazarı Cüneyt Özdemir bu haftaki yazısında Güneş Batmayan İmparatorluk Londra’dan yazmaya devam ediyor. Özdemir “Kibrin Başkentinden Bildirmeye Devam” başlıklı yazısında “Benim bildiğim Londra bu Londra değildi. İçine kapanmış, yabancılardan korkan korkuyu kibirle aşmaya çabalayan bir topluluğa dönüşmüşler. Gizli bir ayrımcılık hatta ırkçılık kavramı sokaklarında hayatın içinde kol geziyor.” diyor.
Bazı şehirler insanı hemen içine alır.  Dilinize,dininize,renginize aldırmadan kucak açar.  Yabancılara karşı toleranslıdır.
Mesela İstanbul. Türkçe konuşan hiçbir yabancıya sırtını dönmez İstanbullular. Tam tersi teşvik ve taktir ederler. Bir kaç kırık dökük Türkçe kelime İstanbullu için büyük bir dostluğun başlangıcıdır.
Mesela New York. Farklı dünyaların birleşmesinin en somut örneğidir. Geçtiğimiz seçimlerde ABD Başkanı seçilen Obama tam da bu ruhun altını çiziyor ve kim olursanız olun ABD’de  başarılı olmak için yeterli olan kriterin çalışmak olduğunu vurguluyordu. New York o kadar çok milletin bir araya gelmesinden oluşmuştur ki herkes birbirine yeterince yabancıdır. Ya da tam tersi…
1993 yılında Londra’ya ilk geldiğimde burada da benzer bir havayı görmüştüm. Genelde arkadaş çevrem çalışan sınıftan oluşuyordu. Kuaför, tezgahtar, body guard gibi Londra’nın ayak takımı ya da halkının arasındaydım. İçine girdiğim çevre beni kucaklamış ve bambaşka bir kültürün detaylarını öğrenmem için elinden geleni yapmaya çalışmıştı.
11 Eylül saldırılarından sonra mıdır, Avrupa’da ırkçılığın artmasından mıdır ya da hep böyleydi ben mi yeni fark ediyorum bilmem ama Londra’ya bir haller olmuş.
Geçen gün bir banka hesabı açtırmak için oldukça lüks semtlerinden birinde (hadi adını vermeyeyim) bir İngiliz Bankasındaki şubeye girdim. Daha karşılama masasındaki 50 yaşındaki kadın benim ilk cümlemi duyar duymaz büyük bir hayal kırıklığına uğradı. Evet ben bir yabancıydım. Ardından kadının üslubunu görmeliydiniz. Yarım yamalak cevaplar, yüzüme bakmamalar. En sonunda sesini yüktseltip bana fırça çekmeye kadar küstahlığı getirince hak ettiği cevabı verdim. Sonra pısssss…
Benzer bir durum özellikle İngilizlerin çalışan kesiminde çokça karşıma çıktığı için şaşırıyorum. Benim bildiğim Londra bu Londra değildi. İçine kapanmış, yabancılardan korkan korkuyu kibirle aşmaya çabalayan bir topluluğa dönüşmüşler. Gizli bir ayrımcılık hatta ırkçılık kavramı sokaklarında hayatın içinde kol geziyor.  Korkan ve yabancılara kibirle bakan bir Londra ortaya çıkmış. Hiç de eskilerde olduğu gibi ya da başka şehirlerde görüldüğü gibi yabancılara karşı toleranslı değil. Tam tersi mesafeli, küstah ve itici..
Bu hafta Zaman gazetesine bir ropörtaj verdim. Bu vesile ile 8 yıldır burada yaşayan bir gazeteci arkadaşımla tanışma ve sohbet etme fırsatım oldu. İlginç bir şey anlattı. Diyor ki burada yapılan iş başvurularında eğer yabancı bir isimse %90 geri dönüş yapmıyorlarmış. İsmin ilki yabancı soyadı İngilizse bu oran %60’a düşüyormuş. Tamamen İngiliz ismi ise %30 oranında olumlu olumsuz bir dönüş gerçekleşiyormuş.
Londra şu aralar ekonomik durgunluğun eşiğinde. Güneş Batmayan İmparatorluktan ise eser yok şimdi. İngiltere’nin geneline baktığımda ne yazık ki gelecek yüzyıla ait heyecan verici bir vizyon  ve inovatif bir yenilik de ufukta gözükmüyor.
Elde kala kala kibir kalmış.
Bundan bir kaç yıl önce bir başka gazeteci arkadaşımla New York’da Wall Street’de dolaşırken devasa finans şirketlerinin gökdelenlerine bakıp ‘yalan dünya’ demiştik.
Şu son 4 ay Londra’da gördüklerim bazen beni şaşırtsa da İngilizler adına gelecek için pek umutlandırmadı.
Yaşlı ve kibirli bir gelecek en azından benim için pek bir şey ifade etmiyor.