Kelebeklerin rüyasını gerçekleştiren şair: Behçet Necatigil

Salı, 5 Mart 2013 14:40

behçet necatigil kimdir2Dipnot Tablet Yazarı Kenan Taş Kelebeğin Rüyası adlı filmle tekrar gündeme gelen ünlü öğretmen şair Behçet Necatigil’i öğrencilerine sordu:

Kelebeğin Rüyası filminde iki genç şairin hocaları olarak yeniden hayatımıza giren ünlü şair Behçet Necatigil aslında bir edebiyat öğretmeniydi. İstanbul, Zonguldak, Kars gibi farklı şehirlerde öğretmenlik yaptı. İyi öğrenciler yetiştirirken edebiyata meraklı gençler de yetiştirmeyi ihmal etmedi. Şimdilerde pek aşina olmasak da Cumhuriyet döneminden itibaren birçok okulda şairler sanatçılar normal hayatlarını öğretmenlik yaparak geçiriyorlardı. Bu da hem eğitim ve öğretim dünyasına farklı bakış açıları geliştirirken öğrencilerin de hayal dünyalarını zenginleştirdi. Öğretmen Behçet Necatigil özellikle Kabataş Erkek Lisesi’nde öğretmenlik yaptığı dönemde Türkiye’nin düşünce iklimine sayısız insan kazandırdı.

Herkesin bildiği tanıdığı bir şair olan Behçet Necatigil’in hayat hikâyesi şiirlerini az çok herkes tarafından biliniyor. Peki ya öğretmen Behçet nasıl biriydi?

Türk şiirinin usta kalemlerinden Hilmi Yavuz Türk basınının usta isimlerinden Hasan Pulur ve uzun yıllardır yurtdışında yaşayan şair ve öykü yazarı Demir Özlü…

Üç öğrencisi öğretmen ve insan olarak Kabataş Erkek Lisesi’ndeki edebiyat öğretmenleri Behçet Necatigil’i Dipnot Tablet okurlarına anlattılar…

“ÖĞRETMEN BEHÇET NECATİGİL”

hilmi yavuzHİLMİ YAVUZ: Hoca olarak da Behçet Necatigil, hiçbir zaman sıradan bir öğretmen olmamıştır. Müfredat programını eksiksiz uygular, ama bununla yetinmezdi. Bize, edebiyatta, yüzeyde verilmeyeni araştırmaya yöneltmiş, ‘gerçeğin çok zaman örtülü’ olduğunu hatırlatmış; derslerde müfredat dışı okumalar yapmış (mesela, sınıfta Rilke okumaları yaptığımızı hatırlıyorum! Rilke, resmi müfredatta yoktu!) kompozisyon derslerinde, alışılmışın çok dışında konular vermiştir. Mesela, ‘Mavi’, ‘bakmak’ gibi tek kelimelik kompozisyon konuları….

 

 

demir özlüDEMİR ÖZLÜ: Biz tam 1950 yılı başında Kabataş’ta biraraya geldik. Eşi bulunmaz bir öğretmendi. Dersi edebiyatı yaşayarak anlatırdı. Çünkü sadece öğretmen değil, o dönemin genç şairiydi de. Alman edebiyatından en üstün yazınsal çevirileri de yapmaktaydı. Epeyce Farsça da biliyordu. Bütün bir büyük edebiyat döneminin yapıcılarından biriydi. O dönemde edebiyat bugünkü gibi ucuzlamış değildi.

Öğrencilere arkadaşça davranırdı. Lisede “Dönüm” adlı bir edebiyat dergisi çıkıyordu. Sınıfta sık sık kompozisyon yazdırırdı. Ardından gene sınıfta en güzel yazılmış olan birkaç kompozisyonu okuturdu.

 

hasan pulurHASAN PULUR: O dönemde Behçet Necatigil’in öğrencisi olmak çok önemli bir husustu. Behçet Necatigil’i anlatmak çok güç. Hem iyi hem de çok acı anıları var. Bende, mesela okumaya yazmaya meraklıysak, edebiyata kültüre aşinaysak Behçet hocanın çok emeği vardır.

 

 

 

 

 

ŞAİR BEHÇET NECATİGİL:

HİLMİ YAVUZ: Hoca’nın, 1964′de yayımlanan ‘Yaz Dönemi’ adlı şiiri kitabına gelinceye kadar, önemli bir şair olamadığını düşünürüm. Hoca’nın büyüklüğü, bu kitaptaki, ‘solgun bir gül dokununca’ gibi, ‘Nilüfer’ gibi, ‘Abdal’ gibi, ‘çıkmak’ gibi şiirleriyledir. Düzyazıya yakın öykülemeci şiirden kopuşu, onu benim gözümde büyük şair kılar.

DEMİR ÖZLÜ: Şiirlerini yazmaya bazen gece vakti, evine yürürken başlardı. Bir gece Stad Hamburg’dan çıktıktan sonra Yenice sigarası paketinin arkasında yazmaya başladığı bir şiiri okudu bize. Taksim’de bir elektirik direğinin dibinde. Bu sahneyi unutamam. Elektirik direklerinin ışığı altında yazılan şiirler…

Onun şiirlerinin hepsini biliyorum. Ama Eski Toprak kitabını yazdığı sırada yazdığı bir şiir, çok ünlü olmasa da, Alman dışavurumculuğunu yansıttığı için beni ayrıca ilgilendirmişti…

HASAN PULUR: Behçet Necatigil’in öğrencisi olmak o dönemde bir ayrıcalıktı. Nerede edebiyat şiir konuşşak arkamızdan fısıltıları duyardık “Bunlar kesin Behçet Necatigil’in öğrencileridir” diye. Behçet hoca bize çok şeyler bıraktı. Bu gidişle her hasta yatağında hocamız Behçet Necatigil’i rahmetle anacağız:
“Hastalıklar haram” eder hayatı.
“Yaşarken ölüm…”

VATANDAŞ BEHÇET NECATİGİL

HİLMİ YAVUZ: Hoca’nın tuhaf bir karizması vardı. Tıpkı şiirlerindeki gibi, gündelik sıradan bir objeyi, Varlık’a ve dünyaya ilişkin bir felsefi metafora dönüştürdüğü gibi, gündelik hayatında da sıradan davranışlara derin anlamlar yükleyebiliyordu. ‘Bilmezden gelelim, gelelim/ Gerçek çok zaman örtülüdür’ dizeleri Hem şiirini hem de hayatını özetler.

DEMİR ÖZLÜ: Necatigil, hiç züppe ya da herhangi bir bürokrat görünüşü olmayan, ilk karşılaşmada eskilerin deyimiyle biraz kalendermeşrep bir görünüşü olan, ama benzersiz, anlayan bir göz için sadece şair görünüşü olan biriydi. Kendince yakışıklı; biraz yakından bakınca sadece şiir düşündüğünü, boş kaldığında da şiirin onu hızla sürüklediğini sanacağınız birisiydi. Kolay kızmaz, çoğu ona yabancı gelen şeyi gülümseyerek geçiştirir; ama bir şey de kendisine çok ters gelirse, ara sıra da olsa patlardı. Gereken cevabı hızla verir, sonra da canını sıkan kişiden uzaklaşırdı. Bu sakin insanın içinde patlamaya hazır fırtınalar olduğunu kolay anlardınız. Yanlışları kabullenmezdi.

HASAN PULUR: Behçet Hoca’ya çok saygım vardır. Ben gazeteciyim yönetim kurulu üyesiyim Gazeteciler Cemiyeti’nin, Ankara’ya gittik. Türkiye yokluk içinde gaz yok, yağ yok, hiçbir şey yok. Gittik ki Süleyman Demirel odasında palto ile oturuyor. Öyle bir manzara. Laf açıldı Barlas Güntay da Turizm ve Kültür Bakanı anlattım ben Behçet Hoca’nın hastalığını, hemen dedi ki Demirel “Örtülü ödenekten ne lazımsa yapılsın dışarı gönderilsin” dedi. Biz çok sevindik. Geldik ben Hilmi’yi (Hilmi Yavuz’u) aradım . Hoca’ya söyle hemen hazırlanın gidiyorsunuz dedim. Dışarı nereye istiyorsa ertesi gün Hilmi’yi aradım “Ne oldu” dedim. “Gitmiyor” dedi. Ne oldu? Dedim. Türkiye bu haldeyken Türkiye’de insanlar ilaç için döviz bulamazken ben tedavi için bir yere gidemem burada ölürüm” dedi. Öldü gitmedi. Örtülü ödenekten ödeneği vardı gitmem dedi. Bunlar öyle yetişmiş insanlardı. Cumhuriyet çocuklarıydı bunlar…

Kenan Taş