Katar Türk Futboluna Ne Katar?

Pazartesi, 14 Ocak 2013 11:37

Dipnot spor yazarı Erdi Aydemir, Türkiye’deki transfer vahametini kaleme aldı.

İkinci Dünya Savaşı öncesindeki Almanya’da Yahudi bilim adamları büyük bir sıkıntının içindeydi. Halk Nazizm’in farkında değildi ama kafaları toplumdan daha ileri olan bilim insanları, sıkıntılı geleceği önceden görmüşlerdi.

Bu konuda düşünüp taşınan bu insanlar, gelişen Türkiye Cumhuriyeti’nin onlar için en doğru yer olduğuna karar verdiler. Çünkü başka bir ülkeye gittiklerinde orada görecekleri kadar değer görmeyeceklerdi. Büyük bir yere gidip standart bir insan olmaktansa gelişmekte olan bir ülkede kral olmayı seçtiler.

2000’lerin başına gelindiğinde ise Avrupa’daki futbolcuların kafalarında tek bir düşünce belirdi. Kariyerin bitişinden önce Türkiye’ye giderek son bir transfer vurgunu yapmak ve torunlarının dahi hayatlarını garantiye almak.

Çünkü büyük liglerde 200.000 dolar yıllık maaşa olan oyuncuların bile Türkiye’de 2 milyon dolar aldıkları görülmüştü. Üstüne üstlük primlerle ve vergi ferahlığıyla birlikte bu para ceplerine 3 milyon dolar civarında yansıyabiliyordu.

2000’lerin başından beri aynı sıkıntılı duruma tanık oluyoruz. Geçmişte üstat seviyesindeki bilim adamlarını ithal eden Türkiye, 2000’lerde posası çıkmış futbolcuları Atatürk Havalimanı’ndan sokmaya başladı. Üstelik alınan bu oyuncular, satılmaya gelince Avrupa’ya da gönderilmedi. Çoğunluğu Arap Yarımadası’nı tercih etti. İşte bu savımızı kanıtlayan örnekler:

Abdülkadir Keita (Galatasaray’dan El Sadd’a)
Lille’de oynadığı dönemde Fransa Ligue 1’i birbirine katan Keita, Lyon’a geçtikten sonra düşüş ivmesini tercih etmişti. O kanatları kaya kaya giden Keita bir anda standart bir kanat oyuncusuna dönmüştü. Galatasaray’a geldiğinin ilk 3 ayında ise muazzam bir görüntüdeydi. Fakat sosyal hayat ve takım içerisindeki sorunlar onu Lyon’daki haline geri döndürdü. Sonunda da Adnan Polat yönetimi Frank Rijkaard’dan aldığı direktif doğrultusunda onu Katar ekibi Al Sadd’a 8.15 milyon avro karşılığında gönderdi. Galatasaray’ın bu işten zararı ise ödenen bir senelik maaş da katıldığında 4 milyon avro kadardı.

Mamadou Niang (Fenerbahçe’den El Sadd’a)
2010-2011 sezonunda alınan şampiyonlukta en az Alex kadar katkı veren, Fenerbahçe’nin 95 yılından beri gelen tek forvet sistemini çalıştıran yegane isimlerden biri olan Niang’ın gidişi bu yazıdaki muadillerinden biraz farklı. Ama süreç ne olursa olsun o eski takımına gitmek yerine bir Katar kulübüne gitmeyi tercih etti. Fenerbahçe’ye zararı Keita örneğinde olduğu gibi 4 milyon avro civarında olsa da verdiği katkı, bu parayı hak ettiğinin bir göstergesiydi. Fakat o, erken kaybettiğimiz yıldızlardan biriydi.

Issiar Dia (Fenerbahçe’den Lekhwiya’ya)
Fenerbahçe’ye ilk geldiği günlerde attığı kanat deparlarıyla tribün tezahüratlarına konu olan Dia, geçtiğimiz sezonun final maçında gördüğü kırmızı kartla Sarı-Lacivert günlerine son verdi. O tip bir kırmızı kartı final maçında görüyorsanız, Fenerbahçe gibi kulüplerde barınma şansınız kalmaz. Fenerbahçe’ye zararı da 3 milyon civarındaydı ve verdiği katkılar o kadar da büyük değildi. Fakat yerine alınan Milos Krasic’in performansına bakılırsa, onun gönderilişi pek de mantıklı olmamış.

Matias Delgado (Beşiktaş’tan El Cezire FK’ya)
Kadife ayaklı Arjantinli 10 numaraların en nadide örneklerinden biri olan Delgado, Beşiktaş’ta kaptanlığa kadar yükselse de Guti ve Quaresma’nın geldiği günlerdeki enflasyonun mağdurları arasına girdi. Çünkü bu takım Sergen-Tümer enflasyonunu bile zor kaldırmıştı. Ama onun döneminde gelen Ziraat Türkiye Kupası şampiyonlukları ve 2008-2009 Türkiye şampiyonluğu onun hanesine yazılacak başarılardı. Krasic-Dia örneğinde olduğu gibi Quaresma-Guti faydaları, bu kararın bir hata olduğunun net kanıtı olsa gerek.

Rodrigo Tabata (Beşiktaş’tan El Rayan’a)
Transfer yapılırken oyuncunun taraftar nezdinde tanıtılışı, en az ödenen bonservis bedeli kadar önemlidir. Çünkü iletişim kaynakları yeterince gelişmiş olsa da taraftar internet yerine yöneticinin sözüne güvenir. Biraz da menajerlik oyunlarına. Tabata da halkla ilişkiler faaliyetindeki çuvallama nedeniyle başarılı olamamış transferlere önemli bir örnek. Aslında bu transferin ve yapılan halkla ilişkiler faaliyetlerinin Beşiktaş’a maliyetini söylemek yeterli olacaktır. En azından 9 milyon avro.

Jaja Coelho (Trabzonspor’dan El Ahli)
Aslında transferi yapmadan önce oyuncunun karakterini öğrenmek, transferi yapmak kadar yüksek öneme haizdir. Çünkü oyuncu, onu getireceğiniz şehre uygun değilse bu oluşan kötü durumu bir türlü düzeltemezseniz. Hele ki Jaja gibi alkol problemi olan bir oyuncuyu sosyal hayatı olmayan bir şehre getirirseniz, tam anlamıyla çuvallarsınız. Çünkü sosyal hayatı bulamayan oyuncu daha çok evine kapanır ve alkole daha fazla yönelir. Olan da Trabzonspor’un 3 milyon avrosuna olur.

İbrahim Yattara (Trabzonspor’dan El Şabab’a)
Yukarıda saydığımız tüm isimler, takımlarının yaptıkları hatalar nedeniyle bir şey kazandıramadan takımlarından ayrılmışlardı. Fakat İbrahim Yattara, kendisine verilen şansları bir türlü değerlendiremeyen isimlerden. Onun kadar sevilen ama onun kadar az tat bırakan sadece Rıdvan Dilmen vardır herhalde. Sezon içinde oynadığı 10 maçın birinde sizi büyüleyecek ve onu takımınızda tutacaksınız. Aslında Trabzonspor, onu gereğinden fazla takımda tuttu.

Ricardo Quaresma (Beşiktaş’tan El Ahli’ye)
O mevzubahis olduğunda Beşiktaş’ı çok da suçlamamak lazım. Çünkü bir oyuncu Rijkaard, Mancini, Mourinho, Guus Hiddink gibi isimlerle başarılı olamıyorsa zaten başarılı olmak için ülkesinde olmalıdır. O, sadece ülkesinde değerlidir. Evet Beşiktaş’ın son sezonunda onu oynatmayarak kaybettikleri çok olmuştur ama böyle bir sorunlu adamı bir kolej takımının içine sokmak katliam gibi olur. Keşke onu biraz daha formda izleyebilseydik ve kalas gibi kanat oyuncularını izlemeye devam etmeseydik.

Erdi Aydemir