“Kandil zaten sertti, kimse onlardan espiri ve fıkra beklemesin”

Salı, 5 Kasım 2013 12:41

Türkiye uzun soluklu bir sürecin içine girdi. Hemen bitmeyecek belki de uzun yıllar sürecek bir süreç 1984 yılından bu yana devam PKK ile çatışma ortamı yerini yaklaşık 1 yıldan bu yana devam eden ama öncesinde onlarca görüşmelerin yapıldığı “çözüm sürecine “bıraktı. Bir ileri iki geri şeklinde devam eden süreç son zamanlarda Suriye sorunun da etkisi ve Öcalan ile BDP heyetlerinin görüşmelerinde yaşanan aksaklıklar Ve kürt tarafının arkaa arkaya gelen sert açıklamaları ile seçim sürecine giren Türkiye’nin yine ne önemli gündem maddesi olmaya başladı Peki süreçte son durum ne ? Bunu Dipnot Tablet olarak bir bilene uzun yıllardır Kürt sorunu konusunda çalışmalar yapan analizler yapan araştırmacı yazar Ümit Fırat’a sorduk….

- Ümit bey son yapılan açıklamalardan sonra büyük kürt barışı adı verilen çözüm süreci nasıl gidiyor

Süreç birçok insan beklediği gibi çabuk hızlı bir şekilde gitmiyor. Çok çabuk gideceğini de beklemiyordum zaten. Türkiye’nin bütün tarihi siyasi siciline baktığımız zaman bir takım temel reformlar değişiklikler kolay olmuyor; ama yine de en hızlı şekilde yürüyen süreç bu süreç yani çözüm süreci. Bu benim memnun olduğum anlamında değil; ama bu ülkede böyle bir alışkanlık var. Bir husus var burada geçmişte Türkiye’de yapılan siyasi reformlar genelde dış dinamiklerin etkisiyle, baskısıyla yapılıyordu. Bu kez iç dinamikler hesaba katılarak yapılıyor. Bu da dolasıyla popülist politikalar, muhalif görüşler dayatılmasın diye çok da hızlı ve kapsamlı bir şekilde gelişemiyor. Bunun zaman içerisinde kırılacağına inanıyorum. Pek çok şey değişti, değişiyor da bir yandan değişeceği de vaadediliyor. Ama bütün taleplerimizin alt alta yazıldığı zaman karşısında cevabını bulacağımız açıklamalar gerçekleşmiyor….

- Geçtiğimiz günlerde Başbakan yardımcısı Beşir Atalay’ın bir açıklaması vardı “MİT’in görüştüğü kişiler BDP’den daha makul” diye sürecin bir tarafında bir sertlik yarışı mı var acaba?

Eşyanın tabiatı budur. Kralla kralcılar her zaman birbirinden farklıdırlar. Kralla konuşmak kralcılarla konuşmaktan daha kolaydır. Onun için de PKK’nın gerçek temsilcisi ya da PKK’lıların her zaman adres olarak gösterdiği temsilcilerin ilki Abdullah Öcalan’dır. Eğer o biraz sert olursa eğer o sert olursa aşağıdaki BDP’liler çok daha sert olur. Mutlaka geçmişte de böyleydi. Aşağıdaki sertlik yukarıda yumuşayabiliyor. Bu böyledir ben burada gayri doğal bir durum görmüyorum. Ben de hep öyle değerlendiririm. Siz bir takım çözümleri BDP’ye kabul etme şansı bırakmamışsanız bunların yapacağı tek şey sert davranmaktır. Uzlaşıcı göründükleri takdirde liderliği bir biçimde aşmış gözükebilirler. Bu konumda kalıyorlar zaten…

-Hükümetin süreçle ilgili yüklendiği misyonu nasıl tanımlıyorsunuz? Beklenen düzeyde mi sürekli olarak Hükümete ya da devlete tarih veriliyor Son olarak Cemil Bayık’ın açıklamaları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu PKK’nın verdiği tarihlerdir. Geçmişte Abdullah Öcalan da bu tarz tarihler vererek açıklamalarda bulunduğunu biliyoruz. PKK’nın siyasi geçmişin de bu tür tarihler hep verilmiştir. Cemil Bayık zaten geçmişten beri sert mizaçlı biriydi. O yüzden Kandil’den gelen açıklamaları zaten espirili komik fıkra insanları güldürecek bir şekilde beklemiyoruz. Böyle bir şey zaten mümkün değil; ama Hükümetin özellikle son dönemde konuşulan başlıkları ortadan kaldırabilir diye düşünüyorum. Abdullah Öcalan’ın ziyaret meseleleri tartışılacak şeyler değil mesele haline getirilecek şeyler değil. Ama bugün bir mesele halinde önümüzde duruyor. Abdullah Öcalan’ın ziyaretçi meselesi Türkiye’de ağırlaştırlmış müebbet cezası alanlara dönük hukuk, var olan hukuk, neyse çok özgürlükçü çok ılımlı olmasa bile Türkiye’de yazılı olan mahkûmlara hukuk neyse Öcalan’a da o uygulanmalıdır. Abdullah Öcalan için özel bir hukuk olmamalıdır. Nasıl ki Siliviri’de Sincan’da yatan bir takım ağırlaştırılmış müebbet almış mahkûmlara ne uygulanıyorsa Örneğin Mustafa Balbay sevkini Ankara’ya istedi. Ailesi dolayısıyla gönderdiler. Ya da işte günlük yazılarına devam ediyor. Cezaevi özgür bir yer değil ama bir takım yasal haklarını kullanılıyor günlük yazılarını yayınlıyor. Bazılarının web siteleri var en azından Abdullah Öcalan’a da bunlar dikkat alındığında haklar verilmeli demiyorum haklarının verilmesi gerekiyor. Bunu Abdullah Öcalan düşüncelerini daha iyi yaysın manasında söylemiyorum; ama bu bir meseledir. Kürt sorununda en önemli meselelerden bir tanesidir Abdullah Öcalan’ın koşullarının iyileştirilmesidir. Bunun özellike gündemde kalkması gerekiyor. Bu meselenin düşünülüp taşınılmasına gerek yok. Onun dışında Hükümetin 1 yıl önce ortaya koyduğu 63 maddelik vizyon metni var. Bu metinde olan tahaddütlerin gerçeklemesi konusunda bir beklenti söz konusu onların gerçekleşmesini bekliyoruz. Orada olmayan bir takım Kürt talepleri de var demokratik talepler söz konusu olabilir. Onları da her zaman gündem de tutarız. Kürtlerin anadilde eğitim hakkı tanınacak bir haktır. Sağlanacak bir şey değildir. Bu bir haktır. Bu tanınmıyor. Bu engelleniyor. Yıllar önce gaspedilmiş yok sayılmış görmezden gelinmiş; ama bir gün mutlaka tanınması gereken bir haktır. Başbakan’ın 30 Eylül’de açıkladığı demokratikleşme paketinde bu gelişmenin önünün açılacağı anlaşıldı. Özel okullarda anadilde eğitim hakkı verilmesi gelecekte devlet okullarında da bu tür haklar sağlanacağının göstergesi. Zaten hemen yapmak isteseler de önce anayasal düzenleme ve engellemelerin kaldırılması gerekiyor.

-Geçen hafta Van’da Başbakan Erdoğan’ın bir açıklaması vardı zaten “bu sürecin bir başlangıcı” diye…

Evet bu bir başlangıç çünkü 200 yıldır Türkiye bocalıyor. Hep “yapacağız” diye geçiştiriliyor. Somut bazı şeyler ortaya çıkıyor. Sürecin başlangıcıdır doğrudur. Ve bu süreci PKK’lıların açıkladığı gibi 1. Aşama 2. Aşama gibi ele alsak da henüz 2. Aşama noktasında sayılabiliriz. Murat Karayılan’ın 25 Nisan’da yaptığı açıklamaya göre 1. Silahların susması ateşkesti. 2. Aşama geri çekilmeydi.3. aşama da yasal ve idari düzenlemelerdi. O yüzden dediler ki “siz bir şey yapmıyorsunuz biz geri çekilmeyi durdurduk”. Başbakan’a göre bu süreç bir pazarlık süreci değil. Bu PKK takvimine göre ayarlanmış bir süreç değil olmaması da gerekir. Bu zaten AK parti hükümetinin vatandaşlarına sağlamakta zorunda olduğu haklar hukuklar reformalardır…