Kaltak Bir Kahdı Kahaydı Zaman! Cüneyt Özdemir yazdı

Pazartesi, 11 Şubat 2013 11:27

”gönül yarası, benim kalbimin yarısıydı.

bir zamanlar. o zamanlar…
sanki geceler daha uzun, ay daha büyük, rüzgar daha bir tedirginsizdi. yalnız gecelerde pusulasını şaşırmış bir hayattı, hayat.
…ve ben tedbirsiz, emniyet kemersiz, sigortasız, şu’ suz, bu’ suz. bu’suzdum.
büyük şeyleri kendime vaad ediyor, kendime büyük hayalkırıklıkları biriktiriyordum.
kırıkları buluşturması ile ünlüydü ahir zamanlar.
ve kırılan vazoları ben nasıl yapıştıracağımı bilemezdim. yapıştırmazdım çoğunlukla.
varsın onlar da öyle kalsın. kalsındı.
içki bardakları daha büyük ve unutkanlık daha çoktu şu zamanlar, bu zamanlar, bir zamanlar.
hayata bodoslama dalıyordu bu akılsız, akıl.
yağmurların şimşekleri korkutucu, damlaları büyüleyici. büyüleyiciydi…
ve şemsiye taşımak, ıslanmakla kıyaslandığında utanıyordu serseri gençlik halleri. o yüzden buz gibi yağmurlarda kendine rağmen ıslanıyordu. zevkle. gururla. aptalca. aptalcaydı, belki.
ben ve hayat birbirimize rest çekiyorduk habire. hodri meydandı meydan.
kimin kime gücü yetecekseydi…
ben kazandım, o da kazandı. o kaybetti ama ben de kaybettim.
kimse kaybetmedi sizcileyin.
hırslarım vardı benim de, çokça. kurban. kurbanıydım. hem kesen, hem kesilen.
hayatın anlamını ararken kaybolmuştu anahtarlarım. bu yüzden yalnızlığımda tutsaktım. demir parmaklıklar vardı aklımın zinhar kuytularında.
kapısızdı suratıma kapattığım duvarlar. ah o zalim duvarlar.
aşka aşık ahmaklardandım. aşk kendisine aşık olunmayacak kadar, nandı, kördü.
ve ben henüz bunu görmezden gelmeyi bir marifet sayıyordum.
ara sıra gerçek yüzünü gördüğümde, şehvete yüzümü dönüyor, görmezden geliyordum.
sevişiyor, terliyor, içki içiyor çokça berbat şiirler yazıyordum.
kendimi mecburen affediyordum. mecburdum. aşıktım. aşktım.
heyhat, geçiyordu zaman! şarabın tadı aynı tat. tattı.
öğleden sonra güneşleriydi hayatın anlamı. bugün gibi.
her gün şimdiki gibi yeni bir herdi, gündü.
”ne değişti?” derseniz.
hayallerimin gonca gülü derim.
demezdim eskiden.
şimdi derim.
hayallerime hayaller katılıyor her yeni gün. şimdi. dikenler yaprak oldu. yapraklar tomurcuk. yeşil, çiçek, kıyamet…daha çok yerler var görülecek ve hayat müsaade ederse daha az riskler almak gerek.
varsın başkaları kazansın biraz da.
hayat olsun galibi biraz da bu kavganın. kavgamın. kavgamızın artık.
ben dalında olmaya ant içmiş bir kirazın iki tanesinden biri olayım meşrebimce.
öbür yandaki kirazın yüzüne yüzünü değerek kızardıkça tatlanayım. izninizle aynı dalda diğerini tatlandırayım.
şimdi hayallerimden hayal beğenirken sabah erken vakitler beynimin içinde biri konuşurken uyanıyorum. kendi kendimin ezanı gibi.
hem yeni şeyler fısıldıyor kulağıma. hem de eski bir, eski şey.
hayaller biriktirdim bu arada, gerçekleştirmek için harcıyorum.
bol keseden hayata dalıyor zaman. ben peşinden koşturuyorum.
kimse merak etmesin korkmam ben hayallerimin biteceğinden.
açıl dünya önümde bir kez daha şimdi.
diz çök ey hain, ey dost, ey herşeyin hakimi zaman!
şehvetli ve ısırgan bir öpücükle ensenden ısırarak öpmek isterim seni…tüylerini diken diken edecek kadar bu gönül, bu hayatı onunla seviyor.
gönül yarası arsızca bir açılıyor, bir kabuk bağlıyor, bir açılıyor. açılıyordu. herkes kendi yalnızlığının kendi hastası, kendi doktoru, kendi merhemiydi. arsızlıktı belki tarifi bazının, şeyleirn.
sadık bir köpek gibi aklın bende, kalbin sende duruyor.
dümeni şimdi sıkı tutmak gerek. zaman dümene göre seyretmiyor. seyretmiyor.
seyretmiyor.
…seyretmiyordu.”

Cüneyt Özdemir
(2006′da Kaçak Yayın’da yayınlanmış unuttuğum bir yazı)