Kalbim ve Aklım Her Zaman Yolda

Perşembe, 20 Ağustos 2015 08:42

Munise Nilay Kahyaoğlu, bankacılık sektöründe çalışırken bunun kendisine göre olmadığını anladı ve seyahat etmeye başladı. Birçok gezginden farklı olarak bunu ‘yalnız başına’ yapmaya karar verdi. Turist olmak yerine o ülkeye giderek, yerelle bütünleşip, o bölgeye özgü tatlara vardı. Varacağı yerden öte yolda olmak fikrine aşık olan Kahyaoğlu, Avrupa, Asya ve Güney Amerika dahil birçok yeri tek başına deneyimledi. Köpek balıkları ile yüzdü, Meksika’da çekirge yedi, tek başına kangurularla birlikte kamp yaptı, Amişlerle birlikte vakit geçirdi ve en önemli hayatı boyunca unutamayacağı deneyimler yaşadı. Farawayfromthehome.com adlı blog’unda yolları, renkleri ve yepyeni kültürleri paylaşan Nilay Kahyaoğlu ile ‘solo seyahat’i ve gezgin olmayı konuştuk. Sizin de içinize yol ateşi düştüyse bu röportaj tam size göre!

Hazırlayan: RABİA ÇELİK  

Birçok seyahata yalnız gidiyorsun. Seyahat sürecinde ‘yalnız olmak’, biriyle paylaşım içerisinde bulunmamak nasıl bir duygu?

Yalnız seyahat ederken, biriyle paylaşım içerisinde bulunmamak söz konusu değil. Aksine birileriyle konuşmak, tanışmak zorundasınız. Tek başınıza olunca, yeni insanlarla tanışmak kolaylaşıyor. Ayrıca yalnız seyahat, dünyanın bir ucunda, tek başınızayken, hayatınızın sorumluluğunu almanızı sağlıyor. Daha felsefik olarak; yalnız seyahat etmek; size evrende aslında çok küçük olduğunuzu ama domino taşı gibi bir şeylere etki edebildiğinizi anlatıyor. Bu o kadar güçlü bir duygu ki, bir şeyleri değiştirebileceğinize dair inancınızı artırıyor.

Nasıl bir hayalin peşine takıldın? Yalnız seyahat etme fikri nasıl doğdu? 

Yaşadığım hayat bana zevk vermemeye başlayınca, istifa ettim. O zamanlar çok büyük bir hayalim vardı; Amerika’da yaşamak ve yeni yerler görmek. Kimseye ‘hadi sen de hayatını değiştir!’ diyemiyorsun. Yalnızsın ve cesur olmak zorundasın.

Gezginleri çoğunlukla ‘gidilecek yer değil, yolda olmak’ durumunun çektiği söylenir. Sende de durum böyle mi?

Ah evet! Herkesin bir hastalığı var, kiminin kalp, kiminin şeker.Ben de benimkini ‘seyahat hastalığı’ niye tanımlıyorum. İnsan evdeyken, havaalanlarını özler mi? Zaten web sitemin istemi de buradan geliyor. (far away from the home) Artık asla kendimi tamemen evde hissedemiyorum, kalbim ve aklım her zaman yolda. Herşeyin bir bedeli var. Bu da; birden fazla yerde, birden fazla insan tanıyıp sevmenin zenginliğine ödediğiniz bedel.

Şimdiye kadar nerelere gittin? 

Avrupa (Avusturya, Çek Cumhuriyeti, Fransa, İtalya, İspanya, Portekiz, Belçika, Hollanda, Vatikan, Lüksemburg, Yunanistan, Kktc), Kuzey Amerika (Miami, New York, Boston, San Francisco, LA, Pensilvanya, Las Vegas), Bahamalar, Orta Amerika (Meksika, Guatemala, Belize, Nicaragua, Costa Rica, Honduras, Panama), Güney Amerika (Kolombiya, Brezilya, Şili, Arjantina), Asya(Malezya, Singapur, Endonezya, Çin, Hindistan, Tayland, Nepal, Hong Kong), Avustralya (Gold Coast, Sydney).

Screen Shot 2015-08-20 at 08.41.09Yalnız seyahat etmenin avantajları ve dezavantajları neler? 

Kolay arkadaş edinmek çok büyük bir katkı. Benim hala dünyanın heryerinden görüştüğüm arkadaşlarım var. Bunun dışında sizi daha sorumluluk sahibi,  daha ben merkezci yapıyor. Yalnız seyahat ederken, özdeğeriniz artıyor.

Dezavantajlarına gelince, ihtiyacınız olan her şeyi siz taşımak, her şeyi siz bilmek zorundasınız. Bazen araştırmaktan, gezmenin tadını alamadığınız zamanlar oluyor.

Tabii bir de bir kadın olarak yalnız olmanın tehlikeleri var mı? 

İnanın bana yok. Kadına yönelik tehlike, maalesef bizim kültürümüzde olan baskılar, cam tavanlar yüzünden hissettiğimiz bir duygu. İnanın şu an Türkiye’de olan yobazlık, saldırganlık, dünyanın hiçbir yerinde yok. Tabi ki bilmediğiniz yerde genel toplum kurallarına uymak zorundasınız. Gece geç saatler dışarı çıkmadığınız, yasalara uyduğunuz, çatışmalar yaşayan ülkelere gitmediğiniz sürece her şey güvenilir.

Anladığım kadarıyla sen alışık olduğumuz gezginlerden değilsin. Sırt çantanı alıp gitmiyorsun. Olmazsa olmazların neler bir seyahatte?

Gerçek gezginlik, gittiğiniz ülkede çalışarak, yaşayarak, yerellerle birebir etkileşime geçerek oluyor bence. Bunları yapmaya çalışıyorum. Çok katı planlar yapıp onlara uymak için koştur koştur gezmiyorum. Önceden çok fazla araştırma yapıyorum ve her yere değil, görmek istediğim yerlere gitmeyi seviyorum. Gittiğim yerlerde yemek dersleri alıyorum, lokallerin verdiği ücretsiz yürüyüş turlarına katılıyorum, en çok önerilen barlara, restoranlara gidip, yerel yemekleri tadıyorum. Gitmeden o şehir/ ülkede çekilmiş, tarihi, sosyal yaşamı anlatan filmler izliyorum.

Şimdiye kadar yaşadığın en ilginç olay nedir? 

Yolda o kadar çok şey yaşadım ki.. Uçaktan atladım, köpek balıkları ile yüzdüm, Tikal milli parkında gün doğumunu izledim, aynı sene içinde o kadar yer değiştirdim ki, birden fazla kez yaz ve kış yaşadım, kayak öğrendim, scubadiving yaptım, günlerce Himalayalar’a tırmandım, fil safari yaptım, Meksika’da çekirge tattım, Avustralya Blue Mountains milli parkında tek başıma kamp yaptım, kangurularla uyandım, hiçbir modern aracı kullanmayan Amişlerle yemek yedim, Nicaragua’da etkin bir volkandan aşağı kızakla kaydım, binlerce insanla tanıştım, Amerika’da elimi kesip hastaneye kaldırıldım, Çin Seddi’nden kayarak indim…  Hiç birini birbirinden ayıramam, hepsi harika deneyimlerdi.

Yazının devamı ve Dipnot Tablet’in 230. sayısını indirmek için:

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play