Kahkahalar ile ağlatan kitapların yazarı Alper Canıgüz Dipnot’a konuştu!

Pazar, 25 Ağustos 2013 13:22

ALPER CANIGUZZZZSon dönemde edebiyat dünyası 5 yaşındaki bir çocuğu konuşuyor. Adı Alper Kamu… Bir anda hayatımıza giren bu çocuk, bir hayal kahramanı mı, yoksa gerçekten yaşadı mı, bilmiyoruz. Anlayacağınız “Büyümüş de küçülmüş” dedirten cinsten bir çocuk bu! Yaşadıkları, duygu dünyası, davranışları, komik hayat hikayesi kulaktan kulağa konuşuluyor. Peki kimdir bu Alper Kamu? Hayatımıza nereden girdi? Aslında bu soruların cevaplarını ‘Afili Filintalar’ ve edebiyatla ilgilinen çoğu insan biliyor. Bu bir nevi edebiyat çetesi. Biz de bu hafta Dipnot Tablet olarak bir Afili Filinta ile Alper Kamu’nun yaratıcısı yazar Alper Canıgüz ile beraberiz.

Alper Kamu’nun yeni maceralarını, son kitabı “Cehennem Çiçeği”ni ve yazarlık serüvenine dair pek çok soruyu Alper Canıgüz Dipnot Tablet için cevapladı.

- Alper bey bu serinin kahramanı Alper Kamu kimdir? Sizin çocukluğunuz mu yoksa çocukluğunuzda esinlendiğiniz biri mi? Yoksa bu tamamen bir hayal ürünü mü?
Alper Kamu, 5 yaşında bir düşünür dedektif mâlum. Bir yandan bir cinayeti bir yandan hayatı sorguluyor; bulduğu yanıtlarsa maalesef ekseriyetle hayırlara vesile olmuyor. Bu karakterin kökeni çocukluğumda kendi kendime uydurduğum, hatta evde tek başına canlandırdığım maceralara dayanır. İki çocuk kahraman kurgulamıştım o zamanlar, biri cevval, hazırcevap, kavgacı bir tip diğeri daha içine kapanık, melankolik ve nasıl derler “ussal” bir karakter. Alper Kamu ikisinin karışımı gibidir. Birkaç yerde daha söylemiştim, duygusal içedönük düşünsel dışadönük bir tip denebilir herhalde kendisine.

- Size birçok röportajda sorulmuştur mutlaka Neden “Cehennem Çiçeği”?
Tamam bütün çocuklar çiçektir; ama cehennem çiçeğinin sizin için anlamı nedir? Bu çiçeğe ne anlam yüklememiz gerekir?
Çocuklar bizim tahmin ettiğimizden ve dile getirebildiklerinden çok daha fazlasını bilirler. Ayrıca çocukluğun sonsuz bir yalnızlık duygusuyla iç içe olduğunu da düşünürüm. Biz onları, daha ziyade görmek istediğimiz şekilde değerlendirip “bahar çiçeği” yakıştırmasını yapıyoruz sanıyorum. Bilhassa Alper Kamu gibi bir çocuğa bahar çiçeğinden ziyade cehennem çiçeği demek daha doğru geliyor. Bir de, eğri oturalım doğru konuşalım, hayat pek öyle güllük gülistanlık bir şey değil, hep birlikte el ele kaçınılmaz bir sona doğru ilerlerken yapabileceğimiz en iyi şey bu cehennemde biraz çiçeklendirme yapmaktır herhalde.

- Kitaplarınızın geneline baktığımızda” Tatlı Rüyalar” olsun “Cehennem Çiçeği” olsun yüksek dozda bir mizah var. Gülmeyi sevene kahkaha attıran, gülmeyene de bıyık altından güldüren bir mizah bu. Bir röportajınızda okumuştum “Hıçkırıklarla güldüren kahkalarla ağlatan kitapların yazarı olmak isterim” demiştiniz. Sizin kitaplarınızda mizah önemli bir unsur mu?
Mizah elbette çok güçlü bir dramatik unsur, benim kitaplarımda da yüksek dozda bulunur. Kara mizah, mizahın en sevdiğim şekli ve ben de böyle hikayeler yazmayı seviyorum.

- “Oğullar ve Rencide Ruhlar” kitabınızın arka kapağında şöyle bi cümle vardı. “Beş yaş insanın en olgun çağıdır; sonra çürüme başlar.” Sizce bir insanın olgunluk çağı çocukluğu mudur ?
Bu cümle, Oğullar ve Rencide Ruhlar’ın giriş cümlesidir. Alper Kamu hikayeleri en temelde psikanalitik polisiyelerdir ve spesifik olarak da Oidipal dönemde oluşmuş nevroz ve saplantılarla ilgilidir. Oidipal Dönem 5 yaşa denk gelir biliyorsunuz; bu cümlede ifade edilen olgunluktan çürümeye geçiş, Oidipal çatışmanın yarattığı ruhsal travmalara işaret eder. Kahramanın bu yaşta olması özellikle önemlidir yani.

- Bir edebiyatçının doygunluk noktası var mıdır? Yazdıkları karşılığında herhangi bir ödül, maddi herhangi bir beklentisi olmasa da doygunluğa ulaşabileceğiniz bir nokta var mı? Mesela sizin için nobel almak bir kriter mi ?
Doğrusu her tür ödülün tartışılabilir tarafı vardır ama Nobel ödülüne karşı en ağır eleştirileri yapanların, bu ödülü almaları söz konusu olduğu takdirde fikirlerinin önemli ölçüde yumuşayacağına inanıyorum. Eserlerinin maddi karşılık bulması (buna geniş okur kitlelerinin teveccühünü de dahil ediyorum) yazara, cesaret ve hatta bir nebze mutluluk bile sağlayabilir ama iyi bir sanatçının doygunluğa ulaşacağını sanmıyorum pek. İçi içini yiyen, huzursuz ve güvensiz tiplerdir sanatçılar genellikle.

- Murat Menteş’in “Dublörün Dilemması” kitabının kapağında olma hikayesi nedir? Bir yazar olarak başka bir yazarın kitap kapağında yer alması ego açısından herkesin kabul edebileceği bir şey midir?
Bir yazarın başka bir yazardan kitabının kapağında yer almasını istemesi çok daha yüce gönüllülük isteyen bir şeydir diye düşünüyorum. Yani burada takdir edilmesi gereken kişi Murat Menteş’in kendisidir bence.

- Almanya’da yayımlanan dünya edebiyatının “en iyiler” listesine giren ilk Türk yazar Alper Canıgüz, Nobel ödüllü Çinli yazar Mo Yan’ı geçerek ikinci sırada yer aldı. Kendisine göre en iyinin kıstası nedir?
Bu türden listeler iyidir hoştur ama her tür tartışmaya da açık ve geçicidir elbette. Kaçınılmaz olarak jüriler değerlendirme yapmak için bazı ölçütler belirler ama günün sonunda bu işlerde en iyiden söz etmek hakikaten çok zordur. Sefiller’le Anna Karenina’yı nasıl karşılaştıracaksınız ki? Sevdiğim, çok iyi bulduğum pek çok roman vardır ama falanca en iyisidir derken bile aslında pek mantıklı konuşmadığımı bilirim. Çok sıkıştırırsanız mesela, bana göre dünyada yazılmış en iyi romanın Notre Dame’ın Kamburu olduğunu söyleyebilirim, biraz daha sıkıştırırsanız iddiamı geri çekerim.

- Bu da size çok sorulan bir sorudur ama sormadan duramadım. Alper Kamu’nun Albert Camus’la sadece isim benzerliği mi var?
E çok açık bir gönderme bu elbette. Öte yandan hep söylüyorum, Alper Kamu aynı zamanda “Ben gurbette değilim / Gurbet benim içimde” diyen Kemalettin Kamu’yla da adaştır.

- Okurlar bir kitabın yazarıyla arkadaş olmak istiyorsa bu çok değerlidir. Sizin okularınız arasında da “Onunla arkadaş olmak istiyorum” diyen çok. Siz kimlerle, hangi yazarlarla arkadaş olmak isterdiniz?
Akıllı insan yazarlarla arkadaş olmayı pek istemez kanımca ama Emily Bronte’yi tanımayı isterdim sanırım. Uzaktan bakıldığında Eduardo Mendoza, Will Ferguson, Anton Çehov da hoşsohbet insanlar gibi duruyorlar. Öte yandan biraz yakından tanısam belki de hiçbiriyle anlaşamayabilirdik. Kim bilir?

- Cehennemin hayatında vicdan azabına tekabül ettiğini söylemişsiniz. En büyük vicdan azabınız nedir? Kendi cehenneminizi anlatabilir misiniz?
Bunu romanlarımda ve bol miktarda kahkahanın arkasına saklayarak yapmayı tercih ediyorum.

- Alper Canıgüz’ün cenneti neresidir? Cennet nasıl tarif edilir?
Bir cennet tahayyül edemiyorum. Daha ziyade Descartes’ın sonsuz tanımlaması gibi bir şeyden söz edebilirim belki; sonsuzu hayal edemezsiniz, sonlu olanı yadsıyarak bu konuda bir fikir edinebilirsiniz ancak. Ama bu soruyu mantar müptelalarına sorarsanız hayli farklı bir yanıt alacağınızdan eminim.

- Emrah Serbes sizin için “Tekerlek izinden ayrılmış” bir kalem diyor. Sizin son dönem Türkiye edebiyatında kendi yolunda yeni izler bıraktığını düşündüğümüz özgün yazarlar kimler?
Murat Uyurkulak, Murat Menteş, Emrah Serbes, Hakan Bıçakçı, İhsan Oktay Anar, Cem Akaş, Hakan Günday, Algan Sezgintüredi… Pek çok değerli yazarımız var bence.

- Alper Kamu serisi bu kitaptan sonra da devam edecek mi ya da Alper büyüyecek mi ? Örneğin 20 yaşında ya da 30 yaşında bir Alper Kamu okuyacak mıyız?
Alper Kamu 5 olan ve kalandır; bunun neden böyle olduğunun yanıtı Cehennem Çiçeği’nde mevcut. Ömrüm vefa ettikçe bir diğer Alper Kamu romanı ihtimali her zaman varolacak gibi görünüyor.

Kenan Taş
@esaskenan

App. Store’dan iPad ve iPhone’nunuza indirmek için TIKLAYINIZ