Kaçan Kovalanır: Peşimdeki Şeytan

Salı, 12 Mayıs 2015 10:08

Son aylarda bir korku filmleri Rönesansı’nın içinde olduğumuz konuşuluyor. En azından genelde Amerikalı film eleştirmeni arkadaşlarımdan oluşan twitter timeline’ımda durum böyle. Ama pek çok konuda olduğu gibi bunda da yanılıyorlar. Geçen sene yere göre sığdırılamayan ama aslında dev bir balon olan Karabasan’la (The Babadook) başlamış güya bu devrim. Bu yıl da en önce Cannes Film Festivali’nde, sonra da Sundance’ta kendinden çok söz ettiren Peşimdeki Şeytan’la (It Follows) devam ediyor. Topu topu iki tane film nasıl bir Rönesans oluyor ben tam anlayamıyorum doğrusu. Zaten aynı Karabasan gibi Peşimdeki Şeytan’da da pek bir numara yok.

Jay (Maika Monroe), yaşıtları gibi günlerini arkadaşlarıyla geçiren sıradan bir genç kız. Bir gün hoşlandığı çocukla beraber oluyor; fakat sonra oğlan bizimkini bayıltıyor. Jay uyandığında kendini şehir dışındaki bir harabede, eli kolu bağlı bir şekilde buluyor. Nedeni şu: Cinsel birleşme yoluyla kişiden kişiye aktarılan bir laneti üstüne almış. Başka biriyle birlikte olana kadar peşine çok yavaş ilerleyen, kılıktan kılığa giren ve sadece kendisinin gördüğü bir canavar takılıyor. Yakalarsa onu öldürecek ve lanet bir önceki kişiye geri dönecek. Böyle de devam edecek. Jay de arkadaşlarıyla bir araya gelip kendini izleyen bu ürkütücü ifritten kurtulmanın bir yolunu bulmak için arayışa koyuluyor.

1980’lerin korku filmleri, özellikle John Carpenter sinemasını andıran ama seksenlere düşkün olan hipsterlar gibi yapaylığı her tarafından okunan zorlama bir film bu. David Robert Mitchell’ın bir önceki filmi The Myth of the American Sleepover, yönetmenin nostaljiye gereksiz bir şekilde açık olduğunu ortaya koymuştu zaten. Zaten baştan filmin merkezi fikrinin öyle ahım şahım orijinal veya ilginç olduğunu düşünmüyorum. Eğer kafanızı biraz çalıştırırsanız lanetten kurtulmanın pek çok yolunu bulabilirsiniz. Ki en bariz çözüm filmin en sonunda kullanılıyor.

Hoş bu pek önemli değil çünkü Peşimdeki Şeytan’daki lanet, “BEN BİR METAFORUM” diye bağırıyor. Cinsel yolda bulaşan hastalıklardan tut (ki bu bile AIDS’in ilk olarak ortaya çıktığı veya daha doğrusu hakkında konuşulmaya başlandığı 1980’lere bir gönderme), Amerikan üçüncü dalga feministlerinin kadınların günlük çilesine bakış açıları. Kadınların erkeklere göre çok daha kötü ve zor bir hayat yaşadıkları, ikinci sınıf vatandaş olarak hayatlarını sürdürdükleri apaçık ortada. Fakat genel olarak rahatta olan burjuva Amerikalıların cinsiyetçilikten önce sınıf sorunu ve tüm dünyaya Amerikan bayrağı desenli at gözlükleriyle bakmayı bırakmaları gerek.

Hazırlayan: ALİ ARIKAN

Yazının devamı ve Dipnot Tablet’in 216. sayısını indirmek için:

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play