Kaçakçıların Peşinden Rojava; Bir Yol Hikayesi…

Çarşamba, 2 Ekim 2013 12:16

Türkiye Suriye sınırının sıfır noktası…

Sınır tam olarak belli değil. Ortada ne tel örgüler var ne de bir kontrol noktası. Ama sadece bilenlerin bildiği, gözle görülmeyen elle tutulmayan sınırın bir yakası Suriye, bir yakası Türkiye….

Adını veremediğimiz şehir merkezinde buluştuğumuz kaçakçılarla sınırdan Rojava bölgesine doğru yola çıkıyoruz.  Birazdan sadece kaçakçıların bildiği bir yoldan sınırı geçeceğiz.

Toplam 6 kişiyiz. Kaçakçıların isimleri, yüzleri yok. Türkiye Suriye sınırında kaçakçılar için iki  şey konuşuyor. İlki para ikincisi güven. Yolculuk boyunca isimleri, yüzleri hatta şehir isimlerini bile güvenlik nedeni ile gizli tutacağıma söz veriyorum. Suriye sınırına 2 km kala araçtan inip yolumuza yaya olarak devam ediyoruz. Bu yolculuk toplam 2 saat sürüyor. Kaçakçıların hemen her gün geçtiği bu dağ patikasından ilk kez geçiyorum. Telaşlı adımların arkasında yürünen patikanın etrafının sağlı sollu mayınlarla kaplı olmasının payı  çok büyük. Eğer sınır devriyesine yakalanırlarsak kaçabileceğimiz hemen hiçbir yer yok. Bu yüzden koşarcasına bir telaşla yürüyoruz. Bu gizli yürüyüşümüze sadece etraftaki dağların yüksek tepeleri tanıklık ediyor.

Kaçakçıların ellerindeki poşetlerde  ilaç, elbise ve baklava var. Evet, yanlış duymadınız Baklava…  Gideceğimiz yer Rojava Bölgesi o kadar izole edilmiş bir vaziyetteki temel besin maddelerini bile insanlar  kaçak yollardan bölgeye sokuluyor.

Bu yol sadece kaçakçıların bildiği bir yol. Ancak bu toprakları iyi bilenler sınırı geçip geçmediğinizi anlayabiliyor. Küçük bir dereyi geçtikten sonra kaçakçılar artık Suriye tarafındayız’ deyince sınırı aştığımızı anlayabildim.

Karşı tarafta geçtikten sonra bizi üstü açık bir kamyonet bekliyor. Sınırdan kaçak olarak geçirilen malzemeler kamyonete yükleniyor ve Rojava’ya doğru yola çıkıyoruz.

Bombalanmış binalar dışında gözümüze çarpan, Suriye’nin bir çok bölgesinde  görmeye alışık olduğumuz   2 varilden oluşan yol üstü benzinlikleri. Bölgenin tek geçim kaynağı olan bu seyyar benzinlikler nerede ise  20 metre aralıklarla sıralanmış..

Rojava kürtçede batı anlamına geliyor, ve 3 farklı bölgeden oluşuyor. Afrin, Kobani ve Cizir. Gelin görün ki bu 3 bölge arasında geçiş yok.  Mesela Afrin’den başka bir bölgeye geçmek için İlk önce Türkiye sınırından Türkiye’ye geçip sonra tekrar kaçak olarak öbür bölgeye geçebiliyorsunuz. Çünkü ara bölgelerde Özgür Suriye Ordusu ve El kaide bağlantılı gruplar, El Nusra ve  Irak Şam İslam Devleti bölgeler arası geçişleri tutmuşlar. Bazı noktalarda hala çatışmalar devam ediyor. O yüzden bölgenin bir çok noktasına geçemiyoruz…

Aslında şu an yaşanan bu çatışma, iç savaş başlamadan önce ta 1976 yılında benimsenen bir politikanın ürünü. O yıllarda Suriye’de bir noktada Kürt nüfus ağırlıktaysa hemen yanındaki bölgeye Araplar yerleştiriliyormuş. İşte bu yüzden de Suriye’nin Rojava bölgesi farklı grupların elinde bulundurduğu birbirinden ayrı şehirlerden oluşuyor. Etnik işgüzarlık iç savaş olarak geri dönmüş durumda. İşte  bu gruplar birbiriyle savaşıyor. Kürtlerin elinde bulunan Afrin, Kobani, Cizir gibi şehirler Kürt yüksek konseyine bağlılar.

15 gün öncesine kadar şiddetli çatışmaların  yaşandığı  Afrin bölgesinde şu anda bir sakinlik hakim.  Bir cepheye doğru ilerliyoruz. Halep’te aklımızda kalan cephe kavramı burada başka bir hal alıyor. Şehir hayatından uzaklaşarak kırsal kesimde geniş bir alanlarda cepheler oluşturulmuş.Tepeye doğru yol alıyoruz. Sıfır noktasına doğru 20 yaşlarında eli silahlı bir genç bizi karşılıyor. Silahın boyu ile savaşçının boyu neredeyse aynı…

Tüm tepenin kürt birlikleri tarafından tutulduğunu zannediyorum  ama yanılmışım. Halep haberinde adını sıkça duyduğum Liva’yı Tevhid grubu tepenin bir tarafını , diğer tarafını ise PYD’nin askeri birlikleri YPG tutmuş durumda. Bazen savaşıyorlar, kanlı çatışmalar yaşanıyor bazen de  sakinlik içerisinde karşılıklı olarak birbirlerine bakarak öylece oturuyorlar.

Sonra Tekrardan şehir merkezine doğru yol alıyoruz.Bir okulun bahçesine giriyorum. Zira şu anda okulun sınıfları boşaltılıp birer sığınma evine dönüştürülmüş. Halep’te savaştan kaçan aileler burada kalıyor. Okulun bahçesinde ise teneffüse çıkmış çocuklar değil, buraya sığınan göçmen çocuklar oynuyor. Okul sıralarından bozma kay kayları tek eğlenceleri…

Afrin geneline baktığımızda şu anda  Rojava bölgesinin  en sakin şehri. Şehir bombardımandan, çatışmalardan nasibi almış. Buna rağmen Suriye’nin sıcak çatışmaların devam ettiği diğer kentlerinden hiçbir farkı yok. Aynen Halep’te olduğu gibi tam bir yıldır şehrin tamamında ne gece ne gündüz elektrik var. Durumu iyi olanlar jeneratörle idare ediyor, imkânları kısıtlı olanlar ise farklı yöntemler bulmaya çalışıyor. Kalacağımız eve doğru giderken ev sahibi “Hazır mısın bu akşamı elektriksiz internetsiz geçirmeye “diyor. Yüzüne doğru bakıyorum ama cevap veremiyorum. Düşünün yarım saat internetsiz kaldığınızda, elektrik kesildiğinde, su akmadığında aramadığımız numara kalmıyor. Hatta kendi kendimize de hayıflanıyoruz. Ama burada tam bir yıldır elektrik yok…

İnsani temel ihtiyaçlar bile bu bölgeye çok zor şartlarda giriyor. Çoğu zaman en temel besin maddesi ekmeği zor temin ettiklerini dile getiriyorlar. 700 bine yakın nüfusu olan şehirde sadece 2 tane fırın var. Eğer kaçak yollardan ve yardım derneklerinden yardım gelmezse hayatta kalmak için bile büyük bir mücadeleye girmeleri gerekiyor.

Ayrıca bu bölgede ciddi bir sağlık sorunu var. İç savaş başladıktan sonra diğer bölgelerde olduğu gibi burada da ilaç sıkıntısı baş göstermiş.  Temiz içme suyu sorunu olduğundan hastaneye gelenlerin yarıdan fazlası zehirlenme vakası yaşıyor. Hastane şehrin ortasında. Şehre dışarıdan baktığınızda savaşın izlerini görmek mümkün değil. Ancak hastanenin içine girip doktorlarla konuştuğumuzda Rojava’nın çaresizliğini daha iyi anlıyorsunuz.

Her savaşta olduğu gibi Suriye’de de hangi kapıyı çalsanız farklı ve dramatik bir hikâyeyle karşılaşıyorsunuz. Bombardımanda ölen çocuklar, yaralanan gençler, gözü yaşlı kadınlar, yaşlılar Ama anlatılanlar arasında öyle hikâyeler var ki insanın kanını donduruyor.

Rojava’nın üç bölgesinde kuşatma devam ediyor ancak cepheler arasında mevziler sık sık el değiştiriyor. Türkiye’den yardım gidecek bütün kapılar kapalı. Suriye tarafından  etrafları çevrili. 700 bin insan savaşın ortasında küçücük bir bölgeye sıkışıp kalmış durumdalar. PYD lideri Salih Müslim şu aralar bu izolasyonu aşamanın yollarını bulabilmek için Türkiye ve Avrupa başkentleri arasında mekik dokuyor. Türkiye’de devlet yetkilileri Salih Müslim’in kimi demeçleri karşısında homurdanıyor; ama şu anda somut bir adım da atılmıyor. Kapalı kapılar ardında Suriye’nin geleceğine yönelik pazarlıklar hesaplar yapılırken o kapıların ön tarafında Rojava’daki kürtler için sesinin çıkartıp, yardım etmeye çalışan tek kurum BDP ve yerel kürt politikacılar. Zaman zaman kendi imkânları ile topladıkları yardımları Rojava bölgesine geçirebilmek için yetkililerin iznini bekliyorlar.

Bugün Rojava’ya giden bütün sınır kapıları kapalı. Buraya girmekte zor, dönmekte…

CNN Türk  5N1K programı için gittiğim Rojava’dan  dönüş yoluna ne yazık ki yine kaçakçılar eşliğinde çıkmak zorunda kalıyorum. Bu sefer başka bir güzergâhtan Türkiye’ye giriş yapacağız. Yine bir noktaya kadar arabayla, ardından arabadan inip yürüyerek sınırI geçmeye çalışıyorum. Yanındaki kaçakçılarla birlikte yürümeye başlıyorum. Kaçakçılar için yollar anlık olarak değişiyor. Mayınlı arazide küçük patikaların dışına çıkmanın bedeli mayınlara basmak ile ödenebilir. Bu yüzden  en çok ben olmak üzere herkes tedirgin. Ömrünün en uzun yolunu gerginlik ölüm korkusu yakalanma korkusu sevdiklerimin saniyelik görüntüleri eşliğinde geçiyorum.

Bir karpuz tarlasındayım. Sınırın neresinde olduğunu bilmiyorum.Kaçakçılar kamerayı çantama koymam için uyarıyor. Ben ise bir an önce Türkiye tarafına geçme telaşındayım.

Güneş yavaş yavaş Suriye Türkiye sınırında sıradan bir günü daha arkasında bırakıp tatlı tatlı batarken kaçakçılar koşar adım karpuz tarlasında ilerliyoruz.

Başkaları tarafından görülmeleri en hafifinden yakalanmaları anlamına gelecek.

Koşuyoruz, koşuyoruz,

Beni  almaya gelen aracı gördükten sonra biraz rahatlıyorum ama araca binene kadar ki korkuyu Ne Halep’te  ne  de başka bir noktada yaşadım. araca bindiğimdeki  ki ruh hali sanırım şu anda Suriye’deki iç savaşta Rojava’da sıkışıp kalan, kaçmaya çalışan ve bunu başaran insanların ruh halini özetleyecek şekilde söze gerek bırakmıyor….

Kenan Taş