“İyi Bir Oyuncu Olmak İçin Çabalarken Ruhumu Tedavi Ettim”

Cumartesi, 9 Nisan 2016 11:00

GİZEM KABOĞLU

Gecenin Kraliçesi ile ekranda olan Deniz Celiloğlu ile Dipnot Tablet Dergi için uzun uzun söyleştik… Röportajın anahtar kelimeleri ile Deniz kimdir derseniz: Permakültür meraklısı, tam bir mutfaksever, her daim sevgilisi olan, insanoğlunun yalnızlığını dert edinen, müzikle uğraşmaktan keyif alan başarılı bir oyuncu o… Oyunculukla ruhunu tedavi eden, tiyatro sahnesini de ihmal etmeyen, kendi deyimiyle “analog” yaşayan biri… Daha yakından tanımak isterseniz, sizi aşağıdaki açık sözlü satırlara davet ediyorum.

 

Kimliğini en çok göçmenlik üzerinden tanımladığını düşündüm röportajlarını okurken… Kimlikler yaraların olduğu yerlerde oluşur denir. Sen nasıl yaralandın?

Aidiyetsizlik. Bir göçmenin, en belirgin ve baskın olarak hissettiği duygu budur. Ben gerçi Türkiye’ye geldiğimde 3 yaşımdaydım, yazlar dışında burada büyüdüm, okula burada gittim. Fakat benim burada bir geçmişim yoktu, akrabalarım, kuzenlerim, başkaları gibi yazlarımı geçirdiğim yazlık arkadaşlarım olmadı. Kişi geleceğini geçmişi üzerine kurar. Benim bu ülkede geçmişim yoktu, geleceğimi kurarken de biraz el yordamıyla daha çok hayal gücüyle geldim üstesinden. Büyük ihtimalle beni oyunculuğa iten şey de bu oldu.

 

Nasıl bir yönelim bu biraz daha açar mısın?

Ben bütün ilk gençliğimi, bu duygu ve yaşamıma etkileriyle boğuşarak geçirdim. Karakterini yaratma aşamasında, herkesin hayatta bir takım sınavları oluyor. Ya o sınavlardan geçip sağlıklı bir kişilik oluşturuyorsun, ya da kalıp bütün bir hayat ceremesini çekiyorsun. Benimki de buydu. Aidiyet. Oyunculuk okumam bu anlamda en büyük yardımcım oldu. Kendini en karanlık ve en mahrem kuytu köşelerine kadar tanımadan, bilmeden bir başkası olmanız imkansız. Aslında bir şekilde iyi oyuncu olmak için çabalarken, ruhumu ve kişiliğimi de tedavi etmiş oldum.

GKP_1912

 

“Bütün bu oyunculuk serüveninde benim için tanrı senarist.” demişsin, Türkiye’de kimin yazdığı bir eserde rol almak istersin?

Keşke Fatih Akın olsa, fakat artık sinema bile yapmıyor sanıyorum. Yavuz Turgul çok güçlü bir hikaye anlatıcısı, çok inandırıcı. Semih Kaplanoğlu’nu takip ediyorum son zamanlarda, Berkun Oya’ya değişik bir hayranlığım var. Kafasını çok seviyorum. Özellikle tiyatroda… Fakat televizyonda bu işi en iyi yapan isim Meral Okay’dı, Onunla çalışabilmeyi çok isterdim.

 

BU OYUNA GELİP İKİ TOKAT YİYİP GİDİNİZ LÜTFEN!

Babil ile de tiyatro sahnesinde izleyebiliyoruz seni… Neler bekliyor bizi bu oyunda?

Gerçekler. İşçi ölümlerini konu alan bir inşaatta geçen, bir oyun bu. Bizim bir şekilde günlük yaşantımızda sürekli maruz kaldığımız, bir yerlerden duyduğumuz okuduğumuz haberler bunlar. Fakat aynı sebepten dolayı da, artık bu meseleye hissizleşmiş durumdayız. Gelip iki tokat yiyip gidiniz lütfen. Biz değiliz tokadı atan, yani tiyatrocular olarak yönetmen olarak bizler değiliz… Gerçekler, tokat atıyor. Yüzümüzü döndüğümüz gerçekler onlar, ölüm..

 

Final kararı üzerine soruyorum, sence neden Gecenin Kraliçesi salı gecelerinin kraliçesi olamadı?
Gerçekten çok emek harcandı. Çok iyi oyuncularla işini çok iyi yapan ekibiyle, iddalı bir yapımdı, fakat takdir izleyicinin. Beş on sene önce bu konuda tahminler yürütmek biraz daha olasıydı , fakat artık hangi iş tutar ne tutmaz seyirci ne izler ne izlemez artık kestiremiyorsunuz. Eskiden tutan kalıplar, şablonlar tutmuyor artık televizyonda… Yeni bir şeyler, yeni hikayeler ve kahramanlar denenmeli diye düşünüyorum.

10

 

EN BÜYÜK DERDİMİZ YALNIZLIK

Projelerde sosyal mesaj kaygın olduğunu okudum, sence hangi “sorun” en büyük derdi bu toplumun?

En büyük derdimiz yalnızlık. En büyük eksiğimiz güven. Kimse birbirine güvenmiyor. Dertler, sıkıntılar, mutsuzluklar, dünyanın her yerinde her zaman vardı, var, var olmaya da devam edecek. Ama insanın yalnızılığını paylaştığı, hayata birlikte göğüs gerdiği; eşi, dostu, arkadaşı, sevgilisi varsa eğer -ama gerçekten varsa- hayat asla incitemez sizi. Daha gerçek ilişkiler kurmamız gerek. Daha iyi insanlar olmamız lazım hayatta. Kime sorsanız herkes arkadaşından, eşinden, dostundan bir kazık yemiştir. Peki sen kimsin? Sen de başka birilerinin arkadaşısın… Bilmem anlatabiliyor muyum.

 

Bir tweetinde “postacılar görünmez kahramanlar, onları görünce mutlu oluyorum” diyorsun. Hadi biraz varsayım yapalım, postacı sana kimden mektup getirse çok şaşırır ve mutlu olursun. Ne yazar o mektupta?

Kimden geleceğini söyleyemem (Gülüyor) Fakat ‘Fringe’ i izleyeniniz var mıdır bilmiyorum ama  bu çok şahane nadide soruya cevap olarak, oradan bir gönderme yapmak isterim. Beyaz bir lale gelmesini isterdim. O kadar…

 

HER DAİM SEVGİLİN VAR MIDIR?

“EVET!”

“Sevgi paylaşarak büyür. Bu yüzden yalnız kalamam.” diyorsun bir demecinde, pek özel hayat sormam ama gerçekten merak ediyorum. Her daim sevgilisi olan bir adam mıdır Deniz Celiloğlu?

Evet. (Gülüyor)  Yani sevgi, sevmek, sevilmek, paylaşmak çok güzel, yaratmak için, mutlu olmak için hayatın keyfini çıkarmak için, gerekli bir şey. Neden yalnız olsun insan? Kendi özel alanının, zamanının olmamasından bahsetmiyorum ama burada… İnsanın mutlaka kendiyle kaldığı, sadece kendisine ait zamanlarının da olması lazım. Sağlıklı bir psikoloji için bu da çok gerekli bir şey… Hem ilişki yaşayıp hem kendi özel zamanını da koruyabilen insanlar olmaya çalışıyoruz, buna önem veren, bunu anlayan birileriyle olacak iş zaten bunlar…

 

Müzik merakın olduğunu biliyorum. Bestelerin de mevcutmuş, albüm veya sahne çalışmaları var mı?

Var evet. Çok istediğim bir şey. Yaptığım müzikleri insanlarla paylaşmak, sahnede o heyecanlı hadiseyi yaşamak çok büyüleyici ama yoğunluk da var. Şimdilik planlar ve hayaller var sadece ama çok uzun sürmeyecek bekleyiş. Kısa zamanda hayata geçecek bunlar… Albüm gibi değil. Keyif ve eğlenmek için yaptığımız bir şeyler olmasını istiyorum.

 

Neden müzik seçkinizin bir numarasında “How It Ends” var? “

Bu soruyu sorduğun için ayrıca mutlu oldum. (Gülüyor) Teşekkür ederim. Evet o şarkının playlistin başında olmasının da bir manası var benim için…

 

Bu şarkı ne vadediyor sana?

Şarkının sözleri çok etkiliyor beni, biraz bible falan dinsel bir hikaye aslında anlatılan, ama ben biraz daha başka bir okuma yapıyorum. İnsanın içine doğru çıktığı bir yolculuk, kendi gerçekliğine ulaştığı, kendini bulduğu bir sezme ve kendine inanma gücunden bahsediyor şarkı. “Nasıl biteceğini biliyorsun” diyor şarkının sözleri. Benim için aslında anlamı şu; kendi içine ruhuna dönüp sorduğun zaman ve onu gerçekten dinlemeyi bildiğin zaman, işte aldığın cevap bu “Nasıl biteceğini biliyorsun.” Sen nasıl bitmesini istiyorsan öyle bitecek. Mesela o playlist hiç bitmeyecek. (Gülüyor)

 

MUTFAK BENİM İÇİN BİR OYUN ALANI

Geri dönüşüm odaklı yaşadığını duydum. Permakültür seviyesinde bir alışkanlık mı bu?

Ben hayatımı her anında analog yaşamayı seven biriyim. Yaptığım, uğraştığım her şeyin organik bir süreci, anlamı ve oluşumu var benim için. Müziği plaktan dinliyorum. O şarkıyı dinleyeceğim diye, o plak kabından çıkar, tozu silinir, pikaba yerleşir, iğne üstüne getirilir, tuşlar butonlar indirilir, çevrilir sonra müzik sesi gelir. Sigara içmem, tütün sararım. Yeni ev eşyaları, mobilyalar almam, kullanılmış olanı tercih ediyorum. Bir şekilde tüketim saçmalığının olabildiğince az içinde olmaya çalışıyorum. Evet teknolojik aletlerim de var, ama onlara da ihtiyacım olduğu için; yoktan ihtiyaç yarattığım için değil… Ve mutlaka ama mutlaka geri dönüşüm yapıyorum. Bu konuda çok netim, bu sebepten bitirdiğim arkadaşlıklarım var. Ben en büyük sorumluluğumuzun doğaya karşı olduğunu düşünüyorum. Doğayı koruyup, onun için doğru olanı yapmayan birinin hiçbir konuda samimiyetine ve dürüstlüğüne inanamam.

 

Yemek yapmayı çok severmişsin…

Doğru bayılıyorum. Yemeğimi de kendim hazırlıyor olmak, büyük haz veriyor bana. Daha çok İtalyan mutfağı tarzı yemekler seviyorum. Mutlaka doğaçlama yapıyorum yemek yaparken, tarifleri genelde değiştirip her seferinde başka bir şekilde denemeye çalışıyorum. Mutfak benim için oyun alanı gibi bir yer. Çorbalarda çok iddalıyım.

 

Rica etsem bir de püf noktası paylaşır mısın bizlerle?

Her türlü çorbaya ister geleneksel ister dünya mutfağından olsun, çeşitli peynirler eklenemizi tavsiye ederim. İnanılmaz lezzetler yakalıyorsun. İsli peynirler, parmesan ricotta gibi ağır eski İtalyan peynirleri çorbalara çok yakışıyor. Bir de etlerle ilgili bir tüyo vereyim. Ağır soslarla tatlandırmak yerine, en az 24 saat öncesinden istediğiniz baharatlar, sarımsak, zeytinyağı ve isteğe göre çeşitli soslarla marine edip beklettikten sonra hem daha hafif olacak, hem de etin tadını daha yoğun hissedeceksiniz.

 

Röportajdaki tek klişe soruyu sona sakladım, vakit ayırdığın için teşekkürler… Yeni projeler var mı?

Var evet. Bu seneki İstanbul Tiyatro Festivali için hazırladığımız yeni bir oyun var. Şu aralar onun provaları devam ediyor. Kahramanın El Kitabı oyunun adı. İlhami Algör’ün. “Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku” ve “Albayım Beni Nezahat ile Evlendir “adlı romanlarından Şule Ateş tarafından uyarlanan bir metin. Tek Kişilik bir performans olacak. Mayıs ayında Talimhane Tiyatrosu’nda oynayacağız. Onun dışında Rami Matin’in yöneteceği kara mizah türünde bir sinema filmi çekeceğiz Temmuz ayında. Tam olarak netleşmeyen de biz dizi projesi var. Yaz başı da o olabilir. Buralardayız yani, sık sık görüşeceğiz. Ben teşekkür ederim.