İşin Uzmanına Sorduk: Faiz Lobisi Nedir ve Nasıl Çalışır?

Pazartesi, 17 Haziran 2013 09:34

Faiz_lobisineRadikal Yazarı Uğur Gürses: ‘Faiz lobisi işler iyi gitmediği zaman kullanılan siyasi bir metafordur’

‘Faiz lobisi’ işler iyi gitmediği zaman kullanılan siyasi bir metafor halini aldı. Çoğunlukla da ‘eski Türkiye’nin ‘dış güçler-dış mihraklar’ atfı ile birlikte kullanılıyor. Kimdir, necidir, nereden kaynaklanıyor bilen ve anlatan yok. Ama ekonomiye itibar kaybettiren bir şey varsa o da bu söylemin sıklıkla dile getirilmesidir.

Bunun Başbakan tarafından da ifade edilmesi mealen şunu yaratıyor: Biz o kadar güçlü değiliz, küçük bir sarsıntıda yıkılacak kadar basit finansal dengelerimiz var. Her önüne gelen manipüle edebilir; faizler çıkar, borsa çakılır.

‘Faiz lobisi-dış mihrak’ edebiyatı 2011’deki piyasa çalkantısı sırasında da pıtrak gibi ortaya çıkıvermiş, iktidar partisi ve çevrelerinde dillendirilmişti. Ne ilginç ki; sonrasında faizler arttırılarak işler düzeltilme yoluna gidildi, birdenbire de ‘lobi’ unutuldu gitti.

Uluslararası konjonktürde bozulan havayı da dikkate alıp Ankara’nın bir an önce şu ‘faiz lobisi’ fobisini bırakıp, çatışmacı havadan çıkması gerekiyor. Yoksa ekonomiye kısa vadede en büyük hasarı bizatihi çatışmacı siyaset, söylem ve yönetim hataları getirmiş olacak.

Yaşar Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Erinç Yeldan: ‘Hükümet bu krizdeki sorumluluğunu ört bas edebilmek için ‘Faiz lobisi’ kavramını yarattı’

“Faiz” sözcüğünün içinde barındırdığı hem üretkenlikten kopuk, haksız rantiyer kazanç biçimlerini çağrıştırıyor olması, hem de İslami inanç sistemi içerisinde taşıdığı olumsuz öğeler bakımından halk tarafından rahatlıkla ortak düşman biçimde yansıtılması söz konusu olmaktadır. Siyasi gerginliğin tırmandığı ve ekonomik göstergelerin bozulmaya başladığı bu tür kriz dönemlerinde tarih boyunca bütün iktidarlar krizin gerçek sorumluluğunu gözden kaçırmak maksadıyla “hayali ya da gerçek yeni düşmanlar” yaratırlar. Çoğunlukla “dışarıdan” yaratılan tehdit ve müdahaleler algısı ülke içinde bu tür krizlerin sorumluluğunu ötekilere” yıkmak ve “ülkenin bütünlüğü ve ulusal çıkarlar” gibi söz oyunları ardında ortak düşman yaratarak atlatmaya yönelik olur. Dolayısıyla faiz lobisi, hükümetin bu krizdeki sorumluluğunu ört bas edebilmek için yarattığı bir kavram olarak değerlendirmekteyim

Öte yandan Türkiye’nin 2002 sonrası tarihi ulusal ekonomide faizlerin özellikle yüksek tutularak yurt dışı sermaye girişlerinin uyarılmasına dayana spekülatif bir büyüme sürecini dile getirmektedir. Sıcak para akımlarına dayalı spekülasyon, AKP döneminin en ayırt edici özelliğidir. Dolayısıyla, AKP iktidarı IMF programının ana öğesi olan yüksek faiz politikasını ısrarla sürdürmüş durumdaydı. Bu politika sayesinde cari işlemler açığını finanse eden sıcak para akımları yurt dışına çekilebilmiş ve yaratılan döviz bolluğu sayesinde ekonomi canlı tutulabilmiş idi.

İstanbul Üniversitesi Bankacılık Araştırma Merkezi Müdürü Yrd. Doç. Dr. Kadir Tuna: ‘Yabancı yatırıcımlar Türkiye ekonomisindeki istikrardan memnun değil’

Faiz lobisi için yapılmış ortak bir tanım yok. Eğer bir tanım yapmak gerekirse dünyadaki farklı piyasalardaki faiz koşullarından yararlanarak en yüksek karı elde etmeye çalışan yatırım grupları diyebiliriz. Yatırımcılar bir ülkeye doğrudan ve portföy yatırımı yapmak için gelir. Portföy yatırımları, tahvil ve hisse senedi satın alımı gibi sermaye piyasası araçlarına yapılan yatırımlardır. Bu tür sermaye büyük ölçüde spekülatiftir ve sıcak para özelliği taşıyabilmektedir.

Gelişmekte olan ekonomilerde yabancı yatırımcı için gelişmiş ekonomilerdeki kadar bir yatırım çeşitliliği yoktur. Özellikle risk yönetimi açısından önemli yatırım aracı olarak kabul edilen vadeli işlemler piyasası, Türkiye’de olduğu gibi birçok ülkede de son zamanlarda kurulmaya başlamıştır. Türkiye’ye gelen yatırımcılar eldeki dövizi önce TL’ye çevirdikten sonra bunları hisse senedi ya da iç borçlanma senedine yatırıyor. Türkiye’den çıkarken de TL’yi dövize çevirerek ülkesine dönüyor. Dışardan gelen yatırımcının beklentisi Türkiye’de yerel faizlerin artmasıdır. Çünkü ülkemize yüksek getiriyi izleyerek gelen dış yatırımcı, ülkemizin parası değer kaybettikçe yüksek getiriden kazandığını, TL’nin dövize karşı değer kaybetmesi nedeniyle kaybetmek durumunda kalır.

Son günlerdeki ortaya çıkan tartışmanın kaynağında Türkiye ekonomisindeki istikrarın yabancıların memnun olmadığı yönündedir. Esas olarak Türkiye’nin verimli üretken bir ekonomi olmasından geçmektedir. Türkiye iki uluslararası derecelendirme kuruluşu tarafından yatırım yapılabilir ülke notuna sahip. Bu tarihi fırsatı değerlendirmek gerekiyor. Tam aksine kırılganlıkların artması durumunda kamunun ve şirketlerin bilançolarında ciddi bozulmalar yaşayabiliriz. Ekonomi yönetiminin açıklamalarından anladığım endişeleri uluslararası yatırımcıların Türkiye’nin 90’lı yıllarındaki ekonomik ortamına zemin hazırlamaya yönelik gayretleri olduğu yönündedir. Böyle bir risk varsa yapılacak en doğru karar böyle bir ortamda küresel riski doğru enstrümanlar ile yöneterek Türkiye’nin yoluna devam etmesidir. Türkiye son 1 ayda gösterge faizin tarihi seviyelere düşmesi ile tarihi bir fırsat yakaladı. Bu durumu iyi değerlendirmek gerekir.

App. Store’dan iPad ve iPhone’nunuza indirmek için TIKLAYINIZ