IŞİD’e Katılanları Anlamaya Çalışmak

Salı, 2 Eylül 2014 16:48

Birçoğumuz bir sabah uyandığımızda Musul’un işgali haberi ile IŞID örgütünün ismini ilk kez duyduk. Birçoğumuz bu haber ile IŞİD’den haberdar olduk ama Türkiyeli binlerce genç ya cihat muradı ile gittiği Suriye topraklarında ya da Musul’un düşmesinin hemen ardından sadece kalben değil organik bağ kurup saflarında savaşmak üzere IŞİD ile hemhal olmuşlardı bile.

Türkiye kamuoyunda IŞİD’e ciddi bir tepki olduğunu bilmekle birlikte azımsanmayacak bir destekçi kitlesinin olduğunu kimse göz ardı edemez bir konuma geldik. Sosyal ve siyasal analizlerde ayrışsak bile kesin olan bir nokta var ki; Türkiye’de Sünni İslam anlayışının iç ve dış dinamikleri özellikle 2000’li yıllardan sonra çok hızlı ve yapısal bir dönüşüm geçirerek IŞİD ve benzeri organizasyonların örgütlenebileceği sosyal zemini ve toplumsal algıyı zaten oluşturmuştu.

Bu hafta Ankara’dan IŞİD’e en yoğun katılımların olduğu bir mahallede yaşayan ve çocukluğundan beri bu gelenek ile yetişen bir arkadaşım ile sohbetimizi sizinle paylaşmak istiyorum. Önemli olduğunu düşünüyorum çünkü içeriden bir aklıselim ses bir meseleyi kavramakta çoğu kez bilimsel analizlerden çok daha değerli olabilir.

Hazırlayan: ALİ MENDİLLİOĞLU

Mahalleniz Hasköy’e sık sık IŞİD saflarında hayatını kaybeden gençlerin cenazeleri gelmeye başladı. Neler oluyor mahallenizde anlatabilir misin?

Yeni Selefilik diye tanımlanan düşünce ya da Kurancılık, Nasscılık özellikle 90’lardan sonra Seyid Kutub ve Mevdudi gibi düşünürlerin çevirileriyle İslamı yeniden yorumlamamıza vesile oldu. Daha doğrusu o güne kadar öğretile gelen tek tipleştirilmiş ve Cumhuriyet sonrasında Diyanet vasıtasıyla devam ettirilen Osmanlı itaatıyla yoğrulmuş Ehl-i Sünnet dayatma İslamı’nı yeniden yorumlamamıza vesile oldu. İslam’ın Arap alfabesini öğrenmek ya da kısa sureleri ezberlemekten başka bir şey olduğunu başka bir deyimle life style hayat biçimi olduğunu bize kavratan Kuran yorumunun hayatımıza girmesi ile arayış ve başka bir yöne yönelim başladı. Bu durum bugüne kadar öğretilegelen ya da izin verilen tarikatçılık ve sistem içi yapılardan farklı olarak ilk defa önemli bir şey doğurdu. İslam’ın mutluluk çağı denilen döneme hasret, uzak sevgiliye olan platonik aşk olmaktan çıktı. Müslümanlar “sevgiliye” kavuşmanın yolunun çatışma olduğuna inanmaya başladı. Müslümanlar (özellikle İslamcı kelimesini kullanmıyorum) uzun zaman sonra ilk defa sistem dışı mücadeleyi göze alıyordu.

Bu tespitlerin doğrultusunda Hasköy’e dönersek…

Mahallede olan durum bunlardan kopuk değil ya da Sünni İslam’ın güçlü olduğu herhangi bir yerden. Hasköy ya da Yüncüler, kentsel dönüşüm öncesi Doğantepe, Site, Yıldız, Güneşevler dahil toplumun alt sınıflarının yaşadığı ve özellikle Siteler’den dolayı işçi ailelerin mesken edindiği bir bölge. Bu durum kentsel dönüşüm ile şu an değişiyor. Ankara’nın eski yerleşim yerlerinden olmakla birlikte bugün Behzat Ç.’den öğrendiklerimiz dışında görebileceğiniz şahinciliğin, paçalı kuş piyasasının, kız kavgalarının ve de “tiki kültürü”nün yeşerdiği yerlerden. Tiki kültürünü özellikle vurguluyorum tarif edilemez saç biçimleri, dar paça düşük belleriyle öfkeyi ve itirazı hayat biçimi haline getirmiş insanlardan bahsediyorum.

Şu an Ankara’da IŞİD’e katılımın en yoğun olduğu yerlere bakın bu öfkeyi, bu itirazı kullanan insanları göreceksiniz. Selefi İslamcı örgütlerden bahsederken bir şeye dikkat etmek gerekiyor. Bu yapılanmaları kamuoyu yeni görse bile bu yapılar uzun zamandır buradalar. Sadece bağlantılar ve örgütsel iletişim ağlarından bahsetmiyorum. Selefi düşüncenin ya da bu düşünceyi sığ-cihat mantığına indirgeyen fikriyatın kendisi 30 senedir mahallenin can damarını kemiriyor. Söylemek istediğim; IŞİD yokken de IŞİD fikriyatı sistem tarafından hep beslendi. Bugün mahallelerde IŞİD örgüt evleri düzeyinde çalışma yapabiliyor özellikle Hacıbayram, İsmetpaşa ve Hasköy’de. Fakat örgütsel iletişim bu evlerden çok her yerde olduğu gibi internet ve bazı dernekler üzerinden yürüyor.

Mahalleden kaç kişi hayatını IŞİD saflarında kaybetti, dönenler oluyor mu?

Sorduğun soruya tam bir sayı ile cevap veremiyorum. Fakat neredeyse her hafta ölüm haberleri alıyoruz. Bunun dışında kayıplar, haber alınamayanlar var. Ancak iletişim ilginç şekilde açık yollardan sürüyor. Birkaç somut örnek vermek gerekirse Ortadoğu, Avrupa, Balkanlar’dan Cihat için IŞİD’e katılanlar Türkiye’yi kendi bölgeleri olarak görüyorlar. Bu ve benzer mahalleler kimsenin sesini çıkarmadığı hatta korundukları güvenli bölgeler. Cemaat içi evlilik yapıyorlar, (gelenek mi şiar mı bilmiyorum) kadınları burada bir eve bırakıp belli periyotlarla savaş alanlarına gidip gelenler var. Mahallemizde bu tür evler var.

Şöyle söyleyeyim özellikle Önder tarafı şu anda Arap mahalleri vaziyetine gelmiş durumda. Seyyar satıcıları dahi Arapça bağırırken duyabilirsin. Savaşçıları onlardan ayırma imkanınız kalmıyor. Malumun ilan edilmediği ancak aleni bilinen bu tür evler var.

Türklere dönersek…

Yaralı gelenler var, ailelerin sınırda Kilis’te, Hatay’daki bağlantılar yoluyla geri getirdiği çocuklar var. Çocuk diyorum çünkü henüz daha 18-20 yaşlarındalar hatta geçen ay şu an IŞİD saflarında savaşta olan 14 ve 16 yaşında iki kardeş gittiler. Ölümle dans ediyorlar ve bunun farkındalar. Çok farklı motive kaynakları olabiliyor ama temelde İslam anlayışıyla ilgili bir mesele ve onlara sunduğumuz şeylerle.

Konuştuğum IŞİD üyelerinin anlattıklarından daha rahat bir hayat imkanı olduğu anlaşılıyor ancak temel sebebin bu olduğunu düşünmüyorum çünkü farklı sınıfsal yapılardan katılımlar var ve oradaki maddi desteğin harçlıktan öte gidecek miktarlar olmadığı anlaşılıyor.

Mesela IŞİD saflarında şehit olmak bu motivasyonun bir parçası olabilir mi?Gelen cenazelere özel merasimler düzenleniyor mu?

Sorularınla aklıma ilginç bir nokta geldi. İlk defa itaat kültürünü ya da İkbal’in deyimiyle “koyunluğu” Anadolu’ya yayan Sufi gelenek içinde IŞİD çok büyük çatışmalara ve yarılmalara sebep oluyor. Bugün mahallemizde savaşa karşı duran, genel olarak kendi postlarından başka hiçbir şey için savaşmayacak tarikatlardan IŞİD’e katılımlar oluyor. En çok katılımın olduğu yerlerden Adıyaman aynı zamanda Menzil cemaatinin merkezidir. Oradan giden IŞİD üyelerinin ölülerine kitlesel cenaze merasimleri düzenlendiği olmuştu.

Ancak burada dediğin şekilde bir cenaze merasimi görmedim. Ailelerin tepkileri bu durumu belirliyor. Çoğu zaman kimsenin “Şehit” demeye bile dili varmıyor. Cihat düşüncesi ya da şehadeti özendiren kaynaklar her zaman olmuştur hatta bizzat hükümet medyası aracılığıyla beslene gelmiştir. Özellikle IŞİD’in Süleyman Şah Türbesi’ni tehdidi, konsolosluk olayı ve Türkmenlerin katlinden sonra milliyetçi muhafazakar toplumsal bir yapıda karşılığını bulacak bir şey değil.

Söyleşinin tamamı için:

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play