Iron Man 3′ü neden izlemeliyiz? Ali Arıkan yazdı

Pazartesi, 6 Mayıs 2013 10:56

[wzslider autoplay="true" transition="'slide'"]

Sinema konusunda genel kabul görülen bazı anlayışlarla zıt düşüncede olduğumu daha önce de örnekleriyle yazmıştım. Bu minvalde, yabancı filmlere Türkiye’de gösterime girerken abuk subuk isim verilmesi de bence kötü bir şey değil, hatta bazen yaratıcı bile olunabilir. Mesela Bruce Almighty filmini ben olsam Türkiye’de “Devran Kiralık” diye pazarlardım; devam filmi olan Evan Almighty’yiyse de “Evren Kiralık” diye. Aynı şekilde, Sam Raimi’nin 2009 tarihli şaheser filmi Drag Me to Hell, Türkçe’ye “Kara Büyü” ismiyle çevrilmiş ve bu şekilde büyük bir fırsat kaçmıştı. Onun yerine Türkiye’de film, “Canın Cehenneme” veya daha da maceraperest olup “Canım Cehenneme” isimleriyle lanse edilebilirdi. Cuk diye de otururdu.

İçimde dipten ve derinden yanan bir pazarlama cevheri olduğunu örnekleriyle neden paylaşıyorum diye düşünüyor olabilirsiniz. Sebebi şu: Keşke Iron Man karakteri Türkiye’de çizgiroman okurlarıyla ilk defa buluştuğunda (ki bu da seksenlerin başında yayınlanan Örümcek-Adam çizgiromanlarındaki “misafir kahraman” olduğu bölümlerdedir) ismi Demirci Efe diye tercüme edilseydi. “Mandarin’in hain planının tüm şehri yok etmesine ramak kaldı. Kurtar bizi Demir Adam” mı kulağa daha hoş geliyor yoksa “Mandarin şehrin ebesini belliyor; yetiş Demirci Efe” mi? Tabii ki ikincisi.

Iron Man’in sinemadaki macerası gerçekten garip oldu. Aslında karakter Marvel Çizgiromanlarının ikincil karakterlerinden olmuştur. Yayın hayatına başladığı 1963 yılından beri Örümcek-Adam, X-Men veya Fantastik Dörtlü gibi kitapların başarısını bir türlü yakalayamadı. Avengers kitabında diğer kahramanlarla birlikte öne çıkmış olsa da, böyle kitaplarda bile anti-kahraman gibiyi daha çok. 1980’lerin sonlarına doğru “Şişedeki Zebani” (Demon in a Bottle) hikayesinde, Iron Man’in alter egosu Tony Stark alkolik olduğunun farkına vardı, dibe vurdu. Bundan sonra kitabın başarısında da bir artış başladı. Ama hiçbir zaman Iron Man’in kitabı Marvel çizgiromanlarının çok satanlarının arasında yer almadı.

Geçen sene The Avengers filmi gösterime girdiğinde de yazmıştım. Bundan yirmi sene önce çizgi roman koleksiyonculuğumun tavan yaptığı sıralarda, her aklı başında Marvel meraklısı gibi, ben de kahramanlarımın sinemaya uyarlanacağı günü iple çekerdim. Fakat yukarda da bahsettiğim gibi, gerek teknolojinin yetersizliği olsun, gerek belli başlı karakterler dışında (Superman, Batman, Örümcek Adam vs) Marvel veya ezeli rakibi DC’nin birçok kahramanının genel olarak toplum tarafından pek de tanınmaması olsun, birçok sebepten dolayı hayalimin gerçekleşebileceğine pek de inanmazdım. Bu konudaki şüphem,

Marvel’ın 2005’te yaptığı, “hacı, inanmayacaksınız ama biz bir Avengers filmi yapmayı kafaya taktık” mealindeki açıklamasından sonra da devam etti.

Bir kere her şeyden önce Marvel dünyasındaki kahramanlar, rakip film stüdyoları arasında paylaşılmıştı. DC gibi sadece tek bir stüdyonun (DC’nin sahibi de olan Warner Brothers) çatısı altında değildi. Örümcek Adam’ın tüm hakları Sony’deydi. X-Men ve Fantastic Four karakterlerinin, yani sadece bu gruplar değil onların tüm düşmanlarının haklarıysa Fox şirketindeydi. Geriye elle tutulur bir Avengers kalmıştı ama Avengers’ı oluşturan karakterlerin sinemaya nasıl yansıtabileceği büyük bir soru işaretiydi. Çizgi roman meraklıları arasında bile Avengers, 1960’lardaki gibi öyle ahım şahım popüler değildi. Bunun dışında, Avengers’ı oluşturan ana kahramanlar da zaten başka stüdyolardaydı.

Fakat Marvel’ın planı büyüktü. 2005’te, ellerinde olan on karakteri göstererek, 500 milyon dolarlık bir finansman sağladılar. Sonra aynı sene Iron Man’i New Line’dan, 2006’da da Thor ve Hulk’ı Sony’den geri aldılar (bu arada arkadaşım Mark Protosevich’in 2004’te Sony için yazdığı Thor senaryosu, geçen seneki filme de beş basar, arkadaşım diye de söylemiyorum). Sonra da, Marvel’ın en üstündeki üç profesyonel, David Maisel, Avi Arad ve Kevin Feige, inanılmaz bir kumar oynadılar ve Iron Man’le başlayacak ve The Avengers’la zirve yapacak bir “çizgi roman film serisi” macerasına atıldılar. The Avengers tüm zamanların en çok para yapan ikinci filmi oldu. Ve Marvel da filmlerine devam etme kararı aldı.

Iron Man 3, Marvel’ın Phase 2 adını verdiği filmlerindeki ikinci safhanın ilk filmini temsil ediyor. Bu yeni safhada Thor ve Captain America’nın devam filmlerini izleyeceğiz, Guardians of the Galaxy adlı maceraları daha çok uzayda geçen bir kahraman topluluğunu beyazperdede göreceğiz ve safhanın sonu da ikinci Avengers filmiyle gelecek.

Marvel, bir önceki fazda en azından yaratıcı olarak cesur davranmadı. Filmler genelde ortalama seyirciye hitap eden, zorlamayan eserlerdi. Fakat bu fazda belli bir değişikliğe gittiler. Mesela Iron Man 3’ün yönetmeni olarak Shane Black gibi nevi şahsına münhasır bir aksiyon ustasını seçtiler. Robert Downey Jr’ın yeniden yükselişinin habercisi olan 2005 tarihli Kiss Kiss Bang Bang’in de yönetmeni olan Black’in Iron Man olarak sinema tarihine geçmiş Robert Downey Jr’la aralarının da çok iyi olduğu belli.