İnternet artık her yerde: IoT

Pazartesi, 27 Temmuz 2015 13:41

Geçen hafta, İnternet’in gelişiminden ve özellikle mobil internetin hayatımıza, günlük alışkanlıklarımıza etkilerinden söz ederken, eserlerinden en çok alıntı yapılan sosyal bilimci ve iletişimcilerden olan Manuel Castells’in Internet’e yönelik “üzerinden bilginin aktığı otoyol” (Internet data highways) benzetmesine yer vermiştim.

Bugün her anımızda yanımızda bulunan İnternet’in hayatımıza girmesiyle birlikte, belirli evrimlerine tanıklık ettik. İlk olarak, arama motorları sayesinde bilgiye erişim, basın/yayın sektörünün dijitalleşmesi, internette surf ve “e-mail”lere kolay ulaşım odağında başlayan kullanım; zamanla mesajlaşmaya, e-ticaret sitelerinden alışverişe, sosyal ağlara ve mobilden tüm bu kullanımlara erişimimize olanak verecek şekilde gelişti. Son olarak da “nesnelerin interneti” (Internet of Things – IoT) olarak tanımlanan tüm cihazların birbirine ve internete bağlanabilir olması dönemindeki gelişmeleri gözlemlemekteyiz. İlk olarak Kevin Ashton’ın (RFID – “radio frequency identification”ın kurucusu) 1999’larda  bahsettiği IoT, aslında çok da yeni bir kavram değil. 2000’li yıllarla birlikte artarak daha da populer hale gelmeye başlayan IoT, bağlantılı her cihazın faydalı data yarattığı, ve gerçekleşen her aksiyonun internet üzerinde bir yansıması olduğu bir dünyaya doğru bizi götürmekte.

“Eğer iki insan birbirine bağlanırsa, hayatları değişir; eğer her şey birbirine bağlanırsa dünya değişir”

IoT’nin kullanım alanlarına hayal gücü ile sınırlı desek yanlış olmaz. Uzun yıllar “machine to machine communication” (makinalar arası iletişim – M2M) uygulamaları ile yavaş yavaş altyapısı hazırlanan IoT’nin kullanım alanları hızla artmakta. İnternete bağlanarak, “akıl kazanan” araba, bisiklet, buzdolabı ve ev eşyalarından sonra, şimdi de akıllı stadyum, akıllı şehir planlamalarına, sürücüsüz araba tartışmalarına ve hayat kurtarıcı medikal ve sağlık sistemlerinin sağlanmasına başlanmış durumda. Özellikle evimizdeki elektronik cihazların internete bağlanması son kullanıcılara kullanım kolaylığı, hız ve konfor kazandıracak gibi görünüyor. IoT’nin sağladığı değişime yönelik en güzel benzetmeyi Ericsson CEO’su şu sözlerle dile getirmişti: “Eğer iki insan birbirine bağlanırsa, hayatları değişir; eğer her şey birbirine bağlanırsa dünya değişir” .

https://www.youtube.com/watch?v=sICZ5mCKOOo

Araştırma firması IDC’ye göre, 2014’de 656 milyar dolarlık bir pazar olan IoT’nin, 2020’de 1,7 trilyon dolara çıkacağı öngörülüyor. Son zamanlarda tüm teknoloji organizasyonları, sosyal medya tartışmaları veya gündelik iş buluşmalarının en çok konuşulan konularından biri haline gelse de, IoT’nin genel bir tanımını yapmak ve öncelikli kullanım alanlarını listelemek çok kolay değil. Bunun sebebi de, mobil network operatörleri, teknoloji firmaları, OEM ler, dijital güvenlik uzmanları ya da şirketlerin CTO’larının tümünün bu olguyu, kendi ana rolleri ya da kendi organizasyonlarına katkısı itibariyle yorumlayıp, kendileri açısından öne çıkan noktalara odaklanmaları. Bugün, IoT’ye yönelik o kadar fazla beklenti ve her sektörde dolaşan uğultu var ki, konuya doğru yerden başlamak sanki hareket eden bir trene atlamaya çalışmak kadar son derece zor olabiliyor.

Gartner’ın sene başında yayınladığı rapora göre, 2020 yılı itibariyle 25 milyar bağlantılı (connected) cihaz kullanımda olacak (daha önceki yazılarımda yer verdiğim, haziran ayında yayınlanan Ericsson Mobility Report’ta da bu beklenti hemen hemen aynıydı. Ericsson, 26 milyar olarak raporunda yer vermişti). IoT ile birlikte, gündeme gelen en önemli değerlerden biri de bağlantılı cihazlar ile birlikte devreye giren büyük miktarda “data”. IoT ve big data (büyük veri) pek çok uygulamada, birbirini tamamlayıcı şekilde önem kazanmaya başlıyor. IoT ile elde edilen “big data”nın geniş kullanıcı kitlesine sahip kurum ya da uygulamaların, kullanıcılarının davranışlarını takip edip, anlamlandırmaları sonucunda, müşterileri ile daha yakın ve kişiselleştirilmiş bir iletişim sağlamaları; bu şekilde de müşterilerinin gözünde vazgeçilmez olmak adına önemli mesafe kaydetmeleri mümkün oluyor.

Özellikle big data üzerinden oldukça farklı katma değerli uygulamalar geliştirilmesi de mümkün olduğundan dolayı, büyük veriye sahip olan firmalar açısından pek çok fırsat ortaya çıkıyor. Örneğin, dünyanın en büyük akıllı kart üreticilerinden olan Gemalto firması, 5.000 taksi ile 8 milyonluk bir şehrin “network qulity”sini (çekim kalitesini) ölçümleyebileceğini belirtiyor. Öte yandan, Sony yine araç kullanıcılarının  akıllı cihazlarına yüklenen bir uygulama ile yolların bozukluğunu raporlayarak belediyelere bildirebildikleri servisleri hayata geçirebiliyor. Ülkemizde de, son zamanlarda oldukça populer olan Bitaksi ve Uber gibi taksi/araç çağırma uygulamalarının da oluşan “big data”yı oldukça verimli kullandığı ortada. Bitaksi’nin Yandex ile olan ortaklığına bu gözle bakmak gerekiyor. Bitaksi’nin taksi uygulamalarından gelen İstanbul’un araç yoğunluk haritası, Yandex’in trafik servislerini de besliyor. Karşılığında, Bitaksi, araç şoförü ve müşteri arasındaki iletişimi en verimli şekilde optimize edebilecek şekilde, bekleme sürelerini ve araç çağrılan lokasyona en kısa yoldan ulaşma gibi kritik bilgilere, erişim elde etmiş oluyor. Bununla birlikte, Bitaksi ekibinin yeni projesi “Getir”de yine Bitaksi datasından beslenen bir uygulama. Getir, uygulamada listenen ürünleri, İstanbul’un belirli bölgelerinde 10 dakika içerisinde teslim garantisi veriyor. Bitaksi’den elde edilen “big data” olmada böyle iddialı bir servisi hayata geçirmek bir yana, akla bile getirmek hayal olacaktı!

Bu yazı kapsamında, bana ilginç gelen, IoT’nin farklı kullanım alanları doğrultusunda dünya çapında öne çıkan ürün ve servislerin bir kısmını da paylaşmak istedim:

Fitbit:

Aktivite takip bilekliği uygulamalarının öncülerinden olan ve giyilebilir cihaz modasını başlatan firmaların başında gelen Fitbit, bireylerin daha sağlıklı yaşamaları ve yaşamlarına destek sağlamak için tasarlanmış olan daha çok bileklik formatında cihazlar ve yazılım uygulamalarını içeren full bir ekosistem sunuyor. 2007 yılında, IoT ile sensörlerin ve kablosuz teknolojinin, sağlık ve  egersiz sektörüne yönelik çok farklı deneyimler getirebileceğini farkeden şirket, geçen yıl içerisinde 10 milyondan fazla cihaz satmayı başardı ve geçtiğimiz aylarda da halka arz başvurusunda bulundu. Fitbit, hareket ederken gerçekleşen deneyimi tamamen değiştirmeyi hedefleyen bir ürün. Fitbit bilekliği ile senkronize çalışan akıllı telefon uygulaması, günlük kaç adım attığınızı, kaç saat uyuduğunuz, günlük aldığınız kalori miktarını tablolarla ve takip ettiğiniz arkadaşlarınızla karşılaştırmalı olarak size gösterirken, kişiye göre en verimli zamanda,  kullanıcıyı uyandırmakta ve belirli bir zaman hareket etmediğiniz takdirde, titreşerek size uyarmakta.

Nest:

Nest Termostat evde tercih ettiğiniz sıcaklık seçeneklerini öğrenerek otomatik ayarlamalar yapıyor ve kişisel bir termostat deneyimi sunuyor. Akıllı telefon uygulaması ile birlikte gerçek zamanlı kontrol paneli, Nest’i istediğiniz yerden kontrol etmenizi ve görüntülemenizi sağlıyor. Tasarımı ile öne çıkan Nest, geçen yıl Google’ın IoT alanındaki odağına yönelik, Google’ın evlere giriş stratejisinin bir parçası olarak 3 milyar dolardan fazla bir bedel karşılığında satın alındı.

Hazırlayan: ERGİ ŞENER

Yazının devamı ve Dipnot Tablet’in 227. sayısını indirmek için:

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play