İnovasyon nedir ve Teknoloji ile nasıl ilişkilendirilir?

Salı, 13 Mart 2018 15:47

Hazırlayan: Ergi Şener

Inovasyon bildiklerinizden çok bilmedikleriniz ile ilgilidir…

“Mapping Innovation” kitabının yazarı, Greg Satell geçtiğimiz günlerde, “inovasyon bildiklerinizden çok bilmediklerinizle ilgilidir” başlıklı bir makale yayınladı. Bu makaleden yola çıkarak, yer alan düşünceleri, kendi yorumlarımla paylaşmak istedim.

iPod ile başlayan inovasyon liderliği:

Apple’ın inovasyon alanında bugünkü liderliğine erişiminde bir dönüm noktası nitelendiğinde olan iPod’un ilginç bir hikayesi var. Aslında, Steve Jobs’un iPod fikrini ortaya attığındaki düşüncesi nihai bir donanımdan öte, “cebinde binlerce şarkıyı” destekleyecek bir ürün ortaya çıkarmaktı. O zamanlarda, chip teknolojisi bu denli gelişmiş olmadığından, bu düşünce pek olası görünmüyordu. Bununla birlikte, ihtiyaç büyük boyutlarda olduğu için gerçek bir inovasyon potansiyeli vardı ve Apple doğru teknolojik hamleler ile bu potansiyeli değerlendirerek oldukça önemli ve tarihsel bir hamle gerçekleştirdi.
Steve Jobs (Ashton Kutcher) – Introduce the iPod:
https://www.youtube.com/watch?v=FM5f511ISnI

Teknolojinin Belirsiz Geleceği

Steve Jobs’un “cebine sığabilecek binlerce şarkı” vizyonunu gerçekleştirebilmesinin sebebi, teknolojinin bu vizyonu gerçekleştirecek şekilde gelişmekte olması ve Jobs’un da bunu sezmesiydi. “Memory chips” (hafıza kartları) o günlerde, oldukça istikrarlı bir şekilde gelişmekteydi. Bu nedenle, henüz tam olarak istenen şartlar olmasada, bunun kısa sürede değişeceğini görmek için dahi olmak gerekmiyordu. Bu noktada, inovasyonun her zaman geleceğe yönelik olduğunu unutmamak gerekiyor. Teknolojinin geleceği belirsiz olsa bile, bu belirsiz ortamda doğru hamleler yapabilmek rekabet avantajı yaratmak adına da oldukça önemli.

Anlaşılmaz Müşteri

Lean Startup (Yalın Girişim) gurusu Steve Blank’in belirttiği bir nokta da oldukça önemli: “Hiçbir iş planı müşteri ile temas etmeden başarılı olamaz…” Anketler ve pazar araştırması ile bir yere kadar bir yere kadar tahminler üretebiliriz, ancak müşterinin karşısına çıkmadan tam olarak ne olacağını bilmemiz mümkün değil.

Ne kadar parlak görülse de fikirleri, pazarda nasıl yer bulacakları ve müşteriler tarafından kabul görmelerine yönelik test etmek gerekir. Başlangıçta oldukça ilginç ve potansiyelli görülen fikirlerin çoğu gerçek hayatta hiçbir başarı şansı olmayan, “Zihni Sinir projeler” olduğu ortaya çıkmakta. Müşterilerden geri bildirim aldıkça ve fikre yönelik eleştirileri dinledikçe aslında fikri çok daha umut verici bir hale dönüştürmek de mümkün oluyor.

Steve Jobs da, pazar araştırmalarının inovasyonda işe yaramadığını düşünüyordu. Bunun sebebini: “Ürünleri odak gruplarına göre tasarlamak gerçekten zordur. Çoğu zaman insanlar, siz onlara gösterene kadar neye ihtiyaç duyduklarını bilmezler” diyerek açıklıyordu. Jobs’a göre “müşterilere ne istediklerini sorup, onu vermeye çalışamazsınız; çünkü onu yapmayı tamamladığınızda artık başka bir şey istiyor olacaklardır”. Jobs’un pazar araştırması konusunda esprili bir paylaşımı da şu şekilde: “Sizce Alexander Graham Bell, telefonu icat etmeden önce pazar araştırması yapmış mıdır?” Haksız mı?:)
Steve Jobs on Market Research:
https://www.youtube.com/watch?v=2U3w5Blv0Lg

Rekabetin Acımasız Yüzü

Henry Ford’un “siyah olması kaydıyla arabanıza istediğiniz rengi seçebilirsiniz” sözü çoğu zaman yanlış anlaşılmakta. Ford, bu sözüne yönelik, müşterilerinin tercihlerini ciddiye almadığı için oldukça eleştirildi. Gerçek şu ki, Ford’un amacı, verimliliği optimize ederek, aracın fiyatını düşürmekti. Bu da zamanına yönelik, geniş kitleler için ucuza araç temin etmeye yönelik başarılı bir seçimdi. Ancak, Alfred P. Sloan 1923′te General Motors’u devraldığında, “her bütçe ve amaç” için araba üreten bir şirket stratejisi belirledi. Bunun sonucunda da GM, satışlarda Ford’u geçmeyi başardı. Benzer bir biçimde, Dell’in doğrudan satış stratejisi, zamanında önde gelen bilgisayar devlerini alt etmeyi başardı…
Sonuç olarak, her strateji bir takım seçimler ve bu seçimler doğrultusunda da odaklanma gerektirir. Bu seçimler, rakiplerin üzerinde duracağı zaafiyetler de içerebilir, bunun hayatın bir gerçeği olduğunu unutmamak gerekir…

Bir inovasyon fikrinin ortaya atılmasından, bu fikrin hayata geçirilmesi sürecindeki odaklanma ve icra sürecindeki başarısı Jobs’un ikonik inovasyon liderliği ve dehası konusunda bize örnek olurken, başarısızlıkları da aslında aynı derece oldukça önemli öğretiler sunmakta. Jobs, inovasyonu yaptığı her işin temelinde tutan bir lider olarak, inovasyonun sancılı bir süreç olduğunu, hatta bazı anlarda hayal kırıklıkları yaratabileceğini de biliyordu: “Bazen inovasyon hata getirir. Bu durumda izlenecek en iyi yol, hataları çabucak kabul edip diğer inovasyonları geliştirmeye koyulmaktır” diyerek inovasyon sürecinde hataların hızla farkına varıp, bunlardan ders çıkarmanın önemini belirtmekte. Öte yandan, Steve Jobs gerçek inovasyonun ancak odaklanma ile gerçekleşebileceğini ve odaklanmanın da “gerekli durumlarda hayır diyebilmek” olduğunu özümsemişti: “Yaptığımız kadar yapmadıklarımızla da gurur duyuyorum. İnovasyon 1.000 şeye hayır demektir.”
Focusing is about saying no:
https://www.youtube.com/watch?v=6pTv_DJNfTg

Vizyonu Belirleyerek, Stratejiye Dönüştürmek

Bir yatırımcıya gidip, yeni bir iş fikriniz olduğunu söyleyip, ancak teknoloji, müşteri veya rekabet ortamı hakkında herhangi bir fikriniz olmadığını söylerseniz, ne yazık ki hiçbir şansınız yok… Yeni bir işe başlarken, her şeyi doğru tahmin etme imkanınız yok. Bununla birlikte, başarıya ulaşmak için koşullara uyum sağlayarak ilerlemek gerekiyor. Bir fikir asla geriye doğru geçerli olmuyor, sadece ileriye doğru gelişiyor. bu yüzden aslında bir etkileşim sağlayana kadar neyin uygulanabilir olduğunu bilmenin gerçek bir yolu yok. Bu yüzden, başarı sağlayan firmalar yeni fikirleri test etmeyi bilen ve gerçekten işe yarayan bir şey bulana kadar öğrenme sürecini sürdürenler oluyor. Inovasyonun da daima vizyona bağlı kalarak, varsayımları sürekli gözden geçirmenin dengeleyici bir eylemi olduğunu unutmamak gerekiyor…