İngiltere bu sergiyi konuşuyor! David Bowie’nin sergisine önceden randevu alamayan giremiyor!

Pazartesi, 8 Nisan 2013 17:45

[wzslider autoplay="true" transition="'slide'"]

Dipnot Tablet Yazarı Aslı Göknar İngiltere’nin çok konuştuğu David Bowie sergisine gitti ve gördüklerini Dipnot.tv okuyucuları için kaleme aldı.

David Bowie sizin için ne ifade ediyor bilmiyorum ama 40’lı yaşlarındaki pek çok insan için David Bowie demek sadece glam rock’ın değil popüler kültürün de miladlarından biri demek. Özellikle 80’li yıllarda gençlik dönemlerini geçirenler için David Bowie ‘kendini farklı hissetmek’le eş anlama gelirdi. Bir meseleniz varsa David Bowie dinlerdiniz, sanki onunla birlikte başka bir gezegene, bu dünyaya ait olmayan bir yere giderdiniz. Hem kalbinize dokunurdu hem de gözlerinize…

Popüler müziğin sadece etkin değil öncülerinden de biridir aslında David Bowie. Dostoyevski nasıl ki ‘Hepimiz Gogol’ün paltosundan çıktık’ dediyse, günümüzün pek çok popüler sanatçısı da Bowie’nin paltosundan çıkmıştır adeta. O yüzdendir ki, David Bowie’yi tanıyanlara, bugün Lady Gaga, Madonna gibileri çok da sıradışı gelmez. Zira Bowie sadece güzel müzik değil, sahne performansıyla, kostümleriyle, şarkı sözleriyle de bir hayat sunar size.

Victoria & Albert Müzesinde David Bowie sergisini görünce “zaten şu anda yapılanları adam 1970′lerde yapmıs, yeni birsey yok” diye düşündüm. Bir kere yaptığı her şey, müziği, kostümleri, sahne tasarımları çok radikal ve zamanının ötesinde. Onun yaptıklarını yapmak için radikal bir benliğe sahip olmak gerekiyor. Bunun dışında bir vizyonunuz olmalı. İşte bunların hepsi bir vücutta birleşince adı deha oluyor. Deha’nın adı da David Bowie.

Her zaman David Bowie’nin cinsiyetinin ne olduğunu düşünmüştüm. Sergiyi gezerken de aslında bunun bir önemi olmadığını fark ettim. Zira cinsiyetin, kimliğin üzerinde değerlendirilmesi gereken bir sanatçı. Çünkü o size bir sanatsever olarak çok daha fazlasını sunuyor. Sergi çıkışında arkadaşlarımla da bu konuyu konuştuk. Hepimizin ortak kanısı Bowie’nin tüm dünyada erkeklerin maço olarak kimliğini ortaya koyduğu bir dönemde “cinsiyetsiz” olarak sahneye çıkmasıydı. Tüm erkeklerin ekoseli gömlekleriyle, bıyık bırakarak, Amerikan kovboy tarzıyla ‘erkekliklerinin’ altını çizdiği bir dönemde o cinsel kimliğini yok sayarak show dünyasındaki yerini aldı. O ne eşcinsel ne heteroseksüeldi. Ne erkek ne kadındı. Sadece David Bowie’ydi. İşte bu yüzden de sergiyi gezerken gördüğüm, bir köpek kılığına girmiş Bowie, bana onun sadece bir ‘canlı’ olabileceğini bile düşündürdü.

Bowie o yıllarda yükselişe geçen performans sanatının en önemli isimlerinden. Müziğinin yanı sıra harika sıra dışı kostümleri, şahane performansları, albüm kapakları, fotoğrafları ile bir kültür önderi. Sergiyi, tüm eserlerle senkronize bir kulaklıkla gezerken insanın bu kostümlere, görsel showa hayran kalmaması içten bile değil…

Küratörlerden biri olan Geoffrey Marsh, verdiği bir röportajda serginin başlangıcını söyle anlatıyor: “Yaklaşık 2 yıl önce New York’a gittik ve David Bowie’nin arşivcisiyle buluştuk. Bana 1973′ten beri en küçük kağıt parçalarını dahi arşivlediklerini anlattı. O sırada Bowie ile hiç konuşmadık, tanışmadık ama “Arşivden istediklerini alabilirler” sözünü aldık. V&A ile görüştük, tarihleri ayarladık ve çalışmaya başladık.”

Sergi dönemlere göre ayrılmış. Sergide sanatçının eliyle yazdığı şarkı sözlerinden orijinal kostümlerine, enstrümanlarından, sanat çalışmalarına kadar 300′ü aşkın kişisel eşyasını, aldığı notları, sahne çizimlerini, hayran mektuplarını görebiliyorsunuz. Örneğin 1977 yılında Alexander McQueen’in tasarladığı İngiliz bayraklı ceketini, Freddie Burnetti tarafından tasarlanan Ziggy Stardust tulumunu, Bowie’nin Aladdin Sane turnesinde giydiği Kansai Yamamoto kostümünü….

Sergiyi gezerken şunu anlıyorsunuz ki Bowie yaptığı her şeyi tek başına tasarlayan biri. Sahne dekorlarını dahi kendisi çiziyor. Detaylar konusunda saplantılı. Bu da hem onu hem de sergiyi farklı kılıyor.

Sergide son bölüme geldiğinizde çok büyük ekranların önünde buluyorsunuz kendinizi. David’in en büyük konserlerinden çok özel anları bir saate yakın bir görsel showla izleyebiliyorsunuz. Adeta kendinizi konserdeymişsiniz gibi hissediyorsunuz. Hatta bir an kendimi sergiyi gezenlerle birlikte onu alkışlarken buldum. Ve şunu düşündüm ki, aslında hiçbir zaman modaya göre müzik yapmadı, hep zamanının en az 5-6 yıl sonrasının müziğini şekillendirenlerden oldu. O yüzden de zamansız bir sanatçı.

Gucci’nin böyle büyük çaplı bir sergiye sponsor olma kararını almasının arkasında ise, büyük bir Bowie hayranı olan Kreatif Direktör Frida Giannini var. Frida “David Bowie benim en büyük ilham kaynaklarımdan biri. Onun bireyselliği, orijinalliği ve özgünlüğü her zaman dönüm noktası oldu. Müzik, moda, sanat ve popüler kültüre olan etkisi ise ölçülemez Onun çekincesiz bir şekilde ortaya koyduğu androjenliği, kadınların feminen yönlerini yitirmeden maskülen güçlerini açıklamasına yardımcı oldu. Hem kadınları hem de erkekleri, kendi imajları ve karakterleriyle şaşırtıcı bir şekilde oynamaları konusunda cesaretlendirdi.” diyor.

David Bowie’nin yıllar sonra “The Next Day” albümü “Where Are We Now?” şarkısı ile geri dönmesi herkesi şaşırttı. Bowie şarkının sözlerinde ”güneş, yağmur, ateş var olduğu sürece, sen olduğun sürece ben varım” diyor ve yine hayranlarının gönlünü fethediyor.

Hayatıyla ve yaptıklarıyla sergiye konu olan David Bowie ise hala sergiyi ziyaret etmedi. Tilda Swinton, serginin açılış yemeğinde yaptığı konuşmada “Hepimizi bu odaya getiren farklı kökenleri ve farklı rotaları var. Sen bizden biriydin, bizdensin. Hepimizin DNA’larını şekillendirdin. Şu an neredesin? Hiç önemli değil. Sen bizi bir araya getirdin ve hepimizin uzaylı kuzenisin” dedi.
Müzik yazarı Paul Trynka’nın 2011’de yayımlanan “David Bowie: Starman” adlı kitabı ise şöyle başlıyor:

“1991 yılında çocukluğundaki gibi soğuk ve yağışlı bir kasım ayında, David Bowie şoförüne Brixton Academy’ye giden manzaralı yolu izlemesini söyledi.Son birkaç haftadır konuşkan, açık ve şaşırtıcı şekilde kırılgandı, ama camdan bakarken birkaç dakika sessiz kaldı. Sonra arkasına döndüğünde, yanında oturan gitarist Eric Schermerhorn, yanaklarına düşen gözyaşlarını gördü. ‘Bu bir mucize,’ diye usulca mırıldanıyordu Bowie. ‘Muhtemelen muhasebeci olmam gerekirdi. Her şey nasıl oldu bilmiyorum.’

Sürekli kendini yenileyerek daha farklı bir şeyler yapan bu adam aynı değişikliği dinleyicisine de yansıtıyor. Yani anlayacağınız David Bowie şarap gibi adam. Bırakın bu dünyada istediğini yapsın. Ama İstanbul’a da uğrasın bir ara. Kulağımız, gözümüz dünyada cenneti yaşasın. Ne mutlu bize bir efsane ile aynı dönemde yaşıyoruz.

Bu serginin bana düşündürdüğü en önemli şey şu oldu: Aslında İngilizlere bayılmamama rağmen büyük bir saygı duydum. Zira sanatçılarını öyle bir sunuyorlar, dünyaya öyle bir anlatıyorlar ki, farklılıklara nasıl sahip çıktıklarını görebiliyorsunuz. Adamlar ‘benim kültürüm, benim müziğim, benim insanım bu’ diyor. Bir milleti millet yapan da sahip çıktıkları değil midir aslında?

Aslı Göknar

Dipnot Tablet AppStore ve Google Play Market’te. Hem de ücretsiz…