İKİ YABANCI Cüneyt Özdemir Gezi Parkı eylemlerini yazdı

Pazartesi, 3 Haziran 2013 10:53

[wzslider autoplay="true" transition="'slide'"]

Neydi bu yaşanan Allah aşkına!
Bir cinnet mi?
Hükümeti yıkma girişimi mi?
Barışçıl bir gösterinin zıvanadan çıkışı mı? Son yılların en büyük halk hareketi mi?
Hükümete halk tarafından sokakta verilen bir uyarı mı?
Muhalefetin alması gereken bir ders mi?

Aslında bu soruları kime sorsanız kendi bakış açısı ile bir cevabı var.

Çevrecilere bakarsanız son yılların en görkemli çevre hareketi gerçekleştirildi ve Taksim’in ortasındaki ağaçlar kurtuldu.

Beyaz Türklere bakarsanız yaşam biçimleri üzerine hükümete iyi bir cevap verildi.

AK Partili’lere bakarsanız marjinal grupların klasik bir kakışması dahaydı ve o kadardı.

Bana sorarsanız Türk siyasetinde son yıllardaki tüm ezberlerin bozulduğu klişelerin yıkıldığı bir eylemdi. Son 10 yıldır hem iktidarın hem de muhalefetin artık ezberlediğimiz siyasi dili çöktü. Her iki kesimin birbirinin önüne kurduğu barikatlar yıkıldı.
Siyasette yepyeni bir evreye geçildi.

Düne kadar hükümet için her türlü muhalif hareket hep CHP ya da Ulusalcı’lar ile özdeşleştiriliyor ve iş her seferinde kestirmeden ‘Ergenekon’a bağlanıyordu. Arada ‘yahu bizim ne işimiz olur Ergenekon’la’ deseniz de iktidarın ezberi netti ve öyle bir gümbürtü duyuluyordu ki sesinizi kimse duyuramıyordunuz.

Muhalefet asla dolduracak potansiyeli olmadığı siyasi boşlukta bu alanlarda top gezdiriyor. Hükümetin olumlu hiçbir şeyini görmüyor ve lafı sürekli Başbakan Erdoğan’a getirip bağlıyordu.

Polis şiddeti sıradanlaşmış ve dokunulmaz olmuştu. 90’lı yıllarda unuttuğumuz işkence, karakolda kötü muamele yeniden hortlamaya başlamış işin en fenası devletin yeni sahibi eski sahibini aratmayacak bir hoyratlıkta sivillerin üzerine benzer yöntemlerle abanır olmuştu.

Oysa Gezi Parkı’ndaki bu eylemlerin tek insifyatifi halktı. Üniversite öğrencileri ve kadınlar sahadaydı. Özellikle marjinal olarak adlandırılacak her 1 Mayıs’ta gördüğümüz hiçbir örgüt ortada yoktu. Kuşukusuz bunda barış sürecinin payı büyüktü ama sonuçta sahada yoktu işte.

Marjinaller olmayınca polisin marjinaller diyerek uyguladığı sıradan şiddetin kendisi marjinalleşti.

Bu yüzden iktidarın düne kadar söylediği bütün söylem elinde kaldı. Yeni bir argüman geliştirmekte zorlandılar. Sonunda da çaresiz geri çekilmek zorunda kaldılar.

İşin güzel yanı sokaktakiler muhalefet işini partililere de bırakmadılar.
Hatta içlerine almadılar. Zaten onlar da girmemeyi terchi etti.
Böylece muhalefet de açıkta kaldı.

Yani ne iktidarın ‘Bunlar Ergenekoncu’ genellemesi bu eylemlerde geçerliydi ne de bazı muhaliflerin ‘Mustafa Kemal’in askerleriyiz’ sloganı eylemlerde karşılık bulabildi.

Bu yüzden değeri Türkiye siyasetinde önümüzdeki zamanlarda anlaşılacak önemli mesajlar taşıyan bir protesto gösterisi izledik.
Bir diğer öneli konu iletişim ile ilgili…

Sosyal Medya’nın gücü dedik durduk yıllardır, ilk kez bu gücü test ettik.

Provokasyonlar, yalanlar havada uçuşsa da sosyal medyanın iletişim gücünün nasıl bir koordinasyon, organizasyon ve dayanışma sağlayabileceğini gördük.

Bence sadece hükümetin değil muhalefetin de bu olaylar sonrası çıkartacağı çok ders var.

Teoman ve Şebnem Ferah’ın artık bir klasiğe dönüşen ‘İki Yabancı’ şarkısı biten bir ilişkinin iki açısını çok güzel anlatır. Özellikle Şebnem’in düete giriş yaptığı an sarf ettiği bir kaç cümle var ki sadece ilişkiler için değil, hayatın pek çok yerinde işinize yarayabilir. ‘Yoktur üstünde senin güzeli çirkin yapmakta, suçuysa dünyaya atmakta. Neyin bildin ki değerini benimkini bileceksin, bunu da tabi mahvedeceksin!’ der.

Umarım bu sefer böylesine değerli bir dersten herkes üzerine düşeni alır ve en azından bu ‘uyarı’yı mahvetmez kulak verir ve dinler!

Bu özel sayıyı bütün bu yaşananlar unutulmasın diye hazırladık.

App. Store’dan iPad ve iPhone’nunuza indirmek için TIKLAYINIZ