Hırvatistan: Keşfedilmesi Gereken Hazine

Çarşamba, 27 Ağustos 2014 11:17

2005 yılında Türkiye ile aynı anda AB müzakerelerine başlayıp tam bir yıl önce yani 2013’ün yaz aylarında 28. üye olmayı başaran Hırvatistan’ı epeydir merak ediyorum, e tatile de ihtiyacım var tabi… Dolduruyorum sırt çantasını atlıyorum uçağa, birkaç saat sonra başkent Zagreb’deyim.

Hazırlayan: Sertaç Aktan

Zagreb

Bir ülkeyi göreceksem illa başkentini de görmek isterim ama öyle çok vaktim yok. Kendimi bir an evvel mavi sulara bırakmak derdim. Maksadım bir gün şehri dolaşıp sabah tekrar çok ucuz olan iç hat uçuşuyla Hırvatistan’ın en güneyine inmek ve denize ulaşmak. Ama önce şu Zagreb’e bir bakalım, acaba değmiş mi geldiğimize?

SERTAÇ_ZAGREBGittiğim yerlerle ilgili çok tarihi ve teknik detay bilgiler de verebilirim ama bunu yapmayacağım. Onları ilgileneniz olursa Wikipedia’ya bırakıyorum. Ben neler gördüm ve hissettim size onu anlatacağım. İlk intiba; düzenli, kaliteli altyapı ve temiz bir şehir. Herhangi bir gelişmiş AB ülkesinden aşağı kalır hiçbir tarafı yok. Şehir son derece iyi planlanmış. Her yerde bakımlı parklar, modern toplu taşıma olanakları, sade tarihi binalar… Alışverişten ziyade gezmelik sokaklar. Restoran ve kafelerin masaları sokaklara taşmış ama kalabalık değil. Hepi topu 1 milyon kişilik bir şehir zaten, onun da yarısı benim gibi tatilde. Her yer yürüme mesafesinde bulunuyor. Ne taksiye ne de otobüse binmenize gerek yok. İnsanlar güzel, güleryüzlü, bakımlı. Aynı zamanda yardımcı olmayı seviyorlar ve bizdeki gibi adresi bilmese de tarif etmeye çalışmaktan vazgeçmiyorlar. Çok sayıda kişinin evcil hayvanı olduğunu görüyorum. Şehir tertemiz.

Zagreb meydanı, ikiz kuleli gotik katedral, tarihi opera binası, modern sanat müzesi, botanik bahçesi derken kendinizi şehrin ortasında olağanüstü şirinlikte bir meyve&sebze pazarında buluyorsunuz. Şehrin her yerinde harika ekmekler ve börekler yapıyorlar, kokusu her yerde. Hırvatların hamur işleriyle arası iyi. Daha sonra ülkenin her köşesinde bu tarz fırınların olduğunu keşfettim. Dondurmalar da harika, ne de olsa İtalya’nın dibindeler.

Zagreb’in yormayan, kafa şişirmeyen hoş bir gece hayatı var. Eski şehir içerisinde uzunca bir sokak tamamen buna ayrılmış. Zagreb’in yerli gençleri ise daha ziyade şehrin modern kısmındaki daha dizayn kafeleri tercih ediyorlar. Zagreb’in en çok neyini beğendin derseniz, son derece bakımlı dinlendirici parklarını derim. Gelmişken ‘Kırık Kalpler Müzesi’ni de gezmeyi ihmal etmeyin. Zagreb’i gördüğünüze ve gezdiğinize hiç pişman olmayacaksınız.

 

Brac (Braç) Adası

Hırvatistan çok sayıda irili ufaklı adaya (yaklaşık 1000 adet) sahip bir ülke. Ancak esas ciddi yerleşim ve turizm hizmetlerine sahip büyük ada sayısı altı yedi kadar. Buraya gelip de adalardan birine gitmemek olmaz. Araştırıyorum, soruşturuyorum, karşılaştırıyorum ve öğreniyorum ki en gidilmesi görülmesi gereken ada Brac Adası, zira burada ülkenin en güzel ve en meşhur plajı olan Zlatni Rat bulunuyor.

c2Tepeden bakıldığında 300 metre kuzey-güney istikametinde dev bir ‘V’ harfi şeklinde tamamen doğal olarak oluşmuş olan bu plajın dünyada bir benzeri olduğunu sanmıyorum. Plajın sol yakası yani batı tarafında su tamamen durgun, hiç rüzgar ve dalga yok. Bol bol yüzmek isteyenler ve rüzgar sevmeyenler için ideal. Hemen 20-30 metre ileride plajın doğu yakası ise adeta başka bir iklim. Rüzgarlı ve dalgalı. Burası da bunalmadan güneşlenmek isteyenler ve dalga sevenler kullanıyor. ‘V’ şeklindeki plajın ortasında ise isteyenin hamaklarda veya minderler üzerinde uzanıp uyuyabileceği muhteşem bir ağaçlık gölge alan var. Meraklısı için adada çıplaklar plajı da mevcut ve Zlatni Rat’a sadece 200 metre mesafede.

Bu arada plaj demişken unutmadan belirteyim ki Hırvatistan’da hiçbir sahil ve plaj kumdan değil. Tamamı irili ufaklı taştan ve çakıldan oluşuyor. Bazı yerlerde daha ince taş oluyor ama nadir. Bu nedenle parmak arası yerine suya dayanıklı sandalet veya sörf ayakkabısı tercih edin.

Brac Adası’na gelirseniz adanın güneyindeki Bol kasabasında kalmanızı tavsiye ederim. Çok şirin bir yer. Bizim Kaş’ı andırıyor. Zlatni Rat da Bol kasabasının hemen yanında. Kasabanın gece hayatı çok geç saatlere kadar sürmese de mevcut ve kimsenin kimseye rahatsızlık vermediği son derece seçkin bir ortam içerisinde cereyan ediyor.

Eğer araba ile seyahat ediyorsanız adalara geçmenin veya adalar arası seyahat etmenin tek yolu arabalı vapurlar. En yakın adalar arasında bile herhangi bir köprü mevcut değil ve her ada arasında vapur seferi de yok. Bir adadan diğerine geçmek çoğunlukla önce ana karadaki merkezi bir şehre geçip oradan diğer adaya geçmekle mümkün ki bu da büyük zaman kaybı çünkü vapur seferleri sık değil ve yüksek sezonda kuyruk oluştuğundan tek bir geçiş için saatlerce beklemek söz konusu olabiliyor. Ayrıca oldukça pahallı. Yani tek bir adada karar kılın derim. Aklınızda olsun Scuba dalışı için en çok önerilen Milet Adası, marina ve lüks severler için ise HvarAdası.

Plitvice

Zadar’ın iki saat kadar kuzey doğusunda Hırvatistan’ın haklı gururu Plitvice Gölleri bölgesi bulunuyor. Bu ulusal park UNESCO çevre mirası listesinde ve diyebilirim ki cennet için tasvir edilen birçok mekanı ve ortamı içinde barındırıyor. Dünyanın en güzel şelalelerinden bazılarına ev sahipliği yapan bu parkta olağanüstü berraklıkta ve renkte göletler, doğal havuzlar ve içlerinde sarkıtların ve dikitlerin olduğu mağaralar bulunuyor. Parktaki her şey kendi doğal haliyle oluşmuş.

PLITVICE_3Suyun ve yarı organik kayaların hareketi yavaş da olsa belli süreler içerisinde parkı değiştiriyor ve her ziyaretinizde biraz daha farklı bir ortam bulmanız olası. Ziyaretçilerin tüm doğa harikası güzellikleri görebilmeleri ve mümkün olduğunca yakın ve içinde olabilmeleri için ağaç parçalarından oluşan çok hoş patikalar ve köprüler yapılmış. Bu patika iskeleler ile adeta suyun ve doğanın üzerinde ama zarar vermeden süzülerek yürüyorsunuz. Patikanın su üzerindeki kısmı boyunca her yerde balıklar sizi takip ediyor çünkü ziyaretçilerin onları beslediklerini biliyorlar. Kilometrelerce devam eden ve her 100 metrede bir farklılaşarak yeni bir görsellik sunan parkur üzerinde envai çeşit bitki ve kuş ile karşılaşıyor, çok güzel kokular ile tanışıyorsunuz. Herkesin keyfine ve kapasitesine göre ayrı uzunlukta parkurlar düşünülmüş. İki saatlik parkur da var, sekiz saatlik parkur da..

Ben yaptığım altı saatlik parkurdan müthiş keyif aldım ve neredeyse her şeyi görmeye yetti. Parkın içerisindeki göl üzerinde kullanabileceğiniz ufak feribotlar var ve sizi ana noktalara götürüp getiren tren vagonu benzeri otobüsler mevcut. Tüm bu ulaşımlar parkurun giriş ücretine dahil. (Kişi başı 70 TL) Plitvice’e gelirseniz olabilecek en erken saatte giriş yapmanızı tavsiye ederim zira hem hava sıcaklığı hem de insan kalabalığı ilerleyen saatlerde hayli artıyor ve kalabalık ile birlikte ne yürümek kolay ne de istenilen yerde durup istenilen çerçevede bir fotoğraf çekmek. Ayrıca küçük çocuklu olanların da muhakkak yanında çocuklarını taşıyabilecekleri bir ekipman bulundursunlar çünkü yürüme yolları dar ve fazlaca doğanın içinde. Çocukların suya düşme riski hayli fazla. Parkta suya girmek ve yüzmek de ayrıca yasak ama doğal güzelliğin korunması için bu şart.

Hırvatistan’a gelip de Plitvice Ulusal Parkı’nı sakın görmeden dönmeyin. Buraya ulaşmak için araba şart değil ama büyük zaman tasarrufu ve kolaylık. Ayrıca aracınız varsa gölün 12 kilometre kuzeyinde Jelovklanac isimli yeşillikler içinde bir köyde harika bir at çiftliği var. Burada konaklayabileceğiniz gibi parktan artan zamanda veya ertesi gün iki saat boyunca gölleri çevreleyen muhteşem doğa içerisinde rehber eşliğinde at gezintisi yapabilir, ancak filmlerde görebileceğiniz bir atmosferde dört nala at sürebilirsiniz. Şahsen benim en keyif aldığım aktivitelerden biri bu oldu.

Tamamı için:

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play