Heykeltraş Yücel Kale ile söyleşi “Heykel Yalan Söylemez!”

Pazar, 22 Aralık 2013 11:18

Heykeltraş Yücel Kale ile söyleşi “Heykel Yalan Söylemez!”

Röportaj: Çağla Gillis

Türkiye’de bir şekilde resime, sinemaya, tiyatroya, fotoğrafa bir ilginin olduğunu görüyoruz duyuyoruz ama Türk heykeltraş deyince kimsenin aklına pek bir şey gelmiyor. Bunun sadece Türkiye ile ilgili olmadığını da düşünüyorum. Dünyada da heykeltraş diğer sanat dalları gibi popüler değil.

Ülkemize Anish Kapoor’un gelmesi ile ben de bu işin üstüne düştüm. Türkiye’de ne var ne yok diye bilgisayar başına oturdum. Şu anda yeni sergisi ile sanat çevrelerinde konuşulan Yücel Kale’nin işlerine göz attım. Kendisi genç olmasına rağmen 40’a yakın sergide ismi geçmiş ve Chicago, New York ve Japonya’da sergilere katılmış.

Kendisi ile tanışma fırsatı bulduğum Mimar Sinan Üniversitesi Heykel Bölümü mezunu Yücel Kale ile Galeri Apel’de buluştum ve yeni sergisi, son zamanlarda sanata olan ilgi, bir heykeltraşın nasıl yaşadığı, sergiyi ziyaret edenlerin ne ile karşılaşacağı, eserleri arasındaki bağı üzerine konuştuk. 

Yuce kaya

İlk önce kendinizden biraz bahseder misiniz? Neler yapıyorsunuz, şimdiye kadar hangi sergilerde isminiz geçti?

2000 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Heykel Bölümü’nden mezun oldum. Malzeme olarak, ahşap, cam, metal kullanıyorum. Bu işe daha bir tutku ile bağlanmam açısından ilk sergim benim için bir dönüm noktası oldu diyebilirim.

Yurtdışında da birçok sergim oldu. Chicago, New York, Japonya’da. Kişisel ve karma sergilere katıldım. Bu yurtdışın deneyimlerim kendi sanatıma birçok şey kattı,  dışarıdan dünyanın bir bütün olduğunu görüyorum. Kendi mesleğim için de yeni şeyler görüyorum ve bu gördüğüm yeni işler itici bir kuvvet yaratıyor açıkçası.

“Kökler, yapraklar ve dallar” isimli çalışmanıza nasıl başladınız? Başlarken aklınızda neler vardı? Bu yaratma sürecini anlatır mısınız?

Sergimin isim annesi galericim oldu. Benim işlerde bu bahsi geçen artı yapılar var.; Kök, yaprak, ışık, dal… Bunu barışın dili olduğunu düşündüğüm için böyle bir konsept düşündüm. Özellikle ağacın yapısı barışı en iyi anlatan varlıklar olduğunu düşünüyorum. Bir yandan da insanın hep bir arayışı var hayatta, varoluş nedenini anlamak olsun, yaşamanın amacını aramak olsun… Bütün bunları çalıştığımda duygu olarak işlerime de yansıtıyorum doğal olarak. İlk önce düşünüp sonra çalışmıyorum çalışırken üzerine düşünüyorum.

Peki bu çalışma bize neyi anlatıyor? Sergiyi ziyaret edenler burada neler bulacaklar?

Sergiye gelenler burada beni bulacak. Benim dünyamdan çıkan işleri, benim oluşturduğum figürleri bulacaklar. Barışçıl ve insana sukunet veren işler var burada. Geldiklerinde plastik etki ile karşılaşacaklar. Duygusal bir iş. Heykel öyle bir şey zaten. Taş heykel yalan söyleyen bir şey değil. Ne ise o size bir şekilde akar. Kısaca heykel severler için keyif verici bir sergi olacak.

Yuce Kale

Peki galericiniz ile çok yakınsınız ve neredeyse kişisel sergilerinizin çoğu burada. Özel değilse aranızdaki bağı sorabilir miyim?

Ben alışkanlıkları olan biriyim. Bu alışkanlıktan öte aramızda bir sevgi bağı var. Öğrencilikten sonra hep beraberdik, mekanı da çok seviyorum.

Eserleriniz ile aranızda duygusal bir bağ var mı? Mesela sergide bir eseriniz satılırsa üzülmeyecek misiniz?

Tabi eskiden çok üzülüyordum ama artık hiç üzülmüyorum hatta çok seviniyorum. Çünkü bir başkası onu sevmiş oluyor. Bir de sanatçı sattıkça yenisini yapabiliyor.

Son zamanlarda galerilerin artması, kültür sanat ile ilgili bize güncel haber geçen sitelerin çoğalması, dünyaca ünlü sanatçıların eserlerinin Türkiye’ye gelmesi… Tüm bunları nasıl değerlendiriyorsunuz? Ne oldu da insanlar sanat karşı bu kadar duyarlı oldu?

Türkiye çok büyük, her anlamda ciddi potansiyelleri olan bir ülke. Bu değişim en fazla potansiyellerini kullanması ile başlanmıştır. Sanatın kıymetini önemi bileneler için en önemli şey sanat ile uğraşmak ya da sanatın bir yerinde olmak.

Yuce Kale (1)

Sizin bu alanda takip ettiğiniz sanatçılar kimlerdir?

İlk olarak şunu söylemeliyim ki heykel dünyada çok popüler bir konu değil o yüzden sevdiğim sanatçılar da çok kısıtlı. Anish Kapoor’u hem duygu olarak hem profesyonel anlamda çok seviyorum. Türkiye’de sevdiğim hocalarım var ama bana model olacak biri yok. Böyle bir arayışımda olmadı açıkçası.

Son olarak bir gününüzü anlatabilir misiniz? Bir heykeltraş nasıl yaşar?

Sabah ilk işim kızım Cemre ile vakit geçirmek. Oradan atölyeme gittiğimde yardım eden arkadaşlar var, orada çalışmaya başlıyoruz. Herkesin uğraştığı bir iş oluyor. Çok komplike olmadığı, keyif alınarak yapılması gereken bir iş oldu için işler sohbet ve müzik ile çıkıyor desek yanlış olmaz. Ama müzik keyif derken işi sermekten bahsetmiyorum. İkisinin arasındaki denge iyi kurulursa her şey iyi gidiyor. Bunun dışında malzemelerimi gidip seçiyorum.

Dipnot: 11 Ocak’a kadar devam edecek olan sergi “Kökler, Dallar ve yapraklar” insanı adeta köklerine götürüyor.