Her şirkete bir inovasyon reçetesi uygulanabilir mi?

Cuma, 14 Nisan 2017 16:15

HAZIRLAYAN: ERGİ ŞENER

Günümüzde pek çok şirket, inovasyon ile anılmak, özdeşleşmek istiyor. Bu doğrultuda da önemli miktarda danışmanlıklara, dış partilere para harcıyor, yatırım yapıyor. Inovasyon her toplantıda mutlaka kullanılması gereken bir “anahtar sözcük” (key word) olarak sık sık vurgulanıyor. Tüm bunların yanında, inovasyonu doğru anlayabilmek ve inovasyon stratejisini doğru kurgulayabilmek adına oldukça önemli iki noktanın altını çizmekte yarar var:

1) “Inovasyon”, ne kadar önemli bir kavram olursa olsun, bilinçsiz bir şekilde kullanılmaya devam edildiği takdirde, kelime anlamı olarak yakında hiç bir şey ifade etmemeye başlayacak…

2) Asıl yatırımın yapılması gereken ve sürdürülebilir bir hale dönüşecek şekilde planlanması gereken konu, şirkette herkesin gerçek anlamda inovasyon yapmasını sağlayabilen bir “kültür” oluşturabilmek. Aksi takdirde, günü kurtaramaya yönelik, kısa vadeli tüm çabalar ve gerçekleşen yatırımlar karşılığını alamadan boşa gidecek.

Son zamanlarda TİM (Türkiye İhracatçılar Meclisi) tarafından organize edilen, Türkiye’de inovasyonu sürdürülebilir bir şekilde kurumlar içerisinde yapılandırmaya, “açık inovasyon” bilinirliği ve stratejisi oluşturmaya ve ülke genelinde inovasyon bilincini artırmaya yönelik pek çok çalıştaya ve beyin fırtınası toplantılarına katılmaktayım. Bu toplantılarda, öne çıkan konuları, tartışma noktalarını ve dikkate alınması gereken konuları kendi perspektifimden aktararak, şirketler için doğru inovasyon reçeteleri oluşturabilmek adına yarar sağlamayı umuyorum.

Her şeyden önce, kurum içerisinde ortak bir inovasyon tanımı belirleyerek işe başlamak gerekiyor…
İnovasyonu dillerinden düşürmeyen, sürekli bu kavrama atıfta bulunan yöneticilerin bir çoğu, ne yazık ki inovasyonu nasıl tanımlaması gerektiğini bilmiyor. Doğru tanımı bilmeden, kurumları ve çalışanları yönlendirme uğraşı da nafile bir çaba olmanın ötesine geçemiyor. Doğru bir inovasyon stratejisi belirlemenin ilk adımı, kurum içerisinde uzlaşılmış, herkes tarafından benimsenmiş bir inovasyon tanımını paylaşma ve bu doğrultuda şirket hedeflerini belirlemede yatıyor. Buna yönelik yaşadığım gerçek bir örneği paylaşmak isterim: Turkcell’de bulunduğum dönemde birlikte çalıştığım dönemin CEO’su Sn. Süreyya Ciliv, inovasyona çok önem veren ve şirket içi inovasyon kültürü oluşturmaya çalışan bir liderdi. Şirketin yıllık bir strateji toplantısında, farklı bölümlerden katılımcılara inovasyonun tanımını yapmalarını istemiş (tabi ki her tanım eksik ve birbirinden tamamen farklı çıkmıştı), bunları tek tek tartıştıktan sonra, herkesin benimseyeceği bir tanımı, şirket açısından bir referans olması adına detaylı bir şekilde bir sunum eşliğinde açıklamış ve buna yönelik hedefleri sunmuştu.

Global olarak ve akademik dünyada, ortak inovasyon tanımı olarak, OECD – Oslo Kılavuzu’nda yayınlanmış olan: “Yeni veya önemli derecede iyileştirilmiş bir ürün (mal veya hizmet), süreç, yeni bir pazarlama yöntemi ya da yeni bir organizasyonel yöntemin gerçekleştirilmesidir.” tanımını esas almakta yarar var. Yani, inovasyon için “değer yaratan bir yenilik” ortaya çıkarmak gerekiyor; daha genel bir tanım olarak gerçek bir inovasyonun olması için “gol olması” gerekiyor!.. İnovasyonu sadece PR odaklı gören, imaj yaratmaya çalışan firmaların, inovasyonun sonuç odaklı bir süreç olarak benimsemeleri adına, bu tanımı esas almaları oldukça önemli.

İnovasyon yapmak çok kolay bir şey değil…

Yeni, “cool” fikirler üretebilen; bunları zenginleştirip, gelir yaratan bir iş modeli ile detaylandırmayı başaran; fikri çalışır hale getirerek müşterilerin de kullanmasını sağlayan bir organizasyon gerçek anlamda inovasyonlar ortaya çıkarabiliyor. Ancak, bu süreçleri doğru oluşturabilmek ve sürekli işlerliğini sağlayabilmek için, inovasyon stratejisinin kurumsal kültürde başladığını unutmamak ve inovasyonu bir kültür haline getirebilmek yine karşımıza çıkıyor. İnovasyonun açıklanması, bölümler arasında teşvik edilmesi, cesaretlendirilmesi ve belki de en önemlisi sürekli takip edilmesi gerekiyor. İnovasyonu sadece iyi fikir ortaya çıkarıp, bunları açık ortamda paylaşan bir yapı kurmak olarak görmemek gerekiyor. Yaratıcılık açısından iyi fikirler ortaya çıkarmak oldukça önemli, ancak inovasyon açısından bu fikirleri uygulayarak, başarılı değer önerileriyle hayata geçirebilmek önem arz ediyor.
Yani kısaca gerçek anlamda inovasyon yapmak, çok da kolay değil…

İnovasyon performansları söz konusu olduğunda, kimse durumdan memnun değil…
HBR (Harvard Business Review) Eylül 2016 sayısında, Harvard Business School’un efsane profesörlerinden, aynı zamanda da inovasyon alanında gerçek bir global otorite olan Clay Christensen inovasyona yönelik bir gerçeği şu şekilde belirtmekte: “Hatırlayabildiğimiz kadarıyla, inovasyon, liderler adına hep en öncelikli, aynı zamanda da en üst düzeyde hayal kırıklığına sebep olan bir süreç olmuştur…”

McKinsey’nin kısa süre önce gerçekleştirdiği bir ankete göre, küresel şirketlerdeki liderlerin %84’ü inovasyonun büyüme stratejilerinde çok önemli bir unsur olduğunu belirtmekle birlikte, %94’ü organizasyonlarındaki inovasyon performansından memnun olmadığının altını çizmekteler. Gerçek anlamda inovasyon ortaya çıkaran bir şirkete dönüşme çabası, pek çok şirket açısından sürekli devam etmekte.

Küçük, orta ve büyük inovasyon ayrımının farkında olmak…
İş dünyasında, son zamanlarda “disruptive innovation” (yıkıcı, oyunbozan inovasyon) kavramına olan tutku herkesin bildiği bir gerçek. Herkes, yeni Apple, Uber ya da Airbnb olma hevesinde. Bununla ilgili bir yanlış da yok aslında, hedefleri büyük tutmak güzel; ancak gerçek hayattaki koşulları hesaplayıp, zemini sağlam hazırlayarak işe başlamak gerekiyor. Aksi takdirde, inovasyon hayallerine kapılarak başlanan yolculukta, göz göre göre boğulmanın bir anlamı yok. İnovasyonun, bir anda olmayacağının ya da başarılı örneklerin bir anda karşımıza çıkmadığının; inovasyonun farklı boyutlarda geliştiğinin ve olgunlaştığının farkında olmakta yarar var. Birdenbire gerçek anlamda yıkıcı olarak nitelendirilebilecek, iş modellerini ve iş dünyasını sarsacak bir inovasyonu hayata geçirmek çok gerçekçi değil. Belirli aşamalardaki gelişme ve ilerlemeleri, yıkıcı boyuta taşımaya yönelik adımları belirlemek ve bu doğrultuda çalışmaları organize etmek halihazırda faaliyet gösteren firmalar açısından çok daha gerçekçi.

Haftaya, inovasyona yönelik yanlışları ve bunların nasıl düzeltilebileceğine yönelik gözlemlerimi paylaşmayı sürdüreceğim…