Her Şirkete Bir Inovasyon Reçetesi Uygulanabilir mi? – II

Cuma, 21 Nisan 2017 16:42

HAZIRLAYAN: ERGİ ŞENER

Geçtiğimiz hafta kurumsal inovasyon çabalarına yönelik gözlemlerim ve inovasyon kültürü oluşturmak adına tavsiyelerimi paylaşmaya başlamıştım. Bu hafta, sürdürülebilir bir inovasyon sistematiği oluşturabilme adına paylaşımlarıma ve önerilerime devam ediyorum:

İnovasyon için kabul görmüş bir “how to” tarifi – “design thinking” (tasarım odaklı düşünme):

Gerçek anlamda inovasyonlar hayata geçirmek için çalışanlarınıza “gidin ve inovasyon ortaya çıkarın” demek yeterli değil. Kurum içerisinde çalışan tüm paydaşların eşit seviyede, inovasyonu tetikleme potansiyeli olduğunu göz önünde bulundurarak, potansiyeli değerlendirebilecek süreçler oluşturmak oldukça zor ama doğru gerçekleştiği takdirde, aynı zamanda taklit edilmesi oldukça güç bir rekabet silahı. Bu nedenle de iş birimleri ve farklı bölümler arasında çatışma yaratmadan, inovasyonu destekleyecek, inovasyon süreçlerini ve tanımını ortak bir dil haline getirip, herkesin benimsemesini sağlamak gerekiyor.
Inovasyon kültürü oluşturmanın öneminden bahsedip duruyoruz, ancak bir yandan da bu sürecin uzun, sancılı ve zor olduğunun da bilincinde olmamız gerekiyor. Bu nedenle, günlük hayatın karmaşası içerisinde çoğu zaman kolaya kaçmayı tercih ediyoruz. Kolaya kaçarken de en azından uzun vadeli hedefe katkı sağlayacak ve inovasyon odağında kurumsal hafızayı destekleyecek, global anlamda kabul görmüş ve çıktıları onaylanmış başarılı yöntemleri benimsemekte yarar var. Bugünlerde inovasyonu destekleyen süreçler açısından “design thinking” oldukça ön plana çıkmış durumda. “Design thinking”, en genel tanımıyla insan odaklı bir bakış açısıyla, müşterilerin ihtiyaçlarına ve beklentilerine, teknolojinin yardımı ve stratejik bir bakış açısıyla çözüm getirebilmek için geliştirilmiş bir yöntem.

Tasarım odaklı bir kültür oluşturmak için kabul görmüş genel metodoloji şu adımlardan oluşuyor:
1. Bir probleme çözüm getirmek üzere müşteri odaklı bir yaklaşımla,
müşteriyi, müşterinin ihtiyaçlarını, beklentilerini, davranışlarını ve tutumlarını derinden anlayarak, kullanıcı deneyimine odaklanmak.
2. Farklı fikirlerin ve yaratıcı düşünme tarzının desteklenerek, olaylara
değişik açılardan bakıp, karmaşık problemlere çözüm getirecek modeller geliştirebilme yeteneği kazandırmak.
3. Prototiplerle fikirleri çok hızlı test edip, hızlı aksiyon ve geri bildirim
alabilmek.
4. Belirli dönemlerde risk alıp, riskleri belli seviyeye kadar tolere
ederek, başarısızlık korkusunu ortadan kaldırmak.
5. Bir ürün ya da servisin kullanılabilirliği, değer algısı ve fizibilitesini
sürekli sorgulayarak, gereksiz özelliklerden soyutlayıp basit ve amaca uygun bir değer önerisi oluşturmak.
Yani aslında, başarı ürün/servis geliştirme süreçlerinde teknoloji odaklı yaklaşıma “empatiyi” entegre etmekte; ihtiyaçlara, problemlere çözüm önerileri getirirken doğru iş modellerini de oluşturabilmekte saklı.

Hatanın tolere edilebilmesi (“Fail fast”, “fail smart” yaklaşımı)

“Başarısızlık korkusu” inovasyonu engelleyen temel yaklaşımlarından birini oluşturmakta. Buna yönelik olarak, “design thinking” metodolojisinde de doğru risk almayı teşvik eden bir yapı kurarak başarısızlık korkusunun önüne geçmenin önemi vurgulanıyor. İnovasyonda öne çıkan şirketler başarısızlığı, inovasyon sürecinin kaçınılmaz bir parçası olarak, inovasyonu tetikleyen bir öğreti olarak değerlendirilmekteler. Suçlama kültürü yerine, başarısızlıktan ders çıkararak, inovasyon çalışmalarını devam ettiren firmalar, inovasyon kültürü oluşturma adına da öne çıkmaktalar. Bu doğrultuda, yeni şeyler deneyen, risk alan ve konforlu alanlarını koruma yerine bu konforun dışına çıkıp, yeni icat çıkarmaya çalışan çalışanları cezalandırmak yerine cesaretlendirmek ve doğru bir ödül sistematiği de geliştirebilmek gerekiyor.

Inovasyon için populer metodlara bel bağlamaktansa, kurum için en uygun modeli özgünleştirmek ve içselleştirmek gerekiyor
İnovasyon kültürü sadece, belirli süreçleri şirket hedeflerine ekleyip, intranette ya da şirketin duvarlarında yayınlayarak oluşturulmuyor ne yazık ki… Gerçek anlamda bir değişim yaratmak ve bunu yönetmek, ciddi anlamda bir dedikasyon ve sahiplenme de gerektiriyor. Amacın, her çalışanın yaptığı iş ne olursa olsun, o işe “değer katacak” şekilde çalışmalarını planladığı bir anlayışı destekleyen bir kültür oluşturmak olması gerekiyor.

Son zamanlarda etrafta şirketlere yönelik pek çok inovasyon reçetesi ve inovasyonu yönetmek için bir takım süreç önerileri sıklıkla dolaşmakta. Bunların pek çoğu ortak özellikler taşıyor: Bir inovasyon modeli, adım – adım süreç yönetimi ve tüm bu süreçleri destekleyecek spesifik şablonlar (hackathonlar, yarışmalar düzenlemek; inovasyon birimi/laboratuvarı, inovasyon show room’ları kurma çabaları işin bonusu). Pek çok şirket, bu şablonları alıp, kişiselleştirerek kolayca uygulayabiliyor, ancak devamı gelmiyor ve inovasyon sürdürülebilir olmuyor. Gerçek anlamda bir inovasyon kültürü oluşturmak için süreçlerin içselleştirilmesi, kurumun değerleri, yapısı ile kendine göre yorumlanarak, şirketin iş hedeflerine yönelik değer yaratacak şekilde modelleştirimesi gerekiyor.

Kendi inovasyon yorumunu oluşturabilen şirketler fark yaratıyor…
Tamamen yeni bir şey ortaya çıkarmaktansa, başarılı bir modeli kopyalamak, tercih edilen ve daha kolay bir yöntem olsa da (bu ülkemizdeki şirketler açısından da oldukça yaygın bir yöntem), asıl fark yaratan nokta yeni, eşsiz bir şeyi ortaya çıkarmakta kendini gösteriyor. Ünlü filozof Heraclitus’un oldukça meşhur, “aynı nehirde iki kez yıkanılmaz” sözünden yola çıkarak, “iş dünyasında kırılma anlarının yalnız bir kez oluştuğu” unutulmamalı. Bu nedenle, var olan inovasyonları biraz farklılaştırıp, tekrar tekrar ısıtıp, sahiplenmeye çalışmak yerine, yepyeni şeyler denemek daha zor, ancak çok daha özgün ve karakterli bir yaklaşımı oluşturmakta.

Unutulmamalı ki aynı şarkıyı, pek çok sanatçı farklı yorumlarla, farklı kitlelerin beğenisini kazanacak şekilde seslendirebilir, başarı da kazanabilirler. Fakat, bence asıl önemli olan ve gerçek değer, herkese dokunabilen, herkesin kendisinden bir şeyler bulduğu o melodiyi, o besteyi oluşturabilmekte kendini gösteriyor. Şirketler de inovasyon süreçlerinde, sürekli, başkaları tarafından seslendirilmiş, eskimiş, farklı isimlerle özdeşleşmiş bestelere ulaşma çabasına girmektense, kendi bestelerini ortaya çıkarmaya çalışmalılar. Bu doğrultuda, bünyelerindeki gerçek sanatçıları cesaretlendirmeli, desteklemeli ve yeteneklerini geliştirecek ortamlar sağlamalılar…