“Hepimiz Leyla’yız, Hepimiz Mecnun!” Ali Mendillioğlu yazdı

Salı, 27 Ağustos 2013 08:25

leyla ile mecnunGeçenlerde yemeklik bir şeyler almak için markete gittim. Kasa önünde sıra beklerken yan komşum olan kadın ile karşılaştık. Hal hatır faslından sonra, bana “Yemeğe gelsene, tavuk yemeği yapıyorum.” dedi. “Valla ben de patlıcan yemeği yapacağım, buyur sen gel.” dedim.

Kırk yaşında bir adamın yaptığı muhabbeti fark edince birden irkildim!
“Oğlum Ali senin içine ‘İskender’ kaçmış!” dedim gayri ihtiyari.
Komşum ”Efendim, anlamadım!” diyerek yüzüme baktı.
Yok bir şey öylesine konuştum işte…

Beddualarının bile naifliğiyle, 103 hafta boyunca pazartesi günlerini bize iple çektiren, farkında olmadan dilimizin, duygu dünyamızın tüm hücrelerine iyi huylu bir virüs gibi yayılan “Leyla ile Mecnun” dizisinin yayın hayatına son verildi.

Olduğumuz halden icap duyar olduk. Anamızdan babamızdan, dinlediğimiz müzikten, yoksulluğumuzdan, sevmelerimizden… Kendi hayatlarımızı ipoteğe koyup, bize gece gündüz ekranlardan pompalanan “ideal insan”ı taklit etmeye çalışarak, gün gün azaldık. İçin için de bizi seven birileri bizim hikayelerimizi yazsa, oynasa biraz da kendimizi izlesek hani diye bekleyerek bir yandan…

Bir elin parmağından daha az olsa da televizyon ekranlarının içinden dışına doğru değil, dışından içine doğru sızmayı başaran hikayeler de olmadı değil hani. Bu hikayelerin bir bir başlarını yediler. Bir kalemiz Leyla ile Mecnun kalmıştı, en sonunda onu da düşürdüler. Bu saatten sonra televizyonları kırıp saksı yapmakta bir mahsur kalmadı.

Dizinin yapımcısı Onur Ünlü ile tanışıklığımız vardır. Bazı bazı hasbihal ederiz, memleketin hallerinden, Ankaragücü-Kocaelispor’un vaziyetine kadar. Dik adamdır Onur, adından mütevellit. Dizinin kaderine dair TRT ile görüşmelerinde neler konuştular bilmem. Yalnız şunu bilirim ki, nursuzun, uğursuzun selamına “eyvallah”ı olan, beş yaşındaki çocuğun doğru bildiğine diz kıran Onur Ağabey’e, inancının buğday tarlasındaki tek bir buğday tanesinden vazgeç deseler, dünya malını da serseler ayağına eyvallahı olmaz. Onur Ağabey, kendisi ile ilgili bu kısmı okuduğunda muhtemel çok kızacak ama iki nedenden dolayı belirtme ihtiyacı duyuyorum.
Birincisi Onur ‘ne pahasına olursa olsun’ deseydi, büyük olasılıkla önümüzdeki pazartesi günü ekran başında “Leyla ile Mecnun” dizisinin 104. bölümünü izliyor olacaktık. İkincisi olur olmadık bizim tarafta görünüp de Onur’un arkasından sallayanlaradır. Ayağınızdaki serçe parmak var ya, sehpaya çarparsınız inşallah…

Şimdi ne olacak? Yeditepe İstanbul’u astılar, Behzat’ı zehirlediler, Leyla ile Mecnun’u yedirtecek miyiz? Hepimiz 478 yıldan beri, Leyla ile Mecnun değil miyiz? Şimdi sıra bizde. Bizim olana sahip çıkma zamanıdır. Ali ile Yusuf gibi aynı okla vurulduğumuz, Gezi Parkı’nda ve dünyanın bütün alanlarında Behzat amirim gibi polislerle karşı karşıya geldiğimiz, her şeyi salladığımız ama çayı demlediğimiz ve illa ki Erdal Bakkal’da içtiğimiz bir dünyayı kurmak için, bizden aldıklarını geri alma zamanıdır. Az şey diye düşünmeyin, hele bir sis açılsın görün dünya aslında nasıl güzel bir yer…

Bana inanmıyorsanız İsmail Ağabey’e inanın. İsmail Ağabey hiç yalan söyler mi? Yalan söylememek onun genlerinde var. “O gemi gelecek” diye bekliyor ise, o gemi gelecek demektir.

Haa mucize diye bir şey yoktur, demiştim ya Onur Ağabey, görüşmeyeli başıma öyle şeyler geldi ki, mucize diye bir şey varmış inandım artık. Mucize diye bir şey var.

Kesin bilgi yayalım :) )

#direnmucize

Ali Mendillioğlu

App. Store’dan iPad ve iPhone’nunuza indirmek için TIKLAYINIZ