Hay Bin Birand! Cüneyt Özdemir yazdı

Cumartesi, 19 Ocak 2013 10:13

[wzslider autoplay="true" transition="'slide'"]

Dipnot Tablet Başyazarı Cüneyt Özdemir, hayatını kaybeden usta gazeteci Mehmet Ali Birand ile olan anılarını kaleme aldı.

*) Tarihler 1980’lerin sonunu gösteriyor. Lisedeyim. Yazları turistik yerlerde çalışıyorum. O yaz bir tekne temizleme işi bulmuşum. Mavi yolculuktan gelen tekneleri temizliyoruz. Marmaris’teyim. Elimde Cenk Başlamış’ın yazdığı Glasnost kitabı var. Birand önsözünü yazmış. Dünyada yeni bir düzen kuruluyor ve ben dünyayı anlamaya çabalıyorum. Birand ailesi ile mavi yolculuktan geliyor. Kaldığımız gecekonduya koşup okuduğum kitabı alıp getiriyorum. Birand’a imzalatacağım. 32. Gün programı yeni başlamış. Hayranım. Gazetecelik aklımın ucundan geçmiyor. Birand Marmaris İçmeler Koyu’nun ortasında demirleyen Headlines teknesini gösteriyor. “Sende bir bot var mı?”, beni oraya at imzalayayım kitabı diyor. Kıçtan takmalı motorla Birand’ı Dinç Bilgin’in Headlines’a bırakıyorum. Bozuluyorum.

*) Yıl 1992, Ankara’da bir otel odası. Mehmet Ali Birand Talabani ile söyleşi yapıyor. İlk kez orada karşılaşıyoruz. Ben İngilizce biliyorum demişim. Oysa bilmiyorum. Tek hedefim o günlerin efsane programı 32. Gün programına girmek. İletişim fakültesindeki hocam Bülent Çaplı sınıfın fırlamalarından gördüğü beni 32. Gün programına asistan olarak almaya karar vermiş. Can Dündar konuk öğretim görevlisi… Söyleşi bittikten sonra Birand bana dönüp ‘Bunları yarına kadar tercüme et’ diyor, arkasını dönüp gidiyor. Ofiste tek başıma sabaha kadar kasetleri deşifre etmeye çabalıyorum . Olmuyor. Can’ın eşi Dilek Dündar halime acıyor. Bana yardım ediyor… Yırtıyorum.

*) 32. Gün’e hazırladığım ilk dosya. Konu, Başbakan’ın korumaları nasıl eğitiliyor? Metni yazıp sesini almışım. Montajlanmış bandı Mehmet Ali Birand’a gösteriyorum. Suratı düşüyor. 23 yaşındayım. Böyle olmaz diyor. Metni alıp beni yanına oturtuyor. ‘Bak böyle yapacaksın’ diyerek bir çocuğa gösterir gibi bana anlatarak okuyor. Elim ayağım titriyor. Mehmet Ali Birand’dan ders alıyoruz ne de olsa. Titriyorum.

*) Aylık yayınlanan 32. Gün programının yıl sonu resepsiyonundayız. Birand ile resepsiyon sonrasında bir lokantaya gidiyoruz. Birand et yememize kızıyor. Sağlıklı bulmuyor. Bülent Çaplı ve Can Dündar açık büfeden aldıkları köfteleri pilavın altına saklıyorlar. Gecenin sonunda hesap geliyor. Birand hesabın geldiği pusulanın arkasını imzalıyor. Hayatımda ilk kez böyle bir şey görüyorum. Şaşırıyorum!

*) Ankara Gölbaşı’nda kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde stüdyo bulmuşuz. Nabi Baba 32. Gün programına geliyor. 10 araba. Bir arabadan inenler stüdyoya çiçek saçıyor. Diğer araba kebap dolu. Ekip olarak kebaba doyuyoruz. Gülüyorum.

*) 32. Gün ekibi Ankara’da, Birand İstanbul’da. Her hafta yayın günü Ankara’ya geliyor. Yeni bir geleneğimiz olmuş her program ekipten birinin evinde seyrediliyor. Ben bekarım hep başkalarının evine gidiyorum. Her program sonrasında küçücük bir grup gazetecilik zaferini kutluyor. Ertesi gün başımızın ne kadar belaya gireceğini biliyoruz. Korkmuyoruz.

*) Birand işten kovulmuş. Andıç sonrası herkes Birand’a bitti gözüyle bakıyor. Ben Ankara’da akşamki 32. Gün programı konuklarını ayarlıyorum. Tek tek konuklar iptal ediyor. Birand arıyor. Çaktırmıyorum. ‘Abi siz merak etmeyin her
şey yolunda’ diyorum. Oysa yalan. Ne yapacağımı bilmiyorum.

*) Altın Kelebek Ödülleri’ndeyiz. Birand, Hülya Avşar ile karşılaşıp sarılıyor. Şaşırıyorum. ‘Abi siz nereden tanıyorsunuz Hülya Avşar’ı?’ diye soruyorum. Birand ‘Oğlum ünlülerin ünlüler ile tanışmasına gerek yok, onlar zaten tanışmış gibilerdir’ diyor. Gülüyorum.

*) 1995 İstanbul’a gelmişiz. Birand ile ayrılmanın zamanı gelmiş. Kızgınım. Neden beni değil de Serdar’ı Amerika’ya götürdü diye kendimi dolduruyorum. Ayrılmak için bahane arıyorum 32. Gün’den. Birand yoğun, beni sağlık taramasından geçtiği polikliniğe çağırıyor. Hemşireler bizi sessiz bir odaya alıyorlar. Burası bir kadın hastalıkları muayene odası. Birand hemen sedyemsi şeye oturuyor. Ben de kadınların normal şartlarda ayaklarını koydukları malum sandalyeye oturuyorum. Yol boyunca hazırladığım konuşma nutkuna bir türlü giremiyorum. Kolumu kadınların ayaklarını koydukları malum yere koyuyorum. Hay Allah!

*) Kanlıca’daki ofisteyiz. 32. Gün programına yeniden dönmüşüm. Asistan olarak başladığım programın artık genel yayın yönetmeniyim. Birand en üst katta. Sekreteri Nilgün her zamanki gibi öğle yemeği olarak somon ve krik krakları götürüyor. Yukarı çıkıyorum. ‘Abi bu yemeklerle hayat geçer mi?’ diye soruyorum. Gülüşüyoruz.

*) Askerler üzerimize abanmış. 28 Şubat’ın generallerinin bir numaralı hedefi 32. Gün. Dosya yapamayacak duruma geliyoruz. ‘Üniversitelere gidelim’ diyorum. Gitmeye başlıyoruz. Karadeniz Üniversitesi’nde faşistler camları kırıyor. ODTÜ bize destek çıkıyor. MÜLKİYE’de büyük anfide, öğrenciler dakikalarca bizi alkışlıyorlar. ‘Birand ile göz göze geliyoruz. Bunca baskıdan sonra büyük ödül.
Gözyaşlarımız birikiyor.

*) CNNTÜRK kurulmuş. Kavga kıyamet. Bir yıllık bekleme sonrası bütün gazeteciler birleşmiş Birand’ı devirmeye karar vermiş. Toplantı yapıyorlar. Serdar Akinan ile ben de toplantıya katılıyoruz. Birand’ı savunuyoruz. Yeniliyoruz. Toplantı bitiyor. Küba’ya gidiyorum.

*) Afganistan’a gitmişim. Ne ben Birand’a ulaşabiliyorum ne de o bana… Birand el yazısı ile 32. Gün basın tanıtımını yazıyor. ‘Cüneyt gelebilirse bu hafta 32. Gün’de Afganistan var’ deniliyor. Dönüyorum.

*)Birand bir yazı yazmış ben yeni köşe yazarlığına adım atmışım, didişiyoruz. İlk kez Birand’a meydan okuyorum. Siyasi görüşlerini eleştiriyorum. Ne kadar kızdığının farkındayım. Tuhaf bir his. Birand’ı hayatımda ilk kez kızdırmanın tuhaf atmosferi. ‘Umarım küsmemiştir’ diye içimden geçiriyorum.

*)Mehmet Ali abi kanser. Şok. Her şey sıfırlanıyor.

*) Londra’ya yerleşmişim. Doğan Grubu’nun iki günlük bir konferansı var. Fresh Mesh’i sunmak üzere Türkiye’ye gelmem gerekiyor. Eşime ‘Birand’a şöyle güzel bir çakma saat alsam mı?’ diye soruyorum. ‘İyi fikir’ diyor. Havaalanında Birand’a saat bakınıyorum. Bulamıyorum. Sabah toplantı başlıyor. İrfan Şahin ‘Birand’ı kaybettik’ diyor. Çıkıp dışarı Aslı Öymen ile sarılıp ağlıyoruz. Sonra bir umut belki… Akşam saatlerinde kaybettiğimiz haberi geliyor. Ne kadar garip. Gazeteciliği öğrendiğim Mehmet Ali Birand’ı ekranda ben uğurluyorum. Ağlıyorum. Ağlayamıyorum. Birand’ın renkli hayatlarını hatırlıyoruz, gülüyoruz. Hayatımın en zor yayını…
Yayın bitiyor. Susuyorum. Otele geldim. Televizyonda 32. Gün programının 25. Yıl programının tekrarı var.

Sinematografik bir geçit töreni.

Ağlıyorum.