Haşim Kılıç: Anayasa yapılırken meşruiyet zemini kaybolmamalı

Cuma, 15 Mart 2013 15:47

Haşim-KılıçAnayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, milletin hür iradesiyle seçtiği temsilcilerinin hazırlayacağı bir anayasa yapmanın onurunu yaşamak istediğini söyledi

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, milletin hür iradesiyle seçtiği temsilcilerinin hazırlayacağı bir anayasa yapmanın onurunu yaşamak istediğini söyledi. Kılıç, “90 yıldır yapamadığı ve bu nedenle sosyolojik bir travma geçirdiği, bu sürecin yarattığı psikolojik eşik mutlaka aşılması gereken bir engel olarak görülüyor. Türkiye’de yeni bir anayasa ancak, darbe yoluyla yapılabilir biçimindeki akla ziyan bir düşüncenin ortadan kalkması, halkın belirtilen eşikten geçmesine bağlıdır” dedi. Kılıç, Anayasa Mahkemesi üyelerini de parlamentonun seçmesini istedi.

Erciyes Üniversitesi ile Kayseri Barosunun ortaklaşa düzenlediği ‘Yeni Anayasa Sempozyumu’ İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi konferans salonunda yapıldı. Sempozyuma Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Vali Vekili Davut Haner, Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki, Rektör Vekili Prof. Dr. Hasan Yetim, HSYK üyesi Ali Aydın, Kayseri Baro Başkanı Fevzi Konaç, çevre illerin baro başkanları, avukatlar ve öğrenciler de katıldı. Başkan Kılıç’ın konuşması öncesi ve konuşması sırasında salonda güvenlik önlemleri artırıldı. Olası bir yumurtalı eyleme karşı şemsiyeli sivil polisler de salonda bulundu.

Kayseri Baro Başkanı Fevzi Konaç, sempozyumun açılışında yaptığı konuşmada hukukun tartışıldığı ortamda barolara önemli görevler düştüğünü söyledi. Konaç, “Bu ülkede huzur, barış ve hoşgörüyü tesis edecek Anayasanın ne kadar önemli olduğunu görmemiz gerekir’’ dedi.

ANAYASA YAPILARAK SOSYOLOJİK TRAVMA ATLATILMALI
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, son genel seçimlerden sonra Türkiye’nin gündemine gelen yeni Anayasa yapma hızının tüm canlılığıyla sürdüğüne değindi. Anayasa yapımı sürecinde, hakemlik yapan bir kurum olarak konuşmanın zorluğuna dikkat çeken Haşim Kılıç şunları söyledi:

“Aziz milletimiz, 90 yıllık Cumhuriyet döneminde ilk defa kendi iradesini ortaya koyarak sahip olduğu insanlık onurunu nasıl yaşatacağının ve koruyacağının şartlarına karar verecek. 1924’deki olağanüstü şartları bir kenara bırakırsak 1961 ve 1982 yıllarında iradesi işgal edilerek vesayet makamlarının karar verdiği bir süreçten, kendi hür iradesiyle seçtiği temsilcilerinin hazırlayacağı bir anayasa yapmanın onurunu yaşamak istiyor. 90 yıldır yapamadığı ve bu nedenle sosyolojik bir travma geçirdiği, bu sürecin yarattığı psikolojik eşik mutlaka aşılması gereken bir engel olarak görülüyor.

Bu eşiği geçebilmek ve bu heyecanın karşılıksız kalması, cumhuriyetimizle aynı yaşta olduğunu belirttiğim yaşanan travmayı daha da büyütecek, bedelini ise siyaset kurumları ödemek zorunda kalacaktır. Türkiye’de yeni bir anayasa ancak, darbe yoluyla yapılabilir biçimindeki akla ziyan bir düşüncenin ortadan kalkması halkın belirtilen eşikten geçmesine bağlıdır.”

Yeni anayasa yapımının kurucu meclis mi, yoksa kurulmuş meclis mi tarafından yapılması gerektiği tartışmalarınının öncelikli sorun olmaması gerektiğini belirten Kılıç, “Önemli olan milletimizin rüştünü ispat edebileceği belirttiğim eşikten geçebilmesidir” dedi.

TBMM KURUCU MECLİSTİR
TBMM’yi oluşturan ve milletin hür iradesiyle seçilmiş milletvekillerinin kurucu meclis fonksiyonuna sahip olduğu ve yeni bir anayasa yapabilme gücünün var olduğunu aktaran Haşim Kılıç, Meclis’in bu fonksiyonu yerine getirirken, meşruiyet zeminini kaybetmemesi gerektiğini söyledi.

MECLİS’TE UZLAŞMA ŞANS
Cumhuriyet döneminde yapılan 3 anayasanın halk dışlanarak devleti yönetenler tarafından yapılmasının meşruiyet sorununu da beraberinde getirdiğini ifade eden Kılıç, şöyle devam etti:

“Toplumun bir kesiminin dışarıda bırakılarak hazırlanan anayasaların öncekiler gibi başarı şansı yoktur. Bu noktada TBMM’de 4 partinin uzlaşmaya çalışması büyük şanstır. Uzlaşma komisyonunun çalışmalarının başarıyla sonuçlanmasını yürekten temenni ediyor, toplumsal sözleşme dediğimiz anayasayı hazırlayan tarafların sahip oldukları kırmızı çizgilerinden bir adım geride durarak bu müzakereleri sürdürmeleri gerekir. İktidar ve muhalefetin sahip oldukları güçleri gözetmeksizin herkesin eşit şartlarda temsil edildiği uzlaşma komisyonunda imkanlar boşa harcanmamalıdır.

DAYATMALAR MÜZAKERE ŞARTLARINI ORTADAN KALDIRIR
Herkesin isteklerinin anayasada yer alması gibi bir ütopyanın gerçeklerle örtüşmeyeceği de açıktır. Her kesimin kendi doğrularını kılına bile dokunulmaz kutsallara dönüştürülmesiyle ortaya çıkacak dayatmalar, diyalogu ve müzakere şartlarını ortadan kaldırır. Makul ve ölçülü olabilirsek bu müzakerelerden başarıyla çıkılması kaçınılmazdır. Aziz milletimiz de bu sürecin başarıyla sonuçlanmasını heyecanla beklemektedir. Nefret söyleminin yarattığı gerilim ortamlarında diyalog ortadan kalkmakta, sorunların çözümü için ihtiyacımız olan müzakere imkanlarından mahrum kalmaktayız. Barış için gerekli olan iklimi oluşturmadan, güce dayalı yapılacak anayasal düzenlemeler ‘Ben yaptım oldu’ anayasası olur. Bu yaklaşım, toplum barışının en büyük tehdidi olmanın yanı sıra, sorunları büyütmekten başkaca sonuç doğuramaz.”

ELİNİ TAŞIN ALTINA SOKANLAR İHANETLE SUÇLANIYOR
Ülkede 90 yaşındaki Cumhuriyetin 45 yılının terörle mücadele edilerek geçirdiğine dikkat çeken Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç, gerginliğin, terörün son bulması konusunda her bireyin, toplumun ya da tüm siyaset kurumlarının yapabileceği bir katkı bulunduğunu söyledi. Kılıç, “Bu olumsuz iklimde herkes şikayetçi görünüyor ama, çözümü için kimse öneride bulunmuyor. Elini taşın altına sokanlar ise ihanetle suçlanıyor. Halkın yorgun düştüğü bu ortamdan süratle kurtulmak için yeterli altyapıya sahibiz. Bu toplum, kurduğu 90 yaşındaki cumhuriyetin 45 yılını terörle mücadele ederek geçirdi. Yarım asırdır kaybettiğimiz ekonomik, sosyal, kültüre varlıklarımızı bir tarafa bırakırsak bu uğurda can verenlerin ana yüreklerinde bıraktığı ateş, bütün toplumu yakmaya yetecek güçtedir. Bu ateş sönmelidir. Zira, kendi saadetini başkalarının felaketi üzerine kuranlar en çirkin zulmün uygulayıcısı olur’’ diye konuştu.

LAİKLİK İDEOLOJİK VE KEYFİ YORUMLARA AÇIK HALE GETİRİLDİ
Laiklik kavramının idelojik ve keyfi yorumlar haline getirildiğine değinen Kılıç, “Bir türlü özgürleştiremediğimiz, dinsel ve etnik anlayış ile yorumlar sorunlar doğurmaya devam ediyor. Laiklik kavramının evrensel anlayıştan koparılarak keyfi ve ideolojik yorumlara açık hale getirilmesi, mağdur ve mazlum bir kitlenin doğmasına yol açmıştır. Devletin tüm inançlar karşısında eşit uzaklıkta durmasını öngören laiklik anlayışı, bizdeki uygulamayla ayrışmaya ve çatışmaya ivme kazandıran bir fonksiyon üstlenmiştir. Devlete ait olan bir kavramla, birey ahlakını laikleştirmeyi ve dinsel duygularını kalplerine kilitleyerek hayatına etkili olmasına engel olmaya çalıştık. Başarısız olan bu uygulama kalp ve gönüllerde ayrılık dışında hiçbir kazanım sağlamadı” dedi.

ANAYASA MAHKEMESİ ÜYELERİNİ MECLİS SEÇSİN
Aynı şekilde terör kavramının da muğlak ve belirsiz olması, uygulayıcıların farklı ve isabetsiz yorumlarının ortaya çıkmasına yol açtığını belirten Kılıç, Anayasa Mahkemesi üyelerinin Almanya’da olduğu gibi parlamento tarafından atanmasının meşruiyet tartışmalarını ortadan kaldıracağını belirterek şöyle konuştu:

“Neticede ciddi hak ihlalleri toplumsal sorunların çözümünü çıkmaza sokmuştur. Özgürlüklerle ilgili sorun, daha çok yasama organının ya da idarenin takdir alanındaki yetkilerini özgürlükler aleyhine kullanmasından ve bunu denetleyen Anayasa Mahkemesinin özgürlükleri genişletici, yorum tekniğinin kullanılmamasından kaynaklanmaktadır. Ne yazık ki halk ihlal nedeniyle sanığı devlet olan bir davayı çözecek makamda devletin mensubu olan yargıçlarımız bulunmaktadır. Bu sakıncayı giderecek olan önerim açıktır. Söz konusu davalara bakmakta olan Anayasa Mahkemesinin tüm üyelerinin Almanya’da olduğu gibi parlamento tarafından seçilmesi meşruiyet sorununu giderebilecek yegane demokratik yoldur.

Anayasalarda yorum hakkına sahip olanlar maddelerdeki soyut ifadeleri toplumsal gelişmelere bağlı olarak sürekli yenilerse, sıklıkla anayasa değişikliği yapma ihtiyacı da ortadan kalkar. Yani sorunlu hukuk onarılarak sorunsuz hale getirilir. Ama, bu sistem ülkemizde tersinden çalışmış anayasayı yorumlamakla görevli olanların sorun çözme yerine sorun üreten merkez haline gelmesi anayasamızı sürekli değiştirme ihtiyacını doğurmuştur.”

YANLIŞ UYGULAMA YAPANLARIN SONU OLUR
Haşim Kılıç, alkışlarla kesilen konuşmasını şu sözlerle bitirdi: “Yakın tarihimize baktığımızda darbelerin parmak izlerini sadece anayasalarda değil, mahkeme kararlarında da görebilirsiniz. Bu gerçek, kamu gücünün ele geçirilmesi gereken bir silah olduğunu, kimilerinin akıllarına sokmuştur. Kimseyi suçlamaya hakkımız yoktur. Bu yasa, vesayetçi elitlerin, kendi hayat tarzlarını güvenceye almak için hak ve özgürlüklerini halkın bir bölümünden kaçırmalarına sebep olmuştur. Aktörler değişmiş olsa bile bugün bu yanlış uygulamaya tersinden devam edenler varsa, onların da sonu aynı olacaktır. Kim olursa olsun başkalarının felaketi üzerine kendi saadetlerini kuranları savunmak ne ahlaki ne de insanidir. Son sözüm şudur; Eğer yaşadığınız bir özgürlük acınız varsa, bunu saklayınız. Bir gün özgürlük dağıtan güce sahip olursanız, sakladığınız acıları hatırlayarak zulme engel olursunuz. Zira insan haklarını sadece insan olanlar savunabilir.’’

DHA