Halepçe Katliamı’nı dünyaya belgeleyen gazeteci, Suriye’yi Dipnot’a anlattı!

Pazartesi, 2 Eylül 2013 10:55

[wzslider autoplay="true" transition="'slide'"]

Takvim yaprakları 1988 yılını gösterdiğinde Halepçe’de, bugün Suriye’de izlediğimiz görüntülere benzer görüntüler yaşanmış 6 binden fazla insan hayatı kaybetmişti.

Halepçe’de insanlar değil, insanlık ölmüştü. Bir ders çıkarıldı mı, derseniz işte orası muamma!

Fotoğraflarıyla dünyaya tek belgeleyen isim gazeteci Ramazan Öztürk olmuştu. Öztürk, bölgede yaşananları kimsenin vermeye cesaret edemediği şekli ile görüntülemiş tüm çıplaklığı ile dünyaya servis etmişti.

Şimdi binlerce insanın hayatını kaybettiği Suriye’den ne yazık ki benzer görüntüler geliyor. Yapılanlardan hiç ders çıkarılamamış olacak ki görüntüler 1988 yılını aratmıyor.

Gazeteci-Belgeselci Ramazan Öztürk filmi 25 yıl öncesine sardık. Kimyasal silah kullanılan Halepçe Katliamı’nı ve bugün Suriye’de yaşananlar arasındaki benzerlikleri konuştuk.

“FOTOĞRAFLARDAN KİMYASAL SİLAH KULLANILDIĞI ANLAŞILIYOR.”
Siz bundan tam 25 yıl önce Halepçe Katliamı’nı görüntülemiş ve tüm dünya bu katliamı sizin objektifinizden izlemişti. Bugün Suriye’de yaşananlara baktığınızda ne gibi benzerlikler görüyorsunuz?
Bazı benzerlikler var. Baas Rejiminin ayrım yapmaksızın sivil halka karşı giriştiği katliamlar Saddam’ın Irak Kürdistan’ında Kürtler’e yaptıklarıyla benzer nitelikte. İki dikta rejimin halkına bakışı ve kullandığı yöntemler de çok yakın. Kendisine karşı olan herkesi düşman görüp, yok etmek için her türlü şiddetti uygulamakta tereddüt etmiyor. İktidarını korumak için her yola başvurabiliyor. Esad rejimi, tıpkı Saddam gibi koltuğu bırakmamak için ülkesini harabeye çevirmekte, hatta dış müdahale olması için elinden geleni yapmakta.

Saddam Hüseyin de 30 yıl boyunca halkına hep zulüm yaptı. Öldürdü, zindanlara attı. Yerlerinden zorla kopartıp başka bölgelere sürgüne gönderdi. İktidarı eline geçirdiği ilk yıllar itibariyle Kürtler’e karşı aşırı şiddet kullandı. Yok etmek için her yolu denedi.

Sonunda Halepçe’de kimyasal silahlarla soykırım yaptı. Bu katliamda 6 bine yakın sivil insan öldü, on binlercesi de yaralandı. Kürtler’i toptan yok etmek için giriştiği Enfal Operasyonu’nda 181 bin Kürt’ü toprak altına gömdü. Yüz binlercesi de Türkiye ve İran sınırına yığıldı. Çoğu salgın hastalıklardan ve açlıktan öldü.

Şimdi de yine burnumuzun dibinde bir katliam yaşanıyor. Yine Baas rejimi ve yine bir diktatör. Halkını öldürmekten hiç çekinmiyor. Cephesi belli olmayan kirli bir savaş devam ediyor. Çocuk, kadın binlerce sivil insan hayatını kaybediyor. Yüz binlercesi komşu ülkelerde mülteci. En kötüsü de kimyasal silahlarla başka bir soykırım gerçekleştirildi. Gelen fotoğraflardan kimyasal silah kullanıldığı anlaşılıyor. Ancak hangi çeşit bir gaz olduğu araştırma sonucu belli olacak.

Halepçe’de beş çeşit kimyasal silahın Saddam rejimi tarafından kullanıldığı baştan itibaren biliniyordu, Suriye’de ise henüz belli değil. Ama bu kimsenin suçunu hafifletmiyor. Kim kullandıysa bir soykırım yapmıştır ve insanlık suçu işlemiştir. Mutlaka uluslararası hukuk karşısında en ağır cezayı almalıdır.
Ancak Irak’ta olanlar ile Suriye’de olanların benzemeyen tarafları da var. Mesela Saddam’ın Kürtler’i katlederken komşu ülkeler dâhil dünya sessiz kaldı. Halepçe Katliamı gerçekleştiğinde kör ve sağır olan dünya kamuoyu, ancak Saddam Kuveyt’i işgal edince uyandı. Halepçe sanki yeni olmuş gibi gündeme getirildi. Bu da ikiyüzlülüğün en çarpıcı örneğidir.

Kürtler, bir anlamda Saddam’ın suçlandığı bir delil gibi kullanıldı ama aradan 25 yıl geçmesine rağmen birkaçı dışında dünya ülkeleri Halepçe’de olanları hala soykırım olarak kabul etmiş değil.

Bugün Suriye’de olanlar karşısında başta Türkiye olmak üzere batılı birçok devlet tepki veriyor. Türkiye’ye kaçan Suriyeliler sınıra çekilmiş dikenli tel örgülerin ardında bırakılmıyor, içeriye alınıyor. Oluşturulan mülteci kamplarında barınmaları sağlanıyor. Gerekli yardımlar yapılıyor. V e de kimyasal silah kullanan her kimse ortaya çıkarılmasında ısrar ediliyor. Tüm bunlar insanlık adına sevindirici ama yeterli değil. Ve geç kalınmış bir durum. Çünkü ölenler geri gelmiyor.

Suriye’de kimyasal silah kullanıldığı hala bir iddia. Birleşmiş Milletler bunun ile ilgili bir araştırma da yapacak. Yaşanan katliamda kimyasal silah kullanıldığını anlamanın en basit yolu nedir?

İnsanların cesetlerine baktığımızda kimyasal silah kullanıldığı çok açık. Ancak hangi tür bir gaz olduğu yapılacak araştırma sonucu ortaya çıkacaktır. Kullanılan gazın türünü tespit etmek hiç zor değil. Ancak kesin neticeyi inceleme yapan bilim insanları söyleyecek.

Fotoğraflardan yansıyanlar ve görgü tanıkları ile müdahale eden sağlık ekiplerinin bilgilerinden zehirli gaz kullanıldığı anlaşılıyor. Zaten vücutta başka herhangi bir yara ve darbe izi yoksa gözler küçülmüş, ağızlardan köpükler gelmişse zehirli gaz olduğu ilk etapta anlaşılıyor.

Cesetler toplanmadan önce oldukları yerde ve pozisyonda fotoğrafları çekilseydi belki daha net bir şeyler söylenebilirdi. Ama gördüğüm kadarıyla hepsi toplanmış, yıkanmış kefene sarılmış ve bir araya dizildikten sonra fotoğraflanmış. Neden böyle tercih edildiğini bilemiyorum.

“BİLEK GÜREŞİ YAPMAK İSTEYEN ÜLKELER HESAPLARINI SURİYE’DE GÖRÜYOR”
Siz kimyasal silah kullanıldığını gördüğünüzde 25 yıl sonra yaşanan katliamın Suriye’de aynı şekilde yaşanabiliyor olmasına şaşırdınız mı, olayların bu noktaya gelebileceğini düşünüyor muydunuz?

Çıldırmış zihniyetlerin yönettiği dikta rejimlerinde bu tür katliamlar yaşanıyor. Suriye’de de dikta bir rejim ve çıldırmış bir zihniyet var. İktidarı bırakmamak için her yöntemi deneyecektir. Doğrusu Suriye’de olanlara hiç şaşırmıyorum. Cephesi belli olmayan kirli bir savaş var. Her gün biraz daha büyüyor ve daha da kirleniyor.

İktidar ile muhalefet çarpışıyor gibi görünüyor ama başkaları da savaşıyor. Bir birleriyle sorunu olan ya da bilek güreşi yapmak isteyen ülkeler, hesaplarını Suriye’de görüyor.

Aynı zamanda taşeronluk yapan birçok terör örgütü de Suriye’de savaşıyor. Mesela El Kaide’nin içinden çıkmış El Nusra var orada. Esad’ın yıllardır destek verdiği Hizbullah var.

El Nusra’nın Suriyeli Kürtler’e karşı giriştiği katliamlar var. Bakın kamuoyunda bundan hiç bahsedilmiyor. İlk günlerde birkaç satır haberle geçiştirildi. Sonra görmezden geliniyor. Her gün Esad’ın katliamlarından bahsediyoruz bu doğru ama aynı şekilde Kürtler’e yapılanlara da karşı çıkmamız gerekiyor. Katliamlar, kime karşı yapılırsa yapılsın ayırım yapmadan tepki göstermeliyiz.

Esad’ın iktidar hırsı ülkesine harabeye çevirdi. Önemli stratejiye sahip belli noktalar bir gün Esad güçlerinin bir gün başka güçlerin eline geçebiliyor. Suriye Baas rejiminin elinde önemli miktarda kimyasal silah bulunduğunu herkes biliyor. Suriye ordusundan ve muhaberat içinden kaçıp muhaliflere katılanlar da kimyasal silahların nerede tutulduğunu biliyor. Dolayısıyla böylesine cephesi belli olmayan kirli bir savaşta insanlığın kabul edemeyeceği her türlü vahşet yaşanabilir.

Halepçe Katliamı’na Batı dünyasında sizce yeteri kadar tepki gösterilmiş miydi?
Kesinlikle göstermedi. Batılı ülkeler İran İslam Rejimi’nin devrilmesi için Saddam’a her türlü desteği verdi. Kimyasal silah üretmesine göz yumdu. Ham maddesinden, insan gücüne kadar her türlü yardımı yaptı.

Saddam aldığı desteğin şımarıklığı ile İran’a karşı yıllarca kimyasal silah kullandı. On binlerce asker-sivil bu yüzden hayatını kaybetti. Bugün İran’da hala zehirli gazlardan etkilenmiş 100 bin hasta var ve ölüyorlar. İran yıllarca BM nezdinde Saddam’ın kimyasal kullandığını anlatmaya çalıştı ama kimse ciddiye almadı.

Eğer o gün BM gerekli tepkiyi göstermiş olsaydı belki de Halepçe Katliamı olmayacaktı. Saddam orada kimyasal kullanmaya cesaret edemeyecekti. Halepçe’de kimyasal silah kullandığında dünya gerekli tepkiyi vermiş olsaydı, belki de Saddam Kuveyt’i işgal etmeden önce bin kez düşünecekti. Dünya ikiyüzlü davranmayıp, Saddam’ı, kimyasal kullandığı için zamanında müdahale edip yargılayabilseydi, Irak Baas Rejimi’nin babası olan Suriye Baas Rejimi bugün kendi halkına bu insanlık dışı zulmü kolay kolay yapamazdı.

Bugün binlerce insanın benzer fotoğraflarına şahit oluyoruz. Tepkiler yeterli mi? Neden hiç ders çıkaramıyoruz sizce?
Tepkiler var ama lafta kalıyor. Eylem yok. Yani kimse kılını kıpırdatmıyor. Neden? Çünkü perde arkasında çeşitli hesaplar var. Orada ölen Suriyeli ne yazık ki kimsenin umurunda değil. Sözde kalmış tepkilerin ötesine geçilmiyor. Kısacası çeşitli nedenlerle oraya gelmiş başkaları çarpışıyor bu savaşın çıkmasında hiçbir etkisi olmayan Suriyeliler ölüyor. Demokrasiyi içine sindirmiş insanlara kalsa belki de savaşlar olmayacak. Problemler diyalog yoluyla çözülecek. Ama durum böyle değil. Savaş kararı alanlar değil, sıradan sivil halk ölüyor. İnsanlık suçları sadece kimyasal silahlarla işlenmiyor.

“HALEPÇE’DE İNSAN DEĞİL, İNSANLIK ÖLDÜ”
Bir gazeteci refleksi olarak o gün Halepçe’de tüm gazeteciler belki de sizin yerinizde olmak isterdi. Ama öncelikle bir insan olarak insanlığın öldüğü noktada bu katliamı görüntülemek hiç de kolay olmasa gerek. O gün orada mesleğini yerine getirmeye çalışan bir gazeteci olarak neler hissetmiştiniz? Yaşadıklarınızı nasıl atlattınız?

Mutlaka yerimde olmak isteyen gazeteciler vardı. Bu haberciliğin ruhunda var zaten. Ama Batılı birçok gazeteci ve televizyoncu da oraya gelmişti. Haber ve fotoğraflarını benden önce ülkelerine ulaştırdılar. Gerçi ne çektiklerini ve ne yazdıklarını bilmiyorum ama bildiğim bir şey var, o da katliamı anlatacak güçlü bir belgeyi ortaya koyamamalarıydı.

Halepçe Katliamı benim fotoğraflarımla dünya gündemine oturdu ancak daha önce de söylediğim gibi gerekli tepki gösterilmedi.
Orada gördüklerime gelince; Halepçe’de sadece 6 bine yakın insan ölmedi, aslında o gün orada insanlık bir kez daha öldü. Ben böyle düşünüyorum. Bebeklerin, kadınların, yaşlıların ve hayvanların bile kısacası orada bulunan tüm canlıların öldüğü o korkunç manzarayı gördüğümde ağladım. İsyan ettim. İnsan insana bunu nasıl yapabilir? diye binlerce kez sordum. Kelimeler boğazım düğümlendi. Nasıl düşüneceğimi bilemedim. Binlerce kez lanet ettim. Ve insanlığımdan utandım. En önemlisi de biz insanların bazen nasıl korkunç birer yaratığa dönüştüğümüzü gördüm. Halepçe Halkı, 16 Mart 1988 günü için “Gökten zehirli ölümün yağdığı gün” diyor. Bugün Halepçe’de binlerce kimyasal kurbanı hasta var. Onlar da ölüyor tıpkı İran’dakiler gibi.. Binlerce kadın ve erkek de kısır kaldıkları için çocuk sahibi olamıyor.

“HALEPÇE’YE 21 YIL GİTME CESARETİNİ BULAMADIM”

Daha sonra o bölgeye bir daha hiç gittiniz mi?

Katliamdan 21 yıl sonra gittim. Gazetecilik hayatımın 27 yılı o bölgede geçti. 16 Mart 1988’den sonra da defalarca Irak Kürdistanı’na gittim. Hemen her yerini bilirim. Halepçe’ye yakın yerleşim birimlerini de gazeteci olarak ziyaret ettim. Ama Halepçe’ye bir türlü gitme cesaretini kendimde bulamadım. Çektiğim Sessiz Tanık fotoğrafının heykelleştiğini, şehrin birçok yerine dikildiğini, soykırım müzesi kurulduğunu bilmeme rağmen gitmedim. Çünkü gördüğüm o vahşetten çok etkilenmiştim. Çok net bir şey değil ama nedense içimden gitmek gelmiyordu.

Ne zaman ki katliamı yöneten Kimyasal Ali lakaplı Ali Hasan El Macid, Bağdat Yüksek Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmaya başladı ve beni de tanık olarak çağırdılar, o zaman önce Halepçe’ye gitmeye karar verdim. 2009’un Şubat’ında gittim, Benim hazırlayıp sunduğum ve TRT’de yayınlanan Kırılma Noktası için bir belgesel çektim. Arkasından Bağdat’a gidip mahkemede tanıklık ettim. Kimyasal Ali bu tanıklıktan sonra idam edildi. Kısa bir süre sonra mahkemedeki tanıklığımı da konu alan ikinci bir belgesel çekmek üzeri yine Halepçe’ye gittim. O günden sonra sürekli gidiyorum. Çünkü katliamı konu alan bir sinema filmi üzerinde çalışıyorum.

Bugün Suriye’deki katliam görüntülerini izlediğinizde ne hissettiniz?

Açık söylemem gerekirse yine isyan ediyorum. Yine aynı kelimeler boğazımda düğümleniyor. İnsan insana bunu nasıl yapabilir, diyorum. Cevap bulamıyorum ve yine insanlığımdan utanıyorum.

Bu tür katliamları yapanları da milyonlarca kez lanetliyorum. Aynı zamanda sessiz ve seyirci kalanların, ikiyüzlü davrananlar ile menfaatlerini ve çıkar hesaplarını insanlık değerlerinden üstün tutanların da katliam yapanlar kadar suçlu olduklarını haykırıyorum.

Ece Eliboloğlu
@ecelibologlu

App. Store’dan iPad ve iPhone’nunuza indirmek için TIKLAYINIZ