Hakimler ve Savcılar Yüksek Bakanlığı!

Pazar, 12 Ocak 2014 11:14

Başlığı okurken çoğu kişi bu ifadenin ne kadar da abartılı olduğunu düşünebilir; düşünmelidir de… Her gün ard arda yalan haber okuduğumuz bu dönemde her şeyin daha çok sorgulanması ve araştırılması gerekir! Sosyal mesaj kısmını geçip konuya giriyorum. Malum; 17 Aralık’tan beri esen fırtına Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na da sert bir şekilde vurdu. Başbakan Erdoğan’ın Kurul’un açıklama yapması üzerine sarf ettiği “elimde olsa HSYK’yı yargılarım” sözleri dönüp dolaşıp tabiyetiyle kanun teklifi olarak Meclis’e geldi.

Bu teklifte neler olduğunu, hükümetin nasıl bir HSYK istediğini incelemeden önce geçmişe gidelim. Özellikle 2010 yılındaki referandum sürecinde dillerden düşmeyen HSYK’nın bugünlere nasıl geldiğini bir hatırlayalım.

HSYK’nın ne kadar önemli ve stratejik olduğunu anlatmaya gerek yok. Zira görevlerini saymaya kalksak uzun bir yer kaplayacağından basitçe tüm hakim ve savcıların yönetim kurulu desek abartmış olmayız. 2010′a gelmeden önce HSYK’nın yapısı ile ilgili dikkat çeken hususlar ise şunlardı:

- Daha önce kurul içinden başkan seçilirken 82 Anayasası ile HSYK Başkanı olarak Adalet Bakanı kabul edildi. Adalet Bakanlığı Müsteşarı da 82 Anayasası ile kurulun tabii üyesi oldu.

- 3 asıl 3 yedek üye Yargıtay, 2 asıl 2 yedek üye ise Danıştay tarafından kendi üyeleri arasından öneriliyordu. Öneriler arasından HSYK’ya kimin üye olacağı konusundaki söz sahibi ise Cumhurbaşkanı’ydı.

İşte HSYK’nın bu yapısı 2010 Anayasa referandumu ile değiştirilmek istendi. O dönemin gazete manşetlerine bakılacak olursa hükümet ‘yargıda vesayetin olduğunu, bu vesayetin kırılması gerektiğini, daha demokratik ve çoğulcu bir yapı getirileceğini’ söyledi. Bir kısım ise hükümetin bu değişiklikle yargı bağımsızlığını yok edeceğini ve siyasallaştıracağını savundu. Referandumdan “evet” çıkınca HSYK yapısı şu şekilde değişti:

- Üye sayısı 7 asıl 5 yedekten 22 asıl 10 yedek üyeye çıkartıldı.

- 3 asıl 2 yedek üyenin Yargıtay, 2 asıl ve 2 yedek üyenin Danıştay, 1 asıl ve 1 yedek üyenin Adalet Akademisi Genel Kurulu tarafından kendi üyeleri arasından yaptığı seçimle HSYK’da görev aldı.

- 7 asıl 4 yedek üye adli yargıya, 3 asıl 2 yedek üye ise idari yargıya mensup tüm hakim ve savcılar arasından seçildi.  Seçilme koşulu ise 1. sınıfa ayrılmış hakim ve savcı olmak.

- 4 asıl üye ise hukuk dalında görev yapan öğretim üyeleri ile avukatlar arasından Cumhurbaşkanınca atandı.

- Kurul’un kararları daha önce yargıya taşınamazken referandum ile meslekten çıkarma cezalarına yargı denetimi getirildi.

Bu değişikliğe bakarak yargıda ‘vesayet’ tartışmalarına dair HSYK’nın en azından daha çoğulcu ve daha demokratik olduğunu söyleyebilirsiniz, manzara ortada. Ancak ‘yargı bağımsızlığı ve siyasallaşma’ açısından 2010′da dahi yaşanmayan bir tartışma bugün patlak verdi. Ak Parti’nin Meclis’e sunduğu HSYK ile ilgili kanun düzenlemeleri yeni bir krize neden oldu.

Şimdi sizlere uzun uzadıya bu kanun teklifindeki ayrıntıları, düzenlemeleri, insanı boğan hukuki terimleri anlatmak yerine daha basit veriler paylaşarak durumu izah etmeye çalışacağım.

Hükümetin 52 maddelik değişiklik teklifinde 22 madde 6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu ile ilgili; 2010 referandumunun ardından kabul edilen kanun. Geri kalanlardan ise çoğunluk 19 madde ile Türkiye Adalet Akademisi Kanunu hakkında, ki o da önemli ancak şu an odaklandığımız nokta o değil. 22 maddenin içeriğinde Kurul’un görevlerinden çalışma esaslarına, teftiş kurulundan dairelerin yapısına, üye seçiminden üyeler hakkındaki soruşturma açılmasına kadar her konu hakkında düzenleme önerisi var. Öyle ki hali hazırda HSYK kanunu zaten 48 maddeden oluşuyor.

En basit sınıflandırma ile; 15 maddedeki karar alma, onaylama, izin verme ve atama yetkileri genel kuruldan başkana devredildi. Yine bunların içinden 2 ve ayrıca 1 maddede ise yapılacak işlemler için başkanın teklifi bir nevi sınır olarak koşuldu. 1 maddede ise başkanın disiplin konularının görüşüldüğü toplantılara katılımının önündeki engel kaldırıldı. Anlayacağınız 22 maddenin 17 maddesi ile başkan yeni yetkiler ve görevlerle donatıldı. (Adalet bakanına devredilecek görevlerin neler olduğunu ve diğer değişiklikleri görmek için tıklayınız)

Peki tüm bu görevler şu an kime ait? HSYK Genel Kurulu’na. Peki kime devredilmek isteniyor? Adalet bakanına! Yani o demokratikleşmesi için, vesayetin kırılması için o kadar mücadele verilen HSYK bundan sonra karar alırken tek bir kişinin imzasına bakacak. Tek bir kişinin, HSYK gibi bir kurumun kararlarında asıl söz sahibi olması bile başlı başına vahimken bu kişinin bir de bakan olması zannedersem yargının siyasallaşması tartışmalarının neden çetin geçtiğini anlatıyordur.

Sevindirici iki önemli haberle yazımı bitiriyorum. Teklifle HSYK Genel Kurulu’nun yerini kurul başkanı yani adalet bakanı alacağı ve başkanın kararlarının da yargı denetimine açık olacağı için tüm HSYK kararları yargı denetimine açık olacak. Böyle bir HSYK’da alınabilecek karar yargıya taşınsa ne olur? Başkanın kararını yine başkanın atayacağı hakim adil bir şekilde nasıl karar verebilir? Ne kadar sürede sonuç verir? Dilerseniz polemiğe girip tadımızı kaçırmayalım! Bir diğer güzel haber ise Başbakan’ın “elimde olsa HSYK’yı yargılarım” sözü üzerine korkuya kapılanlara: Endişe etmeyin, bu değişiklik yapılırsa Başbakan’ın yargılayacağı bir HSYK’ya zaten olmayacak…

Fuat Kahraman (@kahraman_fuat)