‘Güzelliği içimi ısıttı’ Arınç’tan özel yaşamına ilişkin açıklamalar

Pazar, 29 Eylül 2013 12:52

138043829224848CNN TÜRK ekranlarında yayınlanan ‘Burada Hayat Var’ programına konuk olan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç özel hayatı hakkında bilinmeyenleri anlattı. Gazeteci Aynur Tartan, program sonrası kaleme aldığı yazıda Arınç’ı “Gerçek bir gönül adamıyla tanıştım” sözleriyle tanımladı. İşte şöyleşiden bazı bölümler…

Nasıl bir ailede büyüdünüz? Kökleriniz nasıl bir aileye dayanıyor?
Ben 1948 Mayıs ayında Bursa Demirtaş’da doğdum. Çok küçük yaşta babadan ayrılmışız. Babam astsubaydı. O zamanlar astsubaylar şimdi olduğu gibi her gittikleri yerde 5-6 ay kalmıyorlardı herhalde. Babamın çok yer değiştirdiğini doğudan batıya çok tayinler yaşadığını biliyorum. Buradan Susurluk’a, Susurluk’tan Ayvalık’a, Ayvalık’tan da 1954 yılında Elazığ’a gitmişiz. Ben Elazığ’da ilkokulun bütün sınıflarını okudum. Ama mezuniyetim Manisa’da oldu. Çünkü babam emekli olunca 1959 yılının sonunda Manisa’ya geldik.

Amcamla müşterek bir evleri vardı babamların Şehitler Mahallesi’nde oraya yerleştik. İlkokula önce Ayvalık’ta başladım. Elazığ’da devam ettim. Bursa’dan ben 2 yaşındayken ayrılmışız. Ama sonra annem de, babamda çok vefalı insanlardı. Buradaki komşularıyla, dostlarıyla hiç irtibatlarını kesmediler. Babam öldüğünde 52 yaşındaydı, ben 12 yaşındaydım. Ağabeylerimden birisi Sümerbank hesabına yurtdışında okumuştu. Tekstil yüksek mühendisi oldu. Sümerbank onu Bursa Merinos’ta göreve başlattı. Annemle birlikte zaman zaman hem ağabeyimi ziyaret etmek hem de Bursa’yı görmek için Bursa’ya gelirdik.

Babanız otoriter miydi?
Biz babamızla tabi çok az yaşayabildik. Ama bildiğimiz, gördüğümüz kadarıyla çok sevecen, evine, ailesine çok bağlı. Hepimizi okutma gayreti içinde olan biriydi… O zaman ki gelir çok düşüktü. Babam emekli olduğu zaman üç ayda 700 Lira maaş alıyorduk. Sonra bana yetim maaşı, anneme dul maaşı bağlandı. Bana bağlanan maaş 90 Liraydı. Yani bu 90 Lirayla hukuk fakültesinde okudum 2 yıl. Sonra içişleri bakanlığından burs aldım. 250 Liraydı bursum. Onun 100 Lirasını da İstanbul’da okuyan ağabeyime gönderirdim.

Babanız vefat etmeden önce annenize demiş ki, Bu çocuğa dikkat et! Bu çocuk ileride başbakan olacak…’
Evet söylerdi… Babam da siyasete meraklıydı. Emekli olduktan sonra çok tarih dergileri, gazete okurdu. Siyasete ilgi duyardı. Evimizde bizim siyaset konuşulurdu. Ama herhalde bir tek ben ilgi duydum siyasete.

Münevver Hanım ne zaman girdi hayatınıza?
Ben evlenmekte geciktim. Biraz da telaşlanıyordum. Artık evlenmem gerektiğini düşünüyordum. Ama siyasi hayatımız çok yoğun geçiyordu. Yani bizim kız bakacak, nişanlanacak, evlenecek vaktimiz yoktu. Ama sonra arkadaşlarımız bizim için güzel şeyler düşündüler. Bir avukat arkadaşımızın eşinin de davetiyle biz Münevver Hanım’ı görmeye gittik. Eşim Karaağaçlı Köyü’nde oturuyordu. Çiftçi bir ailenin kızıydı. Kız Teknik Yüksek Öğretmen Okulunu bitirmişti. Yeni mezun olmuştu. Ve Kırşehir Kaman’a tayini çıkmıştı. Ama göreve başlamamıştı. Vesile olunca annemle, avukat arkadaşlarımın eşi ve ailesiyle evlerine kahve içmeye gittik. Karar verdik. Birbirimizi doğrusu beğenmiştik.

Ne vardı üzerinde?
Sanıyorum mavi ya da lacivert bir tayyörü vardı. Öyle hatırlıyorum.

Nesinden etkilenmiştiniz? Sonra hiç konuştunuz mu?
Konuştuk tabi… (Gülüyor) (Çok etkilendim) Kendisi zaten bilir bunu. Zaman zaman dost sohbetlerinde de anlatırım. Fevkalade iyi yetişmiş, çok güzel ikramda bulunan, güzel konuşan, insanın içini ısıtan güzelliği vardı. Annem de çok beğenmişti. O da daha sonra bu düşüncelerini ifade etti. Bu ilk görüşmenin sonrasında da birkaç defa kendisiyle görüştük, geleceğe ait düşüncelerimizi paylaştık. Zannediyorum ki 6-7 aylık bir nişan süresi geçti. Sonra 1979’un 2 Eylül’ünde evlendik. Erbakan Hoca’dan da izin istedim. Artık ben bu işe girdim beni her yere koşturuyorsunuz ama benim de evlenmem lazım dedim. Bana bir süre izin verin. Sağolsun o da takdir etti. Ben heralde 29-30 yaşındaydım. O benden biraz yaşça küçüktü tabi. Hamdolsun 34 yıllık evliliğimiz var.

Başarınızın yüzde kaçı Münevver Hanım’ın?
Yüzde doksanı.

En sevdiğiniz türkü hangisi?
Rahmetli Abdürrahim Karakoç’un ‘Mihriban’ türküsüdür. Geçen gün kabrini ziyarete gittim. Musa Eroğlu söylerse çok hoşuma gider.