GÜNLÜK Cüneyt Özdemir ‘Gezi’nin günlüğünü tuttu

Pazar, 23 Haziran 2013 01:00

[wzslider autoplay="true" transition="'slide'"]

Gezi Parkı’nı ilk kez ne zaman yazdım tam tarihini hatırlamıyorum. Ancak sanırım bundan aylar aylar önce Radikal Gazetesi’ndeki köşemde Topçu Kışlası’nın yapılma kararı ilk açıklandığında çekinerek bir soru sormuştum. ‘Acaba İstanbul’un ortasında yer alan son yeşil alan, AVM yapılması yerine bir botanik parka dönüştürülebilir miydi?’ Böylesine bir soruyu sormanın bile naif karşılanması üzerine alıngınlığımı belirtmiştim. Bir kaç satırda geçti gitti.

(http://www.radikal.com.tr/yazarlar/cuneyt_ozdemir/dilan_kizimiz_fakirdendir-1132256)

Benim eski ofisim tam da Taksim Meydanı’nda Mete Caddesi’nin köşesindeydi. Ve son üç yılımı bir bisikletle öğlenleri Gezi Parkı’nda tur atarak geçirmiştim. Park bakımsızlıktan dökülüyordu. Yarısı polis bölgesi gibi girilmiyordu. Geleni gideni olmayan bir garibanlar ya da -malum nedenlerle olduğunu anladığım- bir arayış mekanıydı.

Ardından kaç gün geçti bilmiyorum, bir yazı daha kaleme aldım. Yine Radikal’de köşemde yayınlandı. Bu sefer Türkiye’deki AVM çılgınlığına değiniyordum. İstanbul’da 94 AVM’ye karşı sadece 29 şehir müzesi vardı. Ve gelin görün ki Gezi Parkı’nda da yine AVM planları havada uçuşuyordu.
(http://www.radikal.com.tr/yazarlar/cuneyt_ozdemir/avm_sayisi_muze_sayisini_gecince-1132448)

Bir başka yazımda Londra’da işe nasıl gittiğimi anlattım. Üç parktan geçiyordum. Şehrin ortasındaki yeşillikler bir rüyayı andırıyordu. Detayları ile anlatıp sözü Gezi Parkı’na getirdim. Kaybedilmiş bir savaşın sonrasında yapılan ağıtlara benziyordu.

http://www.radikal.com.tr/yazarlar/cuneyt_ozdemir/sozun_bittigi_yer-1127837

Başbakan Erdoğan’ın açıklamaları ardı ardına geldi. Önce Topçu Kışlası denilmesine rağmen bir süre sonra proje AVM ve Rezidans da olabileceği şekilde söylendi. Yine sessizlik.

Derken bir gece ansızın sabaha karşı Londra’da evde biraz da saat farkından dolayı Gezi Parkı’ndaki ilk müdahalenin başladığını okudum. Çevreci çok küçük bir grup feryat figan insanları parka çağırıyordu. Gidenlerin sayısı yok denecek kadar azdı. Ben artık parkın tamamen yıkılacağından emin olarak uykuya gittiğimi hatırlıyorum.

Tam da o hafta aylar öncesinden planladığımız Fark Yaratanlar programı çekimi için İstanbul’a geldim. CNNTürk’teki programımız Pazartesi, Salı, Çarşamba günleriydi. Parkta tek tük direniş başlamış, Sırrı Süreyya Önder Gezi’de ilk somut çıkışını yapmıştı. Eylem hala bir grup çevrecinin son çırpınışı şeklinde gözüküyordu.

Türkiye’ye geldiğimde etrafımda konuştuğum pek çok kişide büyük bir yılgınlık ve birikmiş bir öfke gördüm. Radikal’e bununla ilgili bir yazı yazdım. ‘Uzun süredir Türkiye’yi hiç böyle görmemiştim’ diye bitirdim.
http://www.radikal.com.tr/yazarlar/cuneyt_ozdemir/tutmayin_beni_memleketime_donuyorum-1135388

28 Mayıs’ta program çıkışı The Marmara Pera’daki odama gitmeden önce Gezi Parkı’na uğradım. Gece saat çok geçti. Parktaki renkli gençlik ile kıyaslandığında takım elbisem ve beyaz gömleğimle Kurtlar Vadisi’nin setinden geliyor gibi bir havadaydım. Kimseye rahatsızlık vermek istemedim. Sessizce bir tur attım. Parkta gençler oturmuş, birkaç çadır kurulmuştu. Eylem vardı ama çok da büyük gözükmüyordu. Otele dönerken ‘çaktırmadan Gezi Parkı’nı gezdim diye bir tweet attım. Hemen olumlu-olumsuz tepkiler gelmeye başladı. Bu kadar çok tepki gelmesine şaşırdım.

Çarşamba günü bir arkadaşım ile Nişantaşı’nda buluştum. Sohbet sırasında Okan Bayülgen ile karşılaştık. Masaya geldi, bir süre sohbet ettik. Medyanın Gezi Parkı’nı görmezden gelme kararı üzerine konuştuk. Bir gece önce gittiğimde parkta hiç kamera olmadığını söyledim. Şaşırdı, kızdı. Pek belli etmedi. Ayrıldık. Ofise giderken Okan’ın kızgın tweet’lerini okumaya başladım.

Başbakan Erdoğan bir açılış çıkışı, ya o gün ya da bir gün önce ‘Oradaki çapulculara rağmen AVM’yi yapacağız’ gibi bir şeyler söyledi. Gerçi alakasız bir toplantının sonundaydı ama üslup çok sertti. ‘Vay be dedim…’

Perşembe akşamı yine Gezi Parkı’na gittim. Üç hamal ile sohbet ettik. Büyük bir coşku vardı. Parktaki kalabalığın sayısı onbinleri bulmuştu. Ortada tek bir canlı yayın aracı olmaması tuhafıma gitti. Türkiye’de basın kuruluşlarının nasıl büyük bir baskı altında tutulduğunu, bir kaç gündür üst düzey yöneticilerle yaptığım toplantılarda çaresizliklerini görüp şaşırmıştım. Düdüklü tencere demokrasimiz adında bir yazı daha yazdım.
http://www.dipnot.tv/dut-cuneyt-ozdemir-duduklu-tencere-demokrasimizi-yazdi/

The Marmara Pera’da yer olmadığı için onun ikizi The Marama Taksim oteline geçmek zorunda kalmıştım. 5n1k programının haftada dört gün olan yayın günü sayısı uzun bir süredir üçe indirilmişti. Ve son yayını bir gün önce yapmıştım. Pazartesi’ye kadar yayın günümüz ve saatimiz yoktu. Buruk bir şekilde odama gittim.

Ertesi sabah uyandığımda mesajlar çılgın gibi akıyordu. Sabaha karşı parka müdahalede bulunulmuş ve göstericilerin çadırları yakılmıştı. ‘Bunca yıldır dünyanın her yerinde çatışma takip ediyorum, hayatımda ilk kez böyle bir şey duydum’ gibi bir iki cümle yazdım twitter’a… İstanbul’da daha önce hiç görmediğim bir hava hakim olmaya başlamıştı. Gerginlik artıyordu. Öğle saatlerinde Sırrı Süreyya’nın çatışmalarda yaralandığı haberi geldi.

Cuma akşam saatlerinde Taksim’e ulaşma imkanım artık kalmamıştı. Twitter delirmiş gibi akarken haber kanalları büyüyen tsunami öfkesinin hala farkında değildi. Eski polis muhabiri bir arkadaşım Valikonağı Caddesi’nde bir ofiste mahsur kalmıştı. Arka taraftan dolanarak ofise gittim. Çok tuhaftı. Aşağıda binlerce kişi ‘gel gel gel’ diyerek toplanıyor, barikat kuruyor, biz ise bir terastan olan biteni seyrediyorduk. Gözlerime inanamıyordum.

Gece dipnot.tv editörlerini aradım. Uzun bir süredir internet sitemizi bir haber portalı olarak değil, Dipnot Tablet’in paralelinde yayınlar yapan aktüel bir site olarak konumlandırmıştık. Daha az sayıda haber giriyor, daha seçkin konulara daha az spekülasyonu olan haberlere değiniyorduk. Amiral gemimiz olarak Dipnot Tablet’i seçmiştik. İstanbul sokakları ve twitter coşmuştu. Haber kanalları ise olayın vehametini tam olarak algılamamışlardı.

Ece, Kenan ve Çağla’yı aradım. Şaşkındılar. Haber girmekte tereddüt ediyorlardı. ‘Haber neyse sadece onu girin. Ne az ne fazla, emin olmadığınız hiçbir haberi yayınlamayacaksınız, yayınladığınız her haberi benim hesabımdan retweet edeceğiz’ dedim.

Cuma ve Cumartesi gecesi ortalık toz dumanken işte bizim dipnot editörlerimizin durumu tam olarak buydu. Sadece doğrulattıkları haberleri giriyor ve benim hesabımdan retweet ediyorduk. Eylemlerin ne destekçisi ne de karşısındaydık. Sadece herkesin en çok merak ettiği şeyi yapıyor ve haber veriyorduk. Arada bir ben gördüklerimi kişisel olarak onar maddelik yorumlar şeklinde paylaşmaya başladım. Müdahalenin dozu artınca yetkilileri itidale çağırdım. Orantısız güç konusunda uyardım. Bu arada bu tür olayların içinde bulunmuş gazeteci arkadaşlarımla aslında ne kadar büyük bir eylemin tam ortasında olduğumuzu görmüştük. Biber gazı müdahalesi çok orantısızdı ama inanın normal şartlarda yüzlerce kişinin çok rahat hayatını kaybedecebileceği kadar büyük bir olayın ortasındaydık. Sonraki iki gün ortalık tam bir savaş meydanına dönmüştü. Bunu da yazdım. Binlerce hakaret işittim. Bir süre sonra sosyal medyada hakkımızda yazılanları okumayı bıraktık, sadece olaylara konsantre olup arada bir yorumlar yaparak Gezi eylemlerini duyurmaya çabaladık.
Sitemiz önce çöktü.

Sonra alexa ölçümlerine göre iki gün içinde 1500 basamak öne çıktı. Yanlış okumadınız binbeşyüz basamak!
Olay biraz hafifleyince bu sefer canlı yayınlarla olayda yaşanan tanıklıkları dinlemeye başladık.
Bu arada daha ilk günlerde Dipnot Tablet için özel bir Gezi sayısı hazırlayıp çıkarttık. 95.000 kişi indirip okudu.
Sonraki sayılarda yayınlarımızı Gezi Parkı’nın farklı açılarına ayırdık.
Bu hafta Dipnot Tablet’in Genel Yayın Yönetmeni Emiyra Yılmaz artık bu sayı biraz daha normale döneceğini söyledi. Ama yine en fazla Gezi’ye yer verecektik.

Sizlere sahibi, yöneticisi ve sorumlusu olduğum Dipnot Medya’da ve kendi yönetimimdeki sosyal medyadaki tutumumu bir parça olsun anlatmak istedim. Tarihe not düşelim. Böyle dönemler sonrasında unutuluyor. Belki birileri denk gelip o günlerde bizim ne yaptığımızı hatırlarlar.
Attığım tek bir tweet’i silmedim. Radikal’de yazdığım köşe yazılarından bir kez bile pişmanlık duymadım ve Dipnot Tablet ve Dipnot.tv editörlerinin çalışkanlıkları, duruşları ve ilkeli gazetecilik çabalarını sizlere anlatmayı bir borç bildiğim için bu satırları yazmak zorunda hissettim.
Biz Dipnot ekibi olarak Gezi olaylarının başlangıcından bitişine kadar tam da kalbinde yer aldık.

Sadece ama sadece gazeteci olarak…

App. Store’dan iPad ve iPhone’nunuza indirmek için TIKLAYINIZ