Günlerden Kuzey ve Güney

Salı, 26 Mart 2013 17:22

IMG_3663Evinde oturup dizi izlemek çoğu insan için büyük bir keyif, e ben de bu insanlardan biriyim. Bazen bir kaç bölüm izleyip sonra sevmeye başlarız bu dizileri, bazen de direk yakalarlar bizi, izlemeden edemeyiz, hayatımızın bir parçası haline gelirler. Benim yaş grubumdaki insanlarda bunu başaran diziler genelde yabancı diziler olur fakat bazı yerli diziler de gerçekten çok başarılı. Benim de kaptırdığım, izlemeden edemediğim bir dizi var: Kuzey ve Güney. Daha ilk bölümünden vuruldum ben o diziye, bir şeyler gerçekten çok “gerçek” Kuzey ve Güney’ de. Bu arada “kaptırdığım” derken söylemek istediğim şey gerçekten “kaptırmak”; mesela Kuzey’ e bir haksızlık mı yapıldı? Ben o gün sinirliyim, sanki öz kardeşime yapıldı o haksızlık. O gün o bölümde güzel şeyler mi oldu? Kuzey’ in, Ali’ nin yüzü mü gülüyor? Ben o gün mutluyum abi, benim de yüzüm gülüyor, sanki bana bir hayrı var. Ali mi öldürüldü o bölümde? O gün ben zaten kendimi kaybettim herhalde, sanki Allah korusun çok sevdiğim bir arkadaşımı kaybettim.. Yüzümden düşen bin parça, konuşmuyorum.. İşin acaip tarafı bazı yakın arkadaşlarım da benim gibi, hakikaten etkileniyoruz. Klasik bir geyik vardır ya hani: “Bazı dizilerdeki kötü karakterlerden o kadar etkilenir ki insanlar, sokakta o rolü oynayan insanları gördüklerinde yüzlerine bile tükürebilirler.” Ben bu geyiği her duyduğumda “cehalet kötü şey” derdim ama şimdi bakıyorum, tabi ki kalkıp öyle bir hareket yapmak cehalet ama, e ben de etkilenmişim?! Bunu sadece kendi duygusallığıma değil, asıl olarak da oyuncuların rollerini ne kadar başarılı bir şekilde oynadıklarına bağlıyorum..

IMG_3668Ve Gerçekten Günlerden Kuzey ve Güney
Babam geçenlerde eve geldiğinde bana bir süprizi olduğunu söyledi. Ne olduğunu sorduğumda da bir mekanda DJ’ lik yapacağını ve bu mekanın çok ilgimi çekeceğini, annemle beraber benim de gelmemi istediğini söyledi. Pek inanmadım açıkçası çünkü işten çıkıp o yorgunlukla gelip bir kulüpte durup eğlenmem için gerçekten olağanüstü bir şey olması gerekiyordu benim için. Neyse o gün geldi çattı. İşteyken aradım babamı ve mekanın “Garaj İstanbul “ olduğunu söyledi. “Tamam” dedim, yola çıktım. Mekana giderken bir anda kafamda bir ampül yandı: “Ya, Garaj İstanbul Mustafa Avkıran ve eşi Övül Avkıran’ ın değil miydi?” diye sordum kendime, sonra aklıma gelen şey zaten belli. Dayanamadım, hemen aradım babamı ve “Evet, Kuzey ve Güney” dedi. Ondan sonra zaten ben yürümedim mekana, uçtum, bir şekilde gitmişim. İçeri girdim, böyle bir şey olamaz: Dizideki herkes orada, bütün ekip. Kıvanç Tatlıtuğ, Mustafa Avkıran, Bade İşçil, Hazar Ergüçlü, Buğra Gülsoy,Öykü Karayel, Onur Öztürk.. Tabi ben o sırada böyle düşünemiyorum, bende mantıktan eser yok: “Kuzey burada” diyorum, “Banu da burada, Güney de şurada duruyo, aa Venüs değil mi şurda ki?” Bir anda bir tedirginlik geldi bana.. Oyuncuları, hatta bir çok popüler insanı dışarıda gördüğümüzde, klasik refleksimiz nedir? Fotoğraf çektirmek. Çoğu zaman da, surat yapılır, haklılar bir yerde çünkü kafalarını dinlemeye çıkmışlar, onların da bir özel hayatı var, bıkmışlar böyle şeylerden. Öyle bir durumla karşılaşma ihtimalim çok yüksekti ve bu kadar sevdiğim bir dizideki insanları böyle hatırlamak istemezdim. Sonra dayanamadım, bir daha böyle bir fırsat bulamayacğımı düşündüm, Kuzey’ e doğru yürüdüm ve onunla tanıştım. Kıvanç Tatlıtuğ gibi bir insanla konuşunca gerçekten bu kadar alçakgönüllü olacağını beklemiyorsunuz, hani bir de güzel bir kız olsam, belki güler yüz gösterir ama böyle Mardin’ li bir adam olarak gitmişim oraya. Gerçekten muhabbeti çok sıcak, samimi, güler yüzlü. İşte “Kuzey” dedim. Bu arada ikimizin fotoğrafına baktığınızda kolaylıkla iki resim arasındaki 25 farkı görebilirsiniz=)

IMG_3678Benim “Oyuncu” Dediğim Kişi İşte Bu Kişidir!

Daha sonra babamın da çok sevdiği bir dostu olan Mustafa Avkıran’ la tanıştım; güler yüzlü, sıcak, ilgili ve inanılmaz eğlenceli. Ardından da büyük bir hayranı olduğum “Hale Soygazi”. Tarık Akan’ la beraber rol aldığı “Oh Olsun” filmini izlediğimden beri büyük bir hayranlık beslediğim o güzel insanla tanışmak mutluluk verici.. Yavaş yavaş bütün ekiple tanışmaya başladım. herkes gayet güler yüzlü, sıcak. Bu arada bu diziye kaptırma durumumdan dolayı “Simay” ı yani Hazar Ergüçlü’ yü ilk gördüğümde bir gerilmedim desem yalan olur. “Ne oluyor lan bana?” diye sordum kendime, “Dizi oğlum bu, kendine gel” falan diyorum kendime.. Yalnız tanıştıktan sonra anladım ki böyle düzgün bir insan gerçekten rolünü çok iyi yapmış olmalı ki kendisini görünce nefret dolu gözlerle bakmışım ilk başta.. Daha önceleri yazdığım bir yazımda “bana göre bir sporcu nasıl olmalı?” sorusunun cevabını tarif etmiştim.. Bence “oyuncu” dediğimiz insanlar da gerçekten “ böyle olmalı.. Sadece işleriyle değil, günlük hayatlarındaki hareketleriyle de örnek olmalılar.. Bir dizide bir kaç bölüm rol alıp da dünya sanki onların etrafında dönüyormuş gibi takılan insanların da yaşadığı bir ülkede yaşıyoruz ve bence o insanlar, bu ekibin her bir parçasını örnek almalı..

Bu arada ben bir yandan mutlulukla rakımı yudumluyorum, bir yandan bunları düşünüyorum.. Kuzey bir türkü söylüyor, efkarlanıyorum, sonra “Sami Bey” bir şarkı söylüyor, neşeleniyorum, o rakı bir şekilde gidiyor yani. Derken bir baktım, “Rıza Kocaoğlu” girdi mekana, yani nam-ı diğer “Ali”. Ben zaten öyle bir kaptırmışım ki o an kendimi, dizide yaşıyorum ya, “Heyt be Ali ölmemiş!” diyecek bir duruma geldiğimi farkettim, rakıdan değil bu durum bu arada yanlış olmasın=) Hakikaten enteresan bir sevinç var. Üstüne bir de o günün Ali’ nin doğum günü olduğunu öğrendim ve kendi çapımda gülmeye devam ettim.. Değişik kafalardayım ortada. Şaka maka şunu biliyorum, gerçekten de hiç unutmayacağım bir gece oldu benim için..

Oğuzcan Dilmener

App. Store’dan iPad ve iPhone’nunuza indirmek için TIKLAYINIZ