Gezi Parkı eylemlerine bir de buradan bakın: 1. İstanbul Gezi Direnali

Çarşamba, 19 Haziran 2013 15:39

[wzslider autoplay="true" transition="'slide'"]

Taksim’e her gidişinizde mutlaka bir eylem ile karşılaşırsınız. Ellerinde dövizler, flamalar ağızlarda hep aynı sloganlar…

Ama #DirenGeziParkı eylemleri deyince orada bir durmak lazım! Bu eylem şu ana kadarki hiçbir eyleme benzemiyor. Sosyal medyada fenomen olan 9 yaşındaki kızın “3 Yaşından Beri Eylemlerdeyim Böyle Bir Eylem Görmedim” sözlerine hak vermemek mümkün değil.

Duvardaki yazılar mı dersiniz, TOMA ile aşkını dile getiren dövizler mi dersiniz, biber gazına meydan okuyan sloganlarmı dersiniz hepsi bu eylemdeydi.

Güney Afrikalı sanatçı Kendell Geers’ın da deyimi ile bu eylem bu yıl düzenlenecek olan Bienali bizce de alt etti.

Zaten bu eylemi güçlü yapan da farklı kılan da polise taş atanlar değil yaratıcılıklarını, zekalarını ortaya koyanlardı. O yüzden bu eyleme bir de bu yönden bakmak istedim ve Sanatçı Kendell Geers ve Sanat Eleştirmeni Elif Dastarlı’ya sordum;

Gezi Parkı eylemlerini bir sanatçı ya da bir sanat eleştirmeni gözü ile nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kendell Geers: Gezi Parkı’nın dünyada çok eşsiz ve çok canlı dönüşümün ifadesi var. Ben insanların çok sert güç gösterisinin karşasında birlikte olmasını ve ortak sosyal kaygılarını göstermek için orada olmalarını çok ilham verici buluyorum. Bu protesto ve direniş bana umut verdi, çünkü belki bir gün siyasi konuları, politikacılar değil insanlar yönetecek!

Elif Dastarlı: Gezi parkı eylemleri başladığında önce mesleklerimizi, statülerimizi hatta sınıflarımızı unuttuk adeta. Çünkü en insani talebe en insanlıkdışı karşılık verildi. Sanatı ya da yapmak zorunda olduğum işleri birkaç gün rafa kaldırıp mümkün olduğunca Taksim’de, kalan zamanlarda da twitter’da mesai yaptım. İlk günlerin aşırı şiddeti bitmeye başladığında hepimiz çevremize bakıp bir farkındalık, bir tür aydınlanma yaşadık aslında. Benim kafama ilk dank eden, bundan sonra politik içerikli sanata dair bakışımızın, hayatımızdaki, kişiliğimizdeki pek çok şey gibi değişeceği oldu.
80′li yıllardan itibaren, sokağı, kamusal alanı kullanan ve elbette sanatın ekonomik iktidarına kafa tutan sokak sanatı örnekleri görülmeye başlanmıştı. Zaman içinde kendi dilini geliştirdi. Her ne kadar vandalizm ile suçlansa da illegal olan ve bu ölçüde özgürlükçü, hala en demokratik, en özgün, en protest sanat biçimi bence.

Sizce eylemlerde sanat eseri diyeceğimiz şeyler nelerdir?
Kendell Geers: Ben parkdaki enerjiyi ve ifadeyi sanat koşuluna indirgemek istemem. Sanat dönüştürücü olmalıdır ya da hiç olmamalıdır, bunu söyleyerek, şunu hayal edebiliyorum; sanat davranış olmalıdır; posterler, danslar, şarkılar, müzik, heykel ve her türlü diğer dönüştürücü ifade şekli olmalıdır.

Elif Dastarlı: Gezi parkı eylemleri, fikri sorulmayan, görmezden gelinen, keyfi yasaklarla hayatı kısıtlanan bir neslin avaz avaz bağırdığı ve sokaklarda da kendini hiç olmadığı kadar özgür hissettiği eylemler oldu. Nihayetinde ortaya birbirinden orijinal (seksist olanları saymıyorum) sokak sanatı işleri çıktı. Elbette kimi biçimsel açıdan daha başarılı, ama kimse sanat yapmak amacında değil. Özgünlük biraz da buradan besleniyor bence. Duvarlara hatta her bulunan yere yazılanlar, stenciller, stickerlar zaten müthiş zeka ve espri içeriyor. Ayrıca olağanüstü emeklerle imece usulü kurulan barikatlar ya da devrim müzesi şahane birer enstalasyon örneği. Veya yanmış, her yeri yazılarla dolu, camları kırık belediye otobüsünün şoför koltuğuna oturup gecenin bir yarısında “Önden inmek yasak ulan” diye bağıran adamınki gibi birbirinden sıradışı hikayeler birer performans niteliğinde. Tüm bunlar bienallerde, sergilerde gördüğümüz ya da bundan sonra göreceğimiz ve illaki kurgu olan politik sanat çalışmalarına olan ilgimizi-inancımızı sarsacak biçimde hakiki. Bundan sonra sanat yapmak daha zor bir şey olacak bence.

Çağla Gillis