Gezi kayıplarından annelerine mektup: Gökyüzü Ağlamazsa Yeryüzü Gülmez

Cumartesi, 20 Temmuz 2013 16:47

fft16_mf3444634 (1)Analar, onlar ayakta

Buğday içindeler, onlar,
Yücelerden yüce dururlar:
Dünyayı doruktan seyreden,
Bir öğle güneşi gibi.
Bir çan darbesi gibi,
Onlar.
Ölmüş gövdeler arasında,
Zaferi çekiçleyen bir ses gibi
Onlar,
Kara bir ses gibi.
Ey canevinden vurulmuş,
Toz duman olmuş bacılar!
İnanın oğullarınıza.
Kök oldu onlar,
Sade kök:
Kan suratlı,
Taşlar altında.
Karışmadı toprağa,
Dağılmış kemikçikleri.
Ağızları ısırır hala,
Kuru barutu;
Ve demir bir okyanus gibi,
Titreşirler hala.
Ben ölmedim der,
Yumrukları;
Yukarı kalkık yumrukları,
Daha.
Şu kısacık konuklukta, yağmura tutulup, saçakların altına sığınan serçeler misali hep gölgeniz üzerimizde oldu. Erken ayrıldık diye üzmeyin kendinizi, zaten anneler varken çocuklar hiç büyümez ki.

Biz bir yere gitmedik, gittik zannettiler-gittik zannettiniz. Biz bir yere gitmedik ki hep yanı başınızdayız. Her gece kan uykular çöktüğünde gözkapaklarınıza, başucunuzda ninniler söyleyen biziz. Hep siz bize ninni söyleyecek değildiniz ya…
Hani tıka basa doysak da “bu son lokma söz” diye zorla ağzımıza tıkıştırırdınız ya, yoksul sofranızda ne varsa; şimdi lokma geçmeyen boğazınıza, “bu son lokma söz” diye zorla kaşık uzatan biziz. Hep oğullar annelerine naz yapacak değil ya…
Bütün bir ömrü bizim için endişelenerek geçirdiniz. Ana yüreği işte, gene bizi düşünmeden edemezsiniz, şimdi bir başına ne yapıyorlar diye. Hiç merakta kalmayın. Bir başımıza, yalnız değiliz burada. Ethem, Mehmet, Abdullah, Medeni, Ali İsmail ve ismini sayamadığım niceleriyle kardeşten öte “Kan kardeşi” olduk. Duyduk ki siz de tanışmışsınız. Birbirinize sarılıp, acılarınızı göz yaşlarınızla sağaltmışsınız. Nasıl mutlu olduk bilseniz. Anaların göz yaşlarının birleştiği yerde, zulümle abad olanın vay ki vay hem dünyasına, hem ahretine.

Hiçbirimizin çocuğu olmadı ve dahi çocuk denecek yaşta dünyadan ayrıldık. Birçok insan kendini sizin yerinize koyup, şu soruyu soruyor. Bu acıya nasıl dayanıyorlar? Bu sorunun cevabı analarımız ve bizim aramızda bir sır. Ama hadi söyleyelim.

İnançları için ölen çocuklar dünyanın her yerine kendilerinden izler bırakırlar. Yalnızca annelerinin görebildiği mucizelerdir bunlar. Kurumuş, kökleri çürümüş bir badem ağacının baharda çiçeğe duran dalları, yazın en bi fena havada, çatlamış toprakların feryadını duyup bardaktan boşalırcasına yağan yağmur, kışın bir öğle ertesi ansızın tepemizde yükselip içimizi ılıtan güneş…

Sizin için hoş bir sürprizden ibarettir. Oysa annelerimiz görür bilir. Biz ölü çocuklar, baharda çiçek açmış dallar, yazın yağmur, kışın güneş olup annelerimizin dizlerinin dibine çökeriz. Badem çiçeklerinden kokumuzu içlerine çekip hasret giderirler. Kalpleri kuruyup çatladığı zaman biz yağmur oluruz. İçleri ürperirse güneş… Başka türlü nasıl dayanır insan sanırsınız bu acıya?

Mektubumuzu bitirmeden evvel birlikte direnip, birlikte düş kurduğumuz kardeşler sizden bir isteğimiz olacak. Önümüz bayram, annelerimizin bizsiz geçireceği ilk bayram. Onları yalnız komayın olur mu? El öpmeye ilk annelerimizin kapısını çalarak başlayın. Sizi bekliyor olacaklar, sakın ola gitmemezlik edip gücendirmeyin.
Görüşmek üzere….

ALİ MENDİLLİOĞLU

 

Tags