Fotoğrafın sınırları bu sergide çizildi!

Çarşamba, 9 Ocak 2013 10:38

[wzslider autoplay="true" transition="'slide'"]

Pg Art Gallery 1 – 23 Şubat tarihleri arasında üç fotoğraf sanatçısını ağırlıyor.

‘Bakmak’ başlıklı sergide, her bir sanatçı fotoğrafın farklı imkanlarına ve özelliklerine yoğunlaşarak, anlatım dili ve malzeme kullanımına dair birbirinden oldukça farklı ifade biçimlerini izleyiciye sunuyorlar. Fotoğrafçıların bu bir aradalığı, fotoğraf kelimesinin kapsamını ve sınırlarını yeniden düşünmemize olanak veriyor.

Jak Baruh sergide yer alan ‘Pop CubArt’ adlı serisinde Küba yolculuğundan edindiği imgeleri, kentin kültürel değişimini yansıtacak bir biçimde yeniden kurguluyor. Baruh, alışılageldiği üzere belgeselci bir anlatım benimsemek yerine, Küba’daki Amerikan kültürünün etkisini, yine Amerika’ya has bir görme biçimiyle ele alıyor. Sanatçı, Pop Sanat’ı anımsatan, doğrudan göstergeler, üst üste bindirilmiş ikonlar, kültleşmiş ve hatta kiçleşmiş imgelerden kolajlar meydana getirerek fotoğrafı, yirminci yüzyılın posterleri ve grafik anlatım biçimleriyle harmanlıyor.

Maura Sullivan’ın sinematografik çalışmaları, günümüzde kullanımı büyük ölçüde azalmış analog fotoğrafı, dijital kültürün içinde ayrıcalıklı bir direnç noktasına taşıyor. Sullivan’ın sahneleri, bütünsel bir imgelem yerine sürekli bir gizin ve örtme eyleminin söz konusu olduğu fragmanlardan; hem zaman ve mekanın yitmiş bir kesiti, hem de izleyicinin bütünü bir türlü yakalayamadığı göstergeler şeklinde var oluyor. Sanatçının fotoğraflarındaki sahneler, doğal bir anın fotoğrafı olmak ile kurgusallığın arasında bir yerde, elle tutulamayan fakat bellekte bir yerlerde bir kalıntı şeklinde izi sürülen, rüyamsı bir niteliğe sahip.

Levent Özçelik’in çalışmaları ise fotoğrafı sadece çerçevenin içindeki iki boyutlu bir yanılsamanın ötesinde, mekanın içinde bir malzeme olarak sunmakta. Özçelik’in yansıtıcı yüzeyler kullanarak sergilediği fotoğrafları, hem sembolik hem de optik anlamda fotoğraf ve yansıma arasındaki ilişkiye değiniyor. Bu durum, fotoğrafın en temel özelliği olan nesne ve ışık ilişkisine indirgendiğinde, fotoğrafın önündeki cam, sudaki bir yansıma ya da pencereye düşen aksımızın fotoğraf ile farkları ve belki de aynılığını gözler önüne seriyor.