‘Filmlerimin İş Yapmayacağı Her Zaman Belliydi’ Eleştirmenler sordu Onur Ünlü yanıtladı

Pazar, 21 Nisan 2013 09:36

[wzslider autoplay="true" transition="'slide'"]

32. İstanbul Film Festivali’nde en çok konuşulan konulardan biri Emek diğeri ise Onur Ünlü’nün yönettiği Sen Aydınlatırsın Geceyi oldu…
Eleştirmenlerden tam not alan film, festivalin En İyi Filmi ödülüne layık görüldü.

İddialı oyuncu kadrosu ve ilginç konusuyla dikkat çeken film, fantastik ve absürd dram türleri arasında gidip gelen bir yapıya sahip.

Dağıtımcılarla yaşadığı sorunlar yüzünden filmi vizyona sokmama kararı alan Onur Ünlü filmini, sadece festivallerde, üniversite söyleşilerinde, kültür merkezlerinde gösterecek. Yani bu filmi görenler kendilerini şimdiden şanslı addedebilirler.

Biz henüz o kategoride olmadığımızdan, genel geçer sorular sormak yerine sinema eleştirmenlerinden soruları aldık. Onur Ünlü cevapladı….

Kerem Akça:

Filmografinde Güneşin Oğlu’ndan sonra en safkan fantastik film Sen Aydınlatırsın Geceyi. Ancak oradaki türe yaklaşımla buradaki arasında büyük farklar var. Bunun sebebi diziden gelen gelir sebebiyle artık film çekerken para da kazanma stresi taşımaman mı, yoksa olgunluk dönemine girmen mi? Yoksa başka bir şey mi?

Film çekerken hiçbir zaman para kazanma stresi yaşamadım. Birincisi çünkü filmlerimin iş yapmayacağı her zaman belliydi. İkincisi olgunluk dönemi mi bilemem ama bu filmle kendi açımdan yeni bir döneme girdiğim kesin.

Son dönemde tür sinemasındaki yükselişle birlikte ‘hayal edemeyeceğimiz projeler’in gerçekleşmeye başladığına tanıklık ettik. Fetih 1453′ün tarihi-epiğe bakış açısı, ufak bilim-kurgular üretilmesi, Süper Türk ve Hititya: Madalyonun Sırrı gibi profesyonel efektli fantastik filmlerin üretilmesi vs. Sen Aydınlatırsın Geceyi ise başlı başına yerli bir fantastik görüşü ortaya koyuyor. Hem A sınıf efektler, hem entelektüel bakış bir arada bir auteur filmi aynı zamanda. Hollywood’da olsa ‘süper kahraman filmi’ ve ‘fantastik sinema’ adına bir milat olabilirdi. Türkiye’de kısıtlı gösterim imkanıyla böyle bir ivme yakalayacağını düşünüyor musun?

Yapılan filmin bir eser olarak gücüyle dağıtım ağı arasında doğrudan bir ilişki olduğunu düşünmüyorum. Ayrıca fantastik bir film yaptığımı da düşünmüyorum. Benim filmlerimde fantastik öğeler var ama ben fantastik sinema yapmıyorum. Fantastik sinema yapsam söylerdim. Bundan utanacak değilim. Bir film kuvvetliyse etkisi de kuvvetli olur. Sen Aydınlatırsın Geceyi filminin Türkiye’de yapılan sinemaya etkisini bence zaman gösterecek.

Bizim festivallerde alışık olduğumuz, seninkiler gibi postmodern gelenekleri olan filmlerin ödüllere ulaşmamasıdır. Ama sanki Adana ve İstanbul’da son aldığın ödüller bu alışkanlığı değiştirecek gibi. Bu durumu neye bağlıyorsun? Artık kalite, radikal yaklaşım ve yenilikçi kabul görüyor mu? Özellikle Sen Aydınlatırsın Geceyi’nin Altın Lale ödülünü festivallerimiz için bir milat olarak görebilir miyiz?

Bunu da zaman gösterecek. Fakat bu filmle ödüllendirilmemin cesur bir karar olduğu muhakkak. Filmin miladi bir etkisinin olması için arkasından benzer filmlerin kuvvetli bir şekilde gelmesi gerekir. Sizce gelir mi?

Fantastik sinemamız adına devrim niteliğinde bir eserden sonra açıkçası aklıma gelmiyor değil. Devrimden Sonra ve Canavarlar Sofrası gibi minimize edilmiş, düşük bütçeye uydurulmuş bilimkurgu filmlerimiz ürüyor. Ancak senin de absürt ve yapıbozucu bir bilim-kurgu çekmen hoş olurdu. Böyle bir projen var mı?

Henüz yok. Üstelik bir tür olarak bilim kurguya pek hakim de sayılmam. Ama insan varsa ben de varım.

Alin Taşçıyan

Bu filme adını veren dize, Shakespeare’in 28 numaralı sonesinden Cevat Çapan’ın çevirisi… Çapan, bir Shakespeare seçkisi yaptığı kitabına da Sen Aydınlatırsın Geceyi adını vermişti. Bu film o dizeden / soneden mi çıktı; çıkmadıysa hangi aşamada senaryoda bu kadar belirleyici oldu?

Kitabı gördüğüm andan beri bunun çok iyi bir film olacağını düşünmüştüm. Filmde Cemal karakterinin şiir okuması gerektiğinde hiç düşünmeden bu kitabı kullanmaya karar verdim. Çünkü o kitabın içindeki bir şiirde şu olağanüstü dize vardı:’ Yarayla alay eder yaralanmamış olan.’

Abdulhamit Güler

-Filmlerinizdeki baş karakterlerin tamamı doğa üstü güçlere sahip. Ayrıca son filmde neredeyse bütün bir hikaye gerçeküstü metaforlar ile dolu. Belli ki bir itiraz dillendiriliyor. Neye itiraz etmek için film yapıyorsunuz?

Önce filmlerimdeki baş karakterlerin tamamı doğa üstü güçlere sahip değil. Ama filmlerimin itiraz ettiği şeyler var. Birincisi özellikle Türk sinemasında neredeyse kemikleşmiş vaziyetteki ‘İyi film’ algısı. İyi film sadece bir tek şekilde yapılamaz. Birbirine hiç benzemeyen iki tane iyi film olabilir. İkincisi insan ile ilgili algı. İnsan acizdir ama kötü değildir.

-Kan olmayan filminiz yok. Aksine sanki bütün hikayeler bir damla kan etrafında dönüyor? Neden? Kan ne ifade ediyor sizin için?

Kan pek müstesna bir müsaadedir. Eğer kan gördüysek orada bir sorun çıkmış demektir. Sorun varsa çatışma vardır. Dramatik yapı çatışmadan doğar. Belki damarlarımızda kan akmasaydı film de yapamazdık.

Murat Tolga Şen:

Onur Ünlü’nün sinema evreninde her şey mümkün ama bunu en uca götüren filminiz S.A.G olmuş. Bir yandan da en gerçek hikayeniz… Fantastiği gerçeklerden kaçış aracı olarak kullanır yönetmenler, siz tam tersini yapmışsınız. Bu kadar uçup kaçabildiğiniz halde neden hala bu dünyadasınız?

Ölmemi mi isterdiniz? Çünkü şaka bir yana bu dünyadayım. Çünkü insan bu dünyada yaşıyor. Ben uçmaktan kaçmaktan ziyade insanla ilgileniyorum. Eğer başka evrenlerde insan varsa gidip onların dertleriyle ilgili de film yapabilirim.

Filmde finale doğru yükselen ve bir yerde korku filmlerinde rastlanabilecek türden bir şiddet sahnesi var. Siyah beyaz tercihi biraz da bu yüzden mi?

Siyah beyaz tercihi bu yüzden değil. Fakat o sahne filmin siyah beyaz olmasının beni rahatlattığı sahnelerden biri.

Çağla Gillis

App. Store’dan iPad ve iPhone’nunuza indirmek için TIKLAYINIZ