Faik Bulut’tan barış sürecine farklı bir bakış

Pazartesi, 11 Mart 2013 11:44

[wzslider autoplay="true" transition="'slide'"]

Dipnot Tablet yazarı araştırmacı yazar Faik Bulut İmralı sürecini farklı bir bakış açısı ile değerlendirdi.

Barış ve general? İlk bakışta iki zıt şeymiş, eşyanın tabiatına aykırı iki kavrammış gibi gelebilir. Fakat bu yazıda sadece ikisinin uyumlu halinden değil, aynı zamanda savaşın ve ölümün hiç durmadığı Filistin topraklarında “barışın generali” olan bir şahsiyetten, İsrailli Matti (Mattityahu) Peled’den örnek vereceğiz. Üstelik aile boyu, babadan oğlu ve kızına miras kalan “uzun barış yürüyüşü”nden söz edeceğiz.

1923 Hayfa doğumlu. 1940’larda İngiliz mandasına karşı faaliyet gösterdi. Şimdiki İsrail ordusunu ve harp okulunu 1948’de kuran ilk gruptandır. 1956’da Mısır ile savaş sırasında Gazze bölgesini işgal eden ilk komutan. Bu işgal, hayatının dönüm noktasıydı. Dilini ve kültürünü bilmediği yüz binlerce insanın, Filistinlinin “sahibi ve efendisi” konumuna gelmişti. İşte o an, Arapça öğrenmeye karar verdi.

1967’de İsrail Ordusu, Doğu Kudüs dâhil Filistin topraklarının tamamını işgal ettiğinde; herkes, zafer sarhoşluğu içindeydi. Tam o sırada Peled, Moşe Dayan (eski savunma bakanı), İzak Rabin (eski genelkurmay başkanı ve başbakan) gibi çok sayıda generali bir araya toplayıp, şu öneriyi yapmıştı: “Filistinlilere ve Araplara boylarının ölçüsünü gösterdik; onları yenip topraklarını aldık. Bu galibiyeti bir fırsat bilip, Filistin meselesini çözelim. İsrail tarihinde ilk kez Filistinlilerle dolaysız biçimde yüz yüze gelmiş olduk. Aramıza diğer Araplar girmedi. Filistin devletinin kurulmasına izin verirsek, bu çözüm bizi, Arap dünyasına açacak anahtar olabilir. Bu işgal böyle sürerse, gelecekte durum daha çetrefilleşir; şiddet, dehşet ve vahşete dönüşür.” O zaman kendisine, “savaşın ve barışın generali” lakabı takılmıştı.

1969’da generallikten emekli oldu. Barışı düşündü; bu kez sadece “barış generali” olmaya karar verdi. 1975 yılında barışsever dostlarıyla İsrail-Filistin Barışı İçin İsrail Meclisi’ni kurdu. İlk çağrısı şu oldu: İsrail, işgal ettiği Filistin topraklarından derhal çekilsin! Bir Filistin devleti kurulmasına ve Kudüs’ün her iki halkın ortak başkenti olmasına izin versin!

Peled, kanunen yasak olmasına ve ceza öngörülmesine rağmen o dönemde İsrail’in “terörist” dediği başta Yaser Arafat olmak Filistinli önderlerle gizli temas ve görüşmelere öncülük etti. Arafat’ın temsilcisi İsam Sartawi ile sivil İsrail Barış heyeti arasında uzun görüşmeler yapıldı; barış istemeyenler Sartawi’yi 1983’te katlettiler. Bu suikast, bize, PKK mensubu Sakine Cansız ile iki arkadaşının Paris’te 9 Ocak 2013 tarihinde katledilmesi olayını hatırlatmış oldu.

1982 yılında İsrail Lübnan’ı işgal edip Beyrut’u günlerce kuşatınca, Peled savaşa katılmayı reddeden yedek subaylarla birlikte hareket etti. 1948 işgali sonrası İsrail vatandaşı sayılan Filistinlilerle birlikte kurduğu1986 yılında Barış İçin İlerici Liste (Arap-İsrail Partisi) adına seçime girdi; İsrail parlamentosunda milletvekili seçildi. 1993’te Guş Şalom isimli İsrail Barış Bloku’na katıldı. Bu kuruluş adına, İsrail’in Filistinlilere karşı uyguladığı insan hakları ihlallerini ve gasp ettiği toprakları Yahudi yerleşim yerleri kurulmasını teşhir etti.

Ünlü sözlerinden bir bölüm alalım: “Tehditle göçüren, kendini mağdur örtüsüne bürümüş ama topyekun Filistin toprağında etnik temizlik yapmayı baş hedefi belleyen talancı ve yağmacı bir rejimden söz konusudur.”

OSLO BARIŞININ RUHUNA FATİHA

Araplarla barış ve kardeşlik faaliyeti çerçevesinde Nobel Ödülü sahibi Mısırlı yazar Necib Mahfuz ve Kürt kökenli Suriyeli şair Selim Bereket ile buluştu. Bereket’in Karanlığın Hikmeti isimli kitabının tercümesi nedeniyle ödül aldı. İsrail okullarında Filistin edebi ürünlerinin müfredata sokulmasını sağlayan ilk Arapça Edebiyatı profesörü olarak kayda geçti. Ölümüne kadar barış çabalarını eksik etmedi. Son yazısı, İsrail’in anlaşmaya uymaması nedeniyle “Oslo Barışının Ruhuna Fatiha” başlığını taşıyordu.

1994 yılında kanserden öldü. Uzatmalı bir barışsever ve eğitimci olan Arye Mova Eliav, Peled için, “o barışın hizmetinde bir askerdi; barış uğruna başkaları selametle üstünden atlasın diye bedenini dikenli tellere siper edenlerdendi” demişti. Eşi Zika Peled, kocasının barış çabalarını sürdürdü; özel kitaplığını Arapça Öğretmen Okulu’na armağan etti. Barış amaçlı etkinliklerde bulunan Lavon Enstitüsü’ne, eşinin siyasi makalelerini bağışladı. Zika’nın kayda geçmiş en insani yönü şuydu: 1948’de Yahudilerin çoğunlukla yaşadığı Batı Kudüs’te ikram kabilinden kendisine sunulan bir Arap evinde oturmayı reddetmişti; çünkü ev sahibinin buradan zorla sökülüp atıldığını, kamplarda mülteci olacağını tahmin ediyordu.

Ölümünden iki buçuk yıl sonra, Peled’in 14 yaşındaki torunu Smader Elhanan, bir HAMAS intihar militanının intihar eylemine kurban gitti. Kızın annesi (Peled’in kızı) Nurit ile babası Rami Elhanan, bu kez “Ebeveyn Halkası/Aileler Meclisi” adıyla platform oluşturdular. Kuruluş amacı şuydu: Çatışma veya eylemlerde yakınlarını kaybeden Filistinlilerle İsraillilerin birbirlerini tanıyıp sevmelerini sağlamak. Daha fazla kan dökülmesine karşı çıkmak. Çocuğunu kaybeden Peled’in kızı Nurit, bir demecinde şöyle demişti: “Demokrasiyle hiçbir ilgisi olmayan bir devlette, İsrail’de yaşıyoruz. Esasında biz demokrasiyle büyütülmedik; kimse de demokratik değerler nedir diye düşünmedi. Öyle bir eğitildik ki; sömürüyü, istismarı, yağmalama, yalan söylemeyi, ayrımcılık yapmayı ve insanları boğazlamayı demokrasi sandık. Bir devlet düşünün ki, kızlarını ve oğlanlarını sınırsız şiddet kuralına göre eğitebiliyor… Çocuklarımız, Yahudi olmayan her yaştan insanı öldürmeyi öğrendiler; bunu ilahi bir buyruk sanabildiler.”

Oğlu Miko Peled, 1961 Kudüs doğumlu. Siyonist ülküsüne sadık ünlü bir ailenin en genç kuşağını temsil ediyor. Dedesi Dr. Avraham Katsnelson, namlı bir Siyonist hareketi lideriydi ve 1948’de İsrail devletinin kuruluş bildirgesinde imzası olanlardandı.

Miko, annesinin yukarıda anılan insani tutumundan etkilenmekle kalmadı; onun dünyaya bakışını da benimsedi. Annesi, özellikle Kudüs’te oturmayı tercih etmişti. Zira Filistinlilerle İsraillilerin bir arada yaşadığı çok etnili, çok kültürlü, çok inançlı tarihi bir kentti. Buradaki Filistinliler genelde amele, kapıcı, fırıncı gibi işlerde çalışırlardı; bu halleriyle Ortadoğu’daki soydaşları Araplardan farklıydılar. Esasen memleketlileri sayılan Lut, Yafa, Ramle, Hayfa’da İsrail vatandaşı olarak yaşan öz kardeşleriyle de ilişkileri bulunmuyordu. Doğal olarak ayırımcılıktan ve önyargılardan uzak bir dünya görüşünü annesinin yukarıdaki bilinçli tercihinden alan Miko, 39 yaşındayken Diyalog Grubu adına gittiği California’da (ABD) ilk kez bir Filistinli arkadaş edindi.

Bir general oğlu olması sıfatıyla, Miko çevresinde çok sayıda siyasi ve askeri yetkili tanıdı: Eski başbakanlardan İzak Rabin, Ehud Olmert, Benjamin Netanyahu ve Ehud Barak gibi. Yakından tanıdığı İsrailli siyasetçilerin hepsinin “barış konusunda samimi olmadıklarını” söylüyordu. Bu sözünü, yan yana oturduğu eski başbakan Ehud Barak’a söylemişti.”Barışta samimi değilsin; halka yalan söylüyorsun. Baş kamilletin toprağını işgal edip haklarını gasp etmişiz. İşgali sona erdirmedikten ve hakları verilmedikten sonra atılacak her adım boştur, oyalamacadır.” Miko’ya göre; Başbakan Benjamin Netanyahu ise daha tehlikeli bir oyun oynuyordu: Şöyle diyordu: “Barış yapıp insan kurtaracağına, eylem sonucu ölen yeğenim Smader gibi insanları inadına İsrail savaş Tanrısına kurban olarak sunabiliyor.” Bu nedenle, Peled kardeşler, ölen Smader’in taziyesine gelip durumu Filistinliler aleyhine istismar etmeye kalkacak olan Netanyahu’nun evlerine gelmesini istemediler.

Miko, kurduğu düşün zorluğunu ve zahmetini şu sözlerle ifade ediyor: “Atadan dededen beri sıkı bir Siyonist öğretiyle, Yahudi devletinin biricik ülküsüyle büyütülmüş olan ben; İsrailli ve Filistinlilerin, gönül rahatlığıyla bizim devletimiz diyebilecekleri, ortak bir yurt kurabilecekleri hayal etmelerinin ne denli zor olduğunun farkındayım. Toplumun yarısı radikal Siyonist rejimin tahakkümü altındadır. İsrail, Filistinlilerin yaşadığı bölgeleri kuşatan Tecrit Duvarı’nı karmakla ırkçı bir ülkeye, devlete dönüştürülmüştür. Bu yüzden yıkılsın Tecrit duvarı, yıkılsın Filistinlilere hayatı zehir eden tüm askeri kontrol noktaları.

“İki millete ortak devlet” ülküsünü savunan Miko’nun amaçladığı barış formülü şudur: Seküler demokrasiyle yönetilecek bir Filistin-İsrail devleti.

Miko, barış gerekçesini şöyle açıklıyor: Tevrat’a göre; Hz. İbrahim verdiği sözü tutmak ve imanını ispat için oğlu İshak’ı kurban etmeye kalkar ancak bıçak kesmez: Kur’an’a göreyse, Hz. İbrahim Oğlu İsmail’i benzer gerekçelerle Allah’a kurban etmeye hazırlanırken yukarıdan bir melek gelip, onu engeller. Buradan çıkarılacak mesaj çok açıktır: Filistinliler ve İsraillilerden his kimse, oğlunu veya kızını savaşa kurban vermemeli. İster inanalım isterse inanmayalım; Tanrı adına veya vicdanımızın gereği olarak, çocuklarımızı barış içinde ve eşitçe yaşatmalarına özen gösterelim.”

“Barış generali” oğlu, şimdilerde The General’s Son: Journey of An Israeli in Paletsine (General Oğlu: Bir İsraillinin Filistin’e Yolculuğu) başlıklı bir kitap yazarak, takınmış barış sürecine ivme kazandırmaya çalışıyor.

“Kürt meselesi çözümü veya İmralı Barış Süreci” münasebetiyle aklımıza gelen İsrail’deki barış faaliyetlerinden bir kesit sunduk. Hem barışın sabır gerektiren uzun vadeli ve zahmetli çaba olduğunu anlatabilmek; hem de bin bir engele, dikenli tellerle ve mayınlarla döşeli olmasına rağmen barış yolunun ne denli umut verici ve en iyi savaştan daha iyi olduğunu, zira sonunda insan hayatı kurtarmak suretiyle topluma hizmeti amaçladığını gözler önüne sermiş bulunduk.

Faik Bulut

App. Store’dan iPad ve iPhone’nunuza indirmek için TIKLAYINIZ