“Eylül’de Nasıl Bir Türkiye Olacak?” Yazar ve akademisyen görüşleri Dipnot.tv’de

Pazar, 4 Ağustos 2013 10:10

2edfsdBİR AY SONRASININ TÜRKİYE SENARYOLARI

Ufuk Uras:

Türkiye yerel seçimlere doğru gidiyor. Bu tür komplo teorilerini bitirmenin en iyi yolu demokratik açılımları yapıp toplumun önemli bir kesiminin memnun edilmesi olmalıdır. Eğer toplumun beklediği açılımları yapmazsanız oturup “istihbarat aldık” diye hayıflanırsanız; Hiçbir şeyin çözümünü yapamazsınız. “İstihbarat aldık kaos ortamı yaratmaya çalışacaklar” diye kahve falı açmak yerine seçimler öncesinde artan tansiyonu azaltmak için somut bir yol haritası çıkarıp demokratik adımlar atılırsa hem bu tarz komplo teorilerini düşünmez hem de yapacağınız işleri hızlı ve düzenli bir şekilde yerine getirirsiniz. O yüzden şu dönem çok önemli ve bu dönemi hükümet ve güç sahipleri iyi değerlendirmelidir.

Gazeteci Markar Esayan:

Hükümete ve istihbarat örgütlerine Eylül ve Ekim aylarında bir kıpırdanma olacağı ile ilgili olarak istihbarat gelmiş. Hem resmi makamlar hem de resmi makamlardan bilgi alan gazeteciler bunları yazdı. Eylül ve Ekim’de bir kıpırdanma olacağı teyidli bilgiler. Gezi Parkı eylemleriyle insanlar önce çevre için sokağa çıktı, daha sonra bu durum hükümet karşıtı bir hal aldı. Ve sonra da siyasi aktörler tarafından bir toplum mühendisliğine dönüştürüldü.

Türkiye’de 10 yıldır bir muhalefet eksikliği var. Bunun sonucunda da halk kendi kendine muhalefet etmeye, siyasi olarak muhalefet oluşturmaya başladı. Bu insanlar siyasi aktör haline gelmeye başladı. Artık cin şişeden çıktı. Önümüzde çok ciddi bir süreç var. Üç seçim olacak, arada referandumlar da olabilir. Bu süreç ki büyük ihtimal hararetli bir şekilde geçecektir, bu süreç içerisinde bu eylemleri dört gözle bekleyen karanlık çevreler de olabilir.

Hükümet bu konuda çok dikkatli adımlar atmalı, demokratik eylemlerle diğer eylemleri birbirinden ayırıp siyasi tansiyonu yükseltmemeli, sağduyulu olmalı. Eğer bu seçimlerden ciddi bir muhalefet çıkmazsa eylemlere katılan insanlar yeniden kendilerini muhalefet yerine koyarak sokağa çıkabilirler.

Dicle Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Vahap Coşkun:

Kürt Sorunu ile ilgili olarak demokratik adımların atılması bekleniyor. Hükümetin atacağı adımlar ile birlikte bir taraftan sınırdışına çıkma hızlanacak bir taraftan da PKK’nın silah bırakması neticesinde silahsızlanan PKK’lılar tekrar Türkiye’ye dönecekler. Bir diğer senaryo da gerekli adımların atılmaması ile ilgili… Eğer gerekli adımlar atılmaz ise iki taraf açısından da Eylül ve Ekim ayları sıkıntılı geçecek. Ancak ben ilk senaryonun olacağını düşünüyorum. Karşılıklı demokratik adımlar atılacak.

Yenişafak Gazetesi Yazarı Murat Aksoy:

Tarihte bazı olaylar dönemeç anlarıdır ve kendilerinden öncesi ve sonrası vardır. Türkiye için de böyle tarihler ve olaylar çoktur.

Gezi protestoları da bu türden bir dönemeçtir. Gezi protestolarından sonra artık farklı bir Türkiye’de yaşadığımızı ve bundan sonraki süreçte de yaşanacakları Gezi’yi dikkate almadan okuyamayız.

Gezi protestoları için gerek hükümet gerek medyada gelen ve yaşananları komplo teorileri ile açıklama girişimleri Gezi protestolarının tamamını açıklamaya yetmez. Evet Gezi protestolarına eklemlenen, bu enerjiyi AK Parti ve Erdoğan karşıtlığı üzerinden kalkışmaya dönüştürenler olmuştur ama Gezi protestoları buna indirgenerek önemsizleştirilemez.

Gezi protestoları öncesi Türkiye’nin en önemli gündem maddesi kuşkusuz çözüm süreci. AK Parti iktidara geldiğinden bu yana Kürt sorunun çözülmesini önemsemiş ve 2005 yılından itibaren de İmralı ile sürekli temas halinde olmuştur.

Bu yılın başında yeniden hızlanan süreç, bugüne kadar yaşananlardan daha ciddi ve geçmişin birikimlerini de taşıyan en önemli girişimdir. 21 Mart Newruz’unda Öcalan’ın çağrısı ile başlayan yeni dönem nihai hedefi PKK’nın Türkiye’den çekilerek silah bırakmasını hedeflemektedir. Üç aşamada planlanan çözüm sürecin en önemli ve şimdiye kadar konuşulmayan süreci ise dördüncü aşamadır.

Çözüm süreci hükümet ile Öcalan’ın başaktörü olduğu, Meclis içinde de AK Parti ile BDP’nin bazı konularda uzlaşarak sürdürdüğü bir süreçtir. Bu hali ile siyaseten eksik bir projedir. Bu sürecin CHP ile güçlendirilmesi hem demokratikleşme paketinin daha geniş mutabakatla çıkması hem de toplumsal meşruiyetin gücü açısından önemlidir. Ama daha önemlisi çözüm sürecinin artık sadece Türkiye içinde atılacak adımlara bağlı olmadığıdır.

Suriye’de iki yılı aşkın süredir devam eden ve insanlık dramına dönüşen iç savaş, ülkenin kuzeyinden giderek özerk bir Kürt bölgesinin oluşmasına doğru evrilmektedir. Son haftalarda radikal İslamcı El Nusra gibi gruplarla bölgede PKK’ya yakın PYD arasında yaşanan çatışmalar bir iktidar ve alan mücadelesidir.

Son haftalarda birkaç yıldır toplanması yılan hikayesine dönen Uluslararası Kürt Konferansı’nın 19 Ağustos’ta Erbil’de toplanacak olması da İran, Irak, Türkiye ve Suriye’deki Kürtlerin bir araya gelmesi açısından önemlidir. Bu bir araya geliş ve bölgede yaşananlar şu anda Kürtlerin elini hem bulundukları ülkeler de hem de uluslararası komuoyunda güçlendirmektedir. Bu güç kaçınılmaz olarak pazarlık güçlerini de yükseltmektedir.

Örneğin Türkiye’de Öcalan ile devlet arasında varılan mutabakatta ikinci aşamaya denk düşen demokratikleşme adımlarının gecikmesi PKK’nın pazarlık gücünü arttırmaktadır. Üstelik bu PKK yurt dışına çekilme sürecinde olmasına ve şiddet olmamasına rağmen gerçekleşmektedir.

Çözüm süreci, Gezi protestolarının yarattığı toplumsal kutuplaşma ile daha zor bir sürece girmiştir. Çünkü Gezi protestoları çözüm sürecinin de panzehiri olan demokratikleşme ile aynı hedefi taşımamaktadır. Herkesi için daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük ve daha fazla adalet talep etmektedir.

Bu açıdan demokratikleşme sadece çözüm süreci için değil Türkiye için de vazgeçilmez bir adımdır.

Ancak hükümet Gezi protestolarını böyle okumadığı gibi aylardır Salı günleri yapılan partilerin grup toplantılarında liderlerin dilene hakim olan kutuplaşma diline sarıldı. Ve var olan kutuplaşma daha da arttı.

Türkiye Eylül ve sonrasına bu toplumsal gerilim ile girecek.

Bu süreçte PKK’nın hükümete “1 Eylül’e kadar adım at mesajı” vermesi, BDP’nin “hükümet adım at” eylemleri AK Parti’yi siyaseten zorlayan durumlardır.

Çünkü 2014 Mart ayında yerel seçimler yapılacaktır. AK Parti Gezi protestoları ile yerel seçimlere bu çatışmacı dil üzerinden gideceğini ilen etmiştir.

Eylül sonrası Türkiye’yi toplumsal gerilimin düşmediği olabildiği ölçüde kontrollü yönetilmeye çalışılacağı bir sürece girecektir. Bu gerilim zaman zaman düşse de toplumsal kutuplaşma kesifleşecek ve bu da laik kesim ile muhafazakâr kesim arasında son yıllarda oluşan birlikte yaşama haline geri dönülme biçimde zarar verecektir.

Bu sürecin terse dönmesinin formülü hükümetein siyasi tansiyonu düşürecek adımlar atmasına bağlıdır.

Bunu yapar mı?
Bekleyip göreceğiz…