Ey akıl neredesin?

Perşembe, 5 Şubat 2015 13:03

Antik çağdan çok farklı bir dünyada yaşıyoruz artık. Özellikle teknolojik atılımlar ve dolayısla bilimin gelişmesi insanlığı derinden değiştiriyor. Bireyler ellerindeki tuttukları dünyayla bilgiye rahatlıkla ulaşabiliyor, gerçekliğini kolaylıkla kontrol edebiliyor. Çok farklı alanlar hakkında herkesin bilgi sahibi olabildiği, iyi ya da kötü tartışma içerisine girebildiği bu zamanlarda özellikle siyasetin hala mitos düzeyinde kalması içimi acıtıyor. Kısaca şunu soruyorum kendime: Siyasi iktidarlar gelişen bu dünya çerçevesinde bize ne kadar gerçeklik sunabiliyor? Yani soruyu şöyle de sorabiliriz: insanlığın mitostan ziyade logos’a ihtiyacı olduğu bir dönemde, mitler üzerinden gerçekleştirilen, akıldışı siyasi uygulamalar ve retoriklerin geleceği var mı?

Özellikle 11 Eylül’de gerçekleşen terör eylemi sonrası Batı dünyasına baktığımızda kolaylıkla mitos söylemiyle gerçekleştirilen uygulamaların insanlığa yansımasını görebiliriz. Bu 11 Eylül’den önce de bu kadar açık bir şekilde olmasa da görülmekteydi. Özellikle, Batı’nın Doğu medeniyetine oryantalist bir gözlükle bakması bunun anti-tezini oluşturarak Doğu’nun da Batı’ya oksidentalist bakış açısını geliştirmesini doğurmuştur. Burada aslında vurgulamak istediğim nokta her iki medeniyetinde birbirlerine karşı geliştirdikleri diskurun gerçeklikten oldukça uzak ve mitos öğeleri barındırdığı gerçeğidir.

11 Eylül ve geçtiğimiz ay yaşanan Charlie Hebdo saldırısı sonrası yukarıda bahsettiğim logostan uzak, mitosa yakın duruş Avrupa’da yayılmaya başlamıştır. Özellikle Oğul Bush Amerika’da ve tüm dünyada oluşturduğu algı politikasıyla birlikte Doğu toplumlarını ve özellikle İslam dinine mensup bireyleri Batı’nın düşmanı olarak göstermeye çalışmış ve bu noktada başarılı olmuştur.  Hepimizin bildiği gibi Batı toplumu gerek teknolojik gerekse bilimsel düzeyde olsun Doğu toplumlarından daha gelişmiş düzeydedir. Ancak, aklın hüküm sürdüğü Batı’da oluşturulan siyasi retorik akıldan uzak ve mite yakındır. Öteki oluşturarak kimliğini şekillendiren ve logostan uzak siyasi iktidarlara sahip olan sadece Batı toplumu değildir. Doğu toplumları içerisinde de mitos olarak gerçekleştirilen siyasi uygulamaların ve retoriklerin oldukça yoğun olduğunu görmekteyiz.

İnsanoğlu yüzyıllardır aklın, gücün ve güzelliğin peşinden koşmuştur ve hala bizler bu üçlüğünün yaratacağı ahenki aramaktayız. Özellikle, siyasal iktidarlar sürekli göz önünde oldukları için akla hizmet etmesi gereken kurumların başında gelmektedirler. Fakat, gerçek ne yazık ki böyle değildir. Yukarıda da bahsettiğim gibi gerek Doğu gerekse Batı toplumlarının idaresi algı oyunları üzerinden şekillendirilerek ortaya çıkmaktadır. Güzellik, güç ve akıl ulaşılması zor bir ütopya olarak görünmekle birlikte, yaşamımız içerisinde yeri ne yazık ki yoktur. Bir yurttaş olarak bu zamana kadar siyasi iktidarlar tarafından yönetilen bir birey olarak şunu söyleyebilirim ki; hiç kimse gerçeklikten uzak ve akıldışı yöntemlerle yönetilmeye rıza göstermemekle birlikte başka bir şansı olmadığı için bu tarz yönetimleri benimsemiştir. Tam ters açıdan yani siyasal iktidarların gözünden konuya baktığımızda ise karşımıza mitos uygulamalarının güzel bir şekilde meşrulaştırma arayışları ortaya çıkmaktadır. Hepimizin bildiği gibi görsel ve yazılı basın bu meşrulaştırma araçlarının en başında gelmektedir.

Mitosun varlığını sürdürerek günümüze kadar gelmiş ve siyasal iktidarlar tarafından kullanılıyor olması aslında insanlığın geçmiş çağlardan bu yana kendisini geliştiremediğinin de bir göstergesi olarak okunabilir. Bir başka açıdan baktığımızda ise, akıl ve gerçeklik düzeyinde politika üretmek siyasal iktidarlar tarafından ‘kolay bir yöntem’ olmadığı için de tercih edilmiyor diyebiliriz. Aslında, mitos düzeyinde üretilen siyasetin bireyler tarafından daha kolay bir şekilde kullanılması ve siyasal iktidarların insanları daha kolay mobilize edebilmesinin yolu yine aynı şekilde buradan geçiyor.

Akıldışılığın hüküm sürdüğü dünya siyasetinin yerini akla dayalı bir tarza bırakması kısa sürede imkansız gibi gözükse de bireylerin umudunun bu yönde olmasını bile görmek umut veriyor. Güzellik, güç ve akıl ahenginin oluşturacağı siyasette barışın egemen olacağı, kardeşlik duygularının yayılacağı ve en önemlisi empatinin gelişeceğini görmek mutluluk veriyor. ‘Ey akıl neredesin?’ diye her sorduğumda logosun hükmünün yakın bir gelecekte artacağına gönülden inanıyorum!

Hazırlayan: SERDAR DİNLER

 

Tags