Evrim sorusu: Yüzümüz neden daha kıllı değil?

Salı, 14 Ekim 2014 11:16

Erkeklerin sakalı olsa da primat kuzenlerimize kıyasla yüzümüzün büyük bir kısmında kıl yok. Peki, kılsız yanakların gizemi nerede yatıyor?

Hayvanlar dünyasına kıyasla insan yüzünün ilginç olan özelliği, büyük bölümünün neredeyse tümüyle kıldan arınmış olmasıdır. Evet, bazı erkekler sakal ve bıyık bırakır; ama bu durumda bile yüzümüzün yarısı çıplaktır. İnsana boşuna “kılsız maymun” demiyorlar. Peki nasıl oldu da yüzümüz kıldan arındı?

İnsanın vücudundaki kılları kaybetmesi sorusu bugün hâlâ tartışmalı bir konu. Bazı uzmanlar bunun nedenini bit vb. parazitlerden kurtulmaya bağlıyor. Buna göre, kıldan arınmış bir vücutla parazitsiz ve sağlıklı olduğumuz mesajını veriyor ve karşı cins için daha çekici bir hale geliyoruz.

Bazıları ise gölgeli ormanlardan çıkıp sıcak ovalara göç ettiğimizde serinleme işini kolaylaştırmak için kıl döktüğümüze inanıyor. Maymun kuzenlerine kıyasla daha geç olgunlaşan ve daha uzun yaşayan insanı ‘gençleşmiş maymun’ olarak ele alan bazıları da kılsızlığı bu gençlik özelliklerinden biri olarak görüyor.

Boston’daki 2Al Laboratuvarı’nda nörolog olan Mark Changizi’nin ise farklı bir açıklaması var: Ona göre, kılsızlığın nedeni yürürken, konuşurken, nefes alırken ruh halimizi gösterme ihtiyacımızdan kaynaklanıyor.

Yüzü okumak

Changizi, diğer bazı araştırmacılarla birlikte, türümüzün diğer üyeleri duygularımızı okuyabilsin diye yüzümüzün kıllardan arınacak şekilde evrildiğini iddia ediyor. Primatların yüzü, ve bazı durumlarda genital bölgesi, derinin özelliğinden dolayı renk değiştirebiliyor. Sosyal birer varlık olan primatlar için grubun diğer üyelerine kendi ruh haliyle ilgili bilgi vermek önem taşıyor.

Köpek, at, ayı vb. memelilerin büyük çoğunluğu dünyayı iki rengin karışımı olarak görüyor. ‘Dikromatlar’ olarak adlandırılan bu grup sadece ışık miktarını ve sarı ve mavi ya da onların karışımı olan yeşil tonları görebiliyor. Çünkü onların gözündeki retinada, ışığın kısa ve uzun dalga boyuna duyarlı iki koni bulunuyor. İnsanlar ve bazı primatlar ise ‘trikromat’, yani üç konili. Orta dalga boyuna duyarlı üçüncü koni kırmızı-yeşil renkleri görmeyi sağlıyor. Bazı insanlar ise daha şanslı; dört konili, yani ‘tetrakromat’ olan bu kişiler daha fazla renk tonu görebiliyor.

Kan yoğunluğu

Fakat trikromat’ların üç göz konisi eşit aralıklarla birbirinden ayrılmış değil. Bu özellik sayesinde derinin hemen altındaki kan dolaşımının yansımalarını görebiliyoruz. Yani oksijenin miktarına bağlı olarak kandaki hemoglobinin ne kadar yoğunlaştığını ya da seyreldiğini derideki renk değişimiyle fark edebiliyoruz.

İnsan derisi birçok renge bürünebiliyor. Yani beyaz, siyah ve kahverengi derinin sadece temel renklerini oluşturuyor. Siyah deri de kızarır ve bunu Darwin bile fark etmiştir. Kandaki hemoglobine daha fazla oksijen gittikçe deri kırmızılaşır. Oksijen yoğunluğunun azalması deriyi yeşile çevirir, ki bu görünüm toplardamarların oksijeni tükenen kanı kalbe taşımasıyla oluşur. Öte yandan kanın belli bir bölgede fazlaca toplanması derinin rengini maviye çevirir; tıpkı berelenmelerde olduğu gibi. Kandaki yoğunluk azaldığında deri sarı bir renk alır.

Changizi’ye göre “Renkler duyguları yansıtır ve çizgi filmlerde de duygu durumunu göstermek için bundan yararlanılır. Bu yüzden çocuklar bile hiç çaba göstermeden olayı anlar.”

Kaynak: BBC Türkçe

Tags