Evinde zor tutulan yüzde 50 gerçekten evinde mi oturuyor? Ali Mendillioğlu yazdı

Cumartesi, 8 Haziran 2013 08:23

Basbakana_Twitter’dan_yuzde_50_destegi_nBeşiktaş sokaklarında Belediye görevlileri sabah mesaisine duvarlara, iş yerlerine yazılan duvar yazılarını boyamakla başlıyor. İçim cız ediyor… Oysa bu duvar yazıları ile uzun süredir unuttuğumuz ‘mizah’ hayatımıza yeniden girdi. Korkunun bittiği yerde gülmeyi yeniden hatırladık. Keşke diyorum, keşke bu yazılanlar hiç silinmese…

Öğle saatlerinde Beşiktaş cafe ve çay ocakları müdavimleri ile dolmaya başlıyor. Sohbetlerin konusu 10.gününe giren direnişle ilgili hangi devlet yetkilisinin neyi söylediği ya da siyasal analizler değil. Gençler kafalarının bir karış yukarısından geçen kapsülleri, TOMA’nın nasıl kovalandığını, atılan gazın Taksim’de kullanılan gazdan farkını ve direniş anılarını konuşuyorlar. Çok keyifli sohbetler dönüyor meclislerinde. Keyifli, çünkü bu direnişle birlikte yeniden hayatımıza giren mizah, yeni bir dil kurmamıza da vesile oluyor.

YA FATİH?

“Evlerinde tutulmakta zorlanan” diyerek işaret edilen insanların çok yoğun olarak yaşadığı bir bölge Fatih. Tabi bu “evlerinde zorla tutulan insanlar” içerisinde az da olsa evlerinden çıkıp sokağa  inenler de var. Ancak bu insanlar istikameti şaşırıp Gezi Parkı’ndaki direniş eylemine gelenler. Eyleme katılan “başörtülü” kadınlara ‘eylem alanında sizi rahatsız eden bir durum, bir taciz olayı yaşadınız mı?’ diye sorduğumda cevapları “hayır” oluyor. Diğer taraftan eylemlere aktif olarak katılan bir kadın arkadaşın “iyi niyetli faşizm” tesbiti oldukça dikkate değer. Şöyle ki, ‘İnsanların aferin kızım, helal olsun size, bak işte böyle Müslümanlar da var’ diyerek kendi Müslüman algıları üzerinden tarif edilmelerini, ya da ‘Tayyip istifa’ yazılarının olduğu duvarların önünde başörtüleriyle hatıra fotoğrafı çektirmek istemeleri gibi vakaları kastediyor “iyi niyetli faşizm”le. Sonra ekliyor: ‘İyi de Kemalist amca-teyze ben direnişin ilk günlerinde, o yoğun polis şiddetine maruz kalınırken de buradaydım. Sen sonradan katıldın eyleme.’

Eylemci bir genç kız “sözlü bir tacizle karşılaşmadım ama karşılaşsaydım o alanda çok insanın beni sahipleneceğini de biliyorum”.

Hal eylem alanında böyle iken, okullarda, sokakta, toplu taşım araçlarında durum değişiyor. Sokaklarda olmanın özgüveni ve yılların birikmiş öfkesi ile başörtülü kadınlara sözlü veya gözle taciz durumları yaşanıyor.

Sözü AKP’nin seçmen tabanına bıraktığımızda eylem ile ilgili şunları söylüyorlar. Eylem haklı bir taleple başlamış olabilir ama sonradan CHP-TGB gibi örgütlerin alana inmesi ile bizim destekleyebileceğimiz bir eylem olmaktan çıktı. Ayrıca polise karşı şiddet kullanılmasını, kamu mallarına zarar verilmesini de doğru bulmuyoruz.

Polisin de eylem anında orantısız güç kullandığını ve bu durumun eylemin büyümesinde en önemli faktör olduğunu düşünüyorlar. Bununla ilgili varsayımlar, teoriler havada uçuşuyor. Bu teori ve varsayımlar şöyle özetlenebilir. “Cemaat T. Erdoğan’dan desteğini çekti. Emniyet içerisinde etkin bir güç olan cemaat orantısız güç kullanarak T. Erdoğan’ı zor durumda bırakıp yıpratmak istiyor, kısa vadede yola Erdoğan’sız bir AKP ile devam edilmesini istiyor”

Sizleri ‘evlerinizde zorla mı tutuyorlar?’ diye sorduğumda konuştuğum insanların ortak düşüncesi ve iradesi ‘hayır biz sokağa inmeyiz’ şeklinde. ‘Bir iç savaş’a mahal verecek bir durum yaratmayız’ diyorlar. Diğer taraftan Tayyip bir lider olarak sevilmekle birlikte, fütursuz konuştuğu yönünde eleştiriler çokça var. Gezi parkı eylemleri esnasında yaptığı açıklamalar mütedeyyinleri de rahatsız etmiş. Mesela şu örnek oldukça çarpıcı “alkollü içkilerle ilgili yeni düzenlemeyi CHP yapsa kimse rahatsız olmazdı. Yasada bunun yeri var ve bu uygulamayı gençlerin sağlığını korumak için yapabilirsin ama niye İslami inançları referans gösteriyorsun. Bunu yaptığın zaman birçok insan şeriat gelecek korkusuyla tedirgin oluyor. Ben evet kürtaj meselesinde de, Ankara’daki metroda yapılan anonsta da yanındayım ve bir Müslüman olarak doğru buluyorum ama bunları Kuran’a-İslama bağladığında başkalarını tedirgin ediyorsun. Şimdi bu Taksim’de camii işi nerden çıktı.” İşin garibi diğer konuştuğumuz mütedeyyinlerin de Taksim meydanında bir camii olsun gibi bir talepleri ve istekleri de yok.

Diğer taraftan AKP’ye yönelik başörtülerin kamusal alanda çalışamaması ile ilgili şöyle eleştiriler de var. Şimdi yargı, ordu, cumhurbaşkanı, siyasi iktidar tek bir elde toplandı. Geçmişte iktidar yargıyı, orduyu, cumhurbaşkanını mazeret gösteriyordu. Artık böyle bir mazeret kalmadığına göre “başörtüsü” sorununu çözmek için daha neyi bekliyorsun.

İşin adalet kısmına yönelik eleştirilere rağmen kalkınma kısmında Tayyip Erdoğan hala popüler ve saygı duyulan bir isim. Kriz döneminde Türkiye’yi başarılı yönettiğini düşünüyorlar. Ama AKP’nin “A” sının silinerek KP olmaya doğru gittiği konusunda endişeleri var. Adalet kısmının aşınmasına dair kendi belediyelerinin de ihale işlerine çokça girdiğini, kentsel dönüşüm ile yoksulların evsiz bırakıldığı gibi örnekler veriyorlar.

AKP’nin EMNİYET SÜBABI CHP

Mütedeyyinler’in toplumsal hafızasında, öyle bir Kemalistler umacısı var ki, ulusalcı, CHP’li bir hükümet olasılığı durumunda R. Tayyip Erdoğan dışında herhangi bir lider ekseninde de toplanabilirler. Artık “muhafazakar demokrat” çizgi sürdürülebilir ve İslamcılar için büyük oranda “ortak payda” olarak kökleşmiş vaziyette. Mütedeyyinlerin CHP korkusunun tarihsel, sosyolojik nedenlerini işin ehline bırakalım. Lakin böyle bir fiili durum olduğu aleni olarak ortada.

İşte Gezi Parkı Direnişi tam da bu noktada AKP’yi krize sokmuş durumda. İlk andan itibaren T. Erdoğan CHP’yi mindere çekmeye çalıştı. Eğer direniş Kemalist bir kanala sokulabilse çok iyi tanıdığı rakibini “tuş” etmesi çok kolay olacaktı. Türkiye’de politika yıllardır bu eksen üzerinden yapılıyor. Birbirine selam bile vermeyen, iki kutba bölünmüş toplum ezber argümanlar ve korkularla ipin iki ucundan çekerek ipi gerdikçe geriyor ve bu gerilimden beslenerek politika yapmaya devam eden iki merkez politik ana akımı besliyor.

Belki Ankara İzmir vb. yerler hala bu minval üzere reflekslerle direnişe devam ediyor olabilir ama İstanbul’da bambaşka bir şey var. Ne AKP’nin “CHP zihniyeti” diye vurabileceği, ne CHP’nin geleneksel Kemalist ritüellerle kucaklayabileceği yüz binler bu gerilimin dışına çıkarak bambaşka bişey söylüyorlar.

AKP alkol düzenlemesi, kürtaj, üç çocuk diyor, alanda duvarlar dile gelip “İŞTE BUNLAR HEP SEKS” diye bir cevapla karşılaşınca afallayıp kalıyor. Korkunun üzerine bir sis perdesi gibi yıllardır inen biber gazı “BU GAZ BİR HARİKA ADAMIM” sloganı ile dağılıveriyor. ‘Mustafa Kemal’in askerleriyiz’ sloganlarına duvarlar “MUSTAFA KESER’in ASKERLERİYİZ” diye naifçe dur diyor. Eylemin kitleselleşmesini “kahrolsun”lu sloganlar değil “O SON BİRAYI YASAKLAMAYACAKTIN TAYYİP”, “BİZİM GİBİ 3 ÇOCUK DAHA İSTER MİSİN” diyen yazılamalar çok daha iyi anlatıyor.

Özetle geleneksel laik-şeriatçı, gerici-ilerici kürek yarışının dışına çıkmış ve buradan beslenen siyasi akımların kodlarını, tanımlanamayan bir virüs gibi çökertmiş yeni bir “şey” var. İnsanlar artık siyasete müdahil olurken gülüyorlar. Bu geleneksel siyasi akımlar için en büyük tehdit. Çünkü gülmek en “devrimci” eylemdir.

Bu eylemler ne zaman biter derseniz, benden yana Şahin K. “evinde zorla tutulan” %50 nin içinde değilse sonuna kadar devam.

Ali Mendillioğlu

App. Store’dan iPad ve iPhone’nunuza indirmek için TIKLAYINIZ