Eşsiz Yunan Lokantaları

Perşembe, 4 Eylül 2014 15:48

Yunanistan denilince her insanın aklına eğlence merkezleri, plajlar, gece kulüpleri ve birbirinden renkli partilerle özdeşleşmiş olan Mykonos, Kos ve Santorini gibi farklı tatil bölgeleri geliyor. Tüm bu bölgelere benzer tatil yöreleri aslında dünyanın pek çok ülkesinde de oldukça yaygın olarak görülüyor. Hepimizin bildiği gibi turizm sektörü pek çok farklı alana (sağlık, spor, kültür vb) ayrılsa bile turizm artık çoğunlukla gece hayatı üzerinden tasarlanıyor. Yani eğlence turizmi stres atmak isteyen metropol insanının bir numaralı tercihi konumuna gelmiş durumda. Aslında büyükşehirlerde yaşayıp, haftanın beş günü gökdelenler içerisindeki masalarının başında çalışan insanların doğa ile içiçe ve sakinlikle tercih etmesi gereken tatili geçtiğimiz hafta Yunanistan’da gerçekleştirdim. Turistik tesislerin, beş yıldızlı otellerin, gece kulüplerinin sayısının çok fazla olduğu tatil bölgelerine yaptığım ziyaretlerin hiç biri Yunanistan’da gördüğüm ve içiçe olduğum gerçek Yunan halkı ve bu halkın yaşattığı Yunan kültürü ve geleneği ile bir tutulamaz.

Atina’yı tatilimin başlangıç noktası olarak belirledim ve Atina’da geçirdiğim ilk akşam üstünü Yunanistan’da dokuz şubesi bulunan ve birbirinden lezzetli, hemen tezgahta gözünüzün önünde hazırlanan milföyleriyle meşhur Despina’da bademli milföy yiyerek ve kahve içerek geçirdim. Kahve kültürü Yunanistan’da pek bu kültürüne ait olmasa da frappe üzerinden gelişmiş durumda, hemen herkes kahveyi buzlu olarak tercih ediyor ve içerisini farklı aromalarla tatlandırıyor. Yunanistan ile Türkiye arasında sürekli olarak gündeme gelen Türk Kahvesi mi Yunan Kahvesi mi tartışması Yunanistan’da gelişen frappe akımıyla sonlanacak gibi gözüküyor. Despina, Yunanistan’da oldukça tanınan bir pastane fakat buraya sadece pastane demek aslında yanlış bir tanımlamadır çünkü Despina’nın menüsü oldukça zengin ve lezzetli içeriğiyle müşterilerini bekliyor.

Güneş battıktan sonra, iyi bir muhitte bulunan ve yerel müşterilere hizmet veren 1926 yılında açılmış olan Karavitis’e geçtim. Karavitis, Atina’da bulunan Harry Truman Heykeli’nin hemen karşısındaki sokakta yer alıyor. Burada aslında Truman Heykeli’nin Atina’da neden bulunduğu sorusu aklınıza gelebilir. Harry Truman, İkinci Dünya Savaşı sırasında ortaya koyduğu ‘Truman Doktrini/Planı’ çerçevesinde Sovyetler Birliği’ne karşı Yunanistan’ı koruyan bir tavır sergilemiş ve Yunanistan’daki iç savaşın sona ermesini sağlamasından dolayı Yunanistan tarafından heykeli dikilerek ölümsüzleştirilmiş. Karavitis, özellikle tarihi dokusu ve leziz mezeleriyle Yunan kültürünü yakından hissedecebileceğiniz bir yer özellikle fava ve haşlanmış pazı ile yapılan Harta’yı denemenizi tavsiye ederim. Ayrıca Türkiye’de çoban salatası olarak bilinen Yunanistan’da köy salatası adıyla anılan kırmızı soğanlı salata Karavatis’te üzerine bir kalıp beyaz keçi peyniri koyarak müşterilerine sunuyor. Keçi peynirli çoban salatasının yanına ise nefis bir etle hazırlanan köfteleri herkes denemelidir. Üç kardeşin eşi ve kendileriyle birlikte işlettiği Karavitis’in en önemli özelliklerden biri de her akşam farklı bir kardeşin mekanı işletmesi olduğu söylenebilir. Aralarında böyle bir iş bölümü yapan kardeşlerin 1926’dan beri geleneği ve kültürü taşıyan mekana olan ilgilerinin ve müşteriyle aralarındaki bağların oldukça yüksek olduğu söylenebilir.

Ertesi gün İstanbullu Rum Spiros Bairaktaris tarafından işletilen hemen Monastiraki Meydanı’nda bulunan Bayraktaris lokantasına öğle yemeğimi yemek için oturdum. Bairaktaris’le Türkiye’den geldiğimi söyleyip tanışınca hiç bir sipariş vermeden Türkiyelilere özel ikramlarla masam donatılmaya başlandı. Porsiyonları oldukça büyük olan Bayraktaris lokantasında farklı türde sulu yemekler ve kebaplar tadabilir ve Türkiye’de sürekli olarak tüketilen yoğurt ve salatalığın mükemmel uyumu cacık gibi lezzetlere rastlayabilirsiniz. Tüm bu lezzetlerin yanında Bayraktaris’te canlı müziğin keyfini de çıkartabilirsiniz. Unutmadan burası Kostas Karamanlisin müdavimi olduğu lokantalardan bir tanesi…

Atina’da geçirdiğim iki günün ardından soluğu feribot ile yirmi dakikalık bir yolculukla Euboia adasında aldım. Euboia Adası Yunanistan’nın Girit’ten sonraki en büyük ikinci adasıdır. Adaya ayrıca asma köprü ile de ulaşım sağlanabilmektedir fakat bu yolculuğunuzun süresini bir saat uzatabilir. Euboia Adası’na adım attığım andan itibaren Türkiye’nin 70 ve 80’li yıllarına geri dönmüşüm gibi bir hisse kapıldığımı itiraf edebilirim. Turist eli değmemiş doğa harikası güzelliklere sahip olan adada Yunan halkıyla birlikte birbirinden güzel iki gün daha geçirdim. Adaya doğru ilerlerken yol kenarlarında sürekli olarak inşa edilen küçük anıtların daha sonra trafik kazalarında hayatını kaybedenler için oluşturulmuş olduğunu öğrendim. Bu anıtlar aslında insanların trafik kazalarına uymalarını da sağlıyor ve bence trafik kural uyarıcılarından daha etkili oluyor.

Hazırlayan: Serdar Dinler

Tamamı için:

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play