Ergi Şener yazdı: Girişimcilere Tavsiyeler – 2

Pazar, 31 Ocak 2016 12:22

ERGİ ŞENER

Bu hafta da girişimciliğin dünyada en doğru ve başarılı yapıldığı yer olan Silikon Vadisi’ndeki gözlemlerin ekseninde girişimci olmak isteyenler için notlarımı ve tavsiyelerimi paylaşmaya devam ediyorum.

Amacını belirle ve inandığın doğrunun peşinde ilerle:

Girişimciyi başarıya götüren yolların başında, kendini tanıması, neleri iyi yaptığını, hangi alanlarda başarılı olduğunu analiz etmesi ve gelişime açık yönlerini anlayarak bu doğrultuda gerekli çalışmaları gerçekleştirmesi geliyor. Girişimcinin amacını belirleyip, amacına yönelik ilerleyebilmesi için, gerçeklerin ve koşulların farkında olması; hayalleri ve beklentileri gerçeğin önünde tutmaması gerekiyor. Bununla birlikte, başarılı girişimcilerin en önemli özelliklerinden biri de “büyük açığı” (The Big Short) fark etmeleri ve herkes karşı olsa da bu yanlışı görerek, dile getirebilmeleri. Ancak, yanlışı fark etmek ya da söylemenin yanında, bunu düzeltmek için gerekli olan enerjiye ve isteğe de sahip olmak ve sonuç alıncaya kadar pes etmemek gerekiyor. Amaçlarını doğru belirleyerek, bunu gerçekleştirmek için her türlü zorluğa göğüs gererek çalışan girişimciler; kalıcı değerler sağlayarak, “yıkıcı” (disruptive) işlere imza atmayı başarıyor.

 

Birlikte kuvvet doğuyor:

Steve Jobs ve Steve Wozniak’tan, Bill Gates ve Paul Allen’a, hatta Andy Grove ve Gordon Moore’a teknoloji tarihi başarılı ve güçlü işbirliği hikayeleri ile dolu.  Bu örneklerin tümü, bir işi belli bir seviyeye getirmede ve iş birliğinin önemini bize göstermekte. Fikrini kimseyle paylaşmadan, tek tabanca bir şeyler yapmak isteyen sözde kahraman girişimciler (solopreneurs) bir an önce birlikte kuvvet doğduğunu anlayarak, kendilerinin eksik olduğu uzmanlık alanlarında gerekli destek almaya başlamalılar.

Steve Jobs takım çalışmasına verdiği önemi anlatırken, kendisinin de hayranı olduğu Beatles’ı örnek gösteriyor: “İş yapış modelim Beatles modelidir. Birbirlerinin olumsuz eğilimlerini kontrol altında tutan dört adam vardı. Birbirlerini dengelediler ve toplamları parçaların toplamından daha büyük oldu. İş hayatını işte böyle görüyorum: işteki büyük başarılar hiçbir zaman bir kişi tarafından yapılmaz, bir grup insan tarafından yapılır.”

 

Para, Para, Para…

Para olmadan büyümek mümkün değil. Pek çok start-up’ın batış sebebi nakitsiz kalmalarından kaynaklanıyor. Facebook, What’sApp, Uber gibi pek çok firma baştan yeterli kaynaklara erişip, gerekli sermayeyi elde edecek şekilde yatırım almalarına rağmen, ölçeklenebilir bir şekilde büyümek üzere hala yatırım almaya devam etmekteler. Bir “start-up”ı oluşturan temel etmenler kurucular olduğu kadar yatırım sermayesi, bu nedenle bütçenin doğru yapılması ve gerekli olan nakdin, ne zaman ne şekilde girişinin yapılacağını da içerecek şekilde planlanması son derece önemli.

Nakit akışını sağlamak için de yatırımcılar ile şirketin vizyonunda, amaçlarında anlaşmış olmak, açık bir iletişim ile güvenilirlik doğrultusunda ilişkileri sürdürmek gerekiyor. Son zamanlarda, start-up lara yönelik artan bir kullanım olan “smart money” (akıllı para) bu gereksinimi oldukça güzel anlatan bir ifade. Parayı bulmak kadar, şirketi büyütecek, farklı alanlarda yayılımı ve kullanımı sağlayacak, şirket bilinirliğini oluşturacak doğru kişilerden parayı temin etmek, çok daha önemli ve bir o kadar da zor bir hale gelmiş durumda. Ülkemizde de yatırım yapılacak para çok, ama ne yazık ki “smart money” çok çok az, bu nedenle de başarı potansiyeli çok yüksek start-up lar ne yazık ki potansiyellerini ortaya çıkarmadan piyasadan silinmeye mahkum olmaktalar.

Eğer bir şey yapmazsan, kimse sana gelmez…

“Eğer bir şey yaparsan, sana gelirler” ifadesi her zaman doğru olmayabilir, ancak “eğer bir şey yapmazsan, kimse sana gelmez…” her zaman için doğru bir ifadedir. İşe odaklanıp, bir ürün ortaya çıkarmak ve bunu da olabilecek en fazla sayıda insanın kullanımına sunmak bir girişimci için, rüştünü ispat etmesi adına oldukça önemli. Marc Zuckerberg bunu “The Hacker Way” olarak adlandırıyor. Hızlı ilerleyip, bazı şeyleri yıka yıka gerçekleştirmek ve üzerinde çalıştığınız her neyse bunu kullanılabilecek bir şekilde göstermeniz gerekiyor. Başka bir ifade ile de bir şey olmuyor diye sızlanmaktansa, “do first, apologise later” (önce yap, sonra özür dile)…

 

Kullanıcı deneyiminin büyüsü:

Başarılı girişimcileri incelediğimizde, kullanıcı deneyimi (user experience – UX) çalışmalarının önemini anlayıp, UX’i ürün geliştirme stratejilerinde doğru kullanarak, rekabette ciddi anlamda öne çıktıklarını ve “baskın tasarım” (dominant design) olarak adlandırılan ürünler çıkararak, taklit edilseler bile, pazarın hakimi olduklarını görüyoruz. Teknoloji geliştirme ve UX birbiriyle oldukça etkileşen, birbirini besleyen, ancak ürün döngüsünde bir sistematiği olan süreçler. Steve Jobs bu etkileşimi “Önce kullanıcı deneyimi ile başlayıp, sonrasında teknoloji ile çalışmayı ilerletmelisiniz – diğer türlü değil.” (You’ve got to start with the customer experience and work back toward the technology – not the other way around.) diyerek gayet güzel özetlemişti. Aslında, teknoloji işin kolay tarafı, asıl zor olan müşteri deneyimini değiştirmeyi başarabilmek… Deneyim doğru kurgulandığında, başarının en büyük anahtarı olan, tüketici davranışlarını değiştirmek de kolaylaşıyor.

 

Tasarım, ürününüz ya da fikrinizin müşteri ile etkileşiminin nasıl olduğunu belirlediği için, sürdürülebilir başarı açısından çok kritik bir öneme sahip. Pek çok insan, tasarımı bir sanat olarak algılasa da (ki pek çok bakımdan doğru), tasarımı bir düşünce ve iş yapış biçimi haline getirmeniz markanızı “love mark” haline getirerek, bağımlılık yaratan deneyimler hayata geçirmenize olanak sağlayacaktır. Unutulmamalı ki, “tasarım sadece nasıl göründüğü ya da nasıl hissettirdiği ile ilgili bir şey değildir. Tasarım nasıl çalıştığı ile ilgilidir.” (Design is not just what it looks like and feels like. Design is how it works)

 

Farklılaş ya da Öl:

Yeni teknolojierin, iş yapış şekillerini ve işi gerçekleştirmek için gerekli süreçleri basitleştirdiği bir gerçek, ancak unutulmamalı ki bu kolaylık artık herkes için geçerli. Yani teknolojiden yararlanmak, amansız rekabette size öne geçirmiyor. Ürünü ile fayda sağlamak isteyen, kazanmak isteyen herkesin farkı bir şeyler sunuyor olması daha da önem kazanmakta. “Disruptive”, yıkıcı şeylerin peşinden giderek, yeni yollar açmak, en değerli start-up’ların ortak özelliklerinden biri…

 

Girişimcilik hayal etmesi kolay, icra etmesi zor bir meslektir…

Herkes girişimci olmak istiyor, başarılı girişimciler göz önüne çıkarılıyor, örnek gösteriliyor; ancak aslında çok daha fazla sayıda olan başarısız girişimcileri kimse görmüyor. Ülkemizde de son zamanlarda girişimcilik oldukça ön plana çıkarıldı, ancak doğru altyapılar ve kültür oluşmadan gündem yaratıldığı ve özendirildiği için girişimcilerin çok daha fazla zorluklarla baş etmeleri gerekiyor. Olsun… Girişimcilerin bir şeyler başarmak, dünyayı değiştirmek uğruna gerçekleştirdiği hayallerin bir bölümü bile başarılı olsa, bunlar daha yaşanılası, daha iyi bir dünyaya vesile olarak insanlığa yarar sağlayacaktır…

 -

Yazının devamını okumak ve Dipnot Tablet’in 254. sayısını indirmek için

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play