Eren Topçu Kahire’den yazdı; “Mısır Tanrılara, Tanrılar Mısır’a Emanet!”

Cumartesi, 3 Ağustos 2013 16:45

[wzslider autoplay="true" transition="'slide'"]

Mısır Tanrılara, Tanrılar Mısır’a Emanet!

Gize’de bir çiftlik evindeyim, üzerimde dönen pervanenin motoru gibi gürültülü zihnim ve pervane sustuğundaki kadar sıcak, nemli ve ağır yüreğim, Mısır ve insanlık için.
Güzel Mısır, Dünya’nın annesi diyorlar, İSİS’in memleketi, toprağı insanlık kadar eski.

İSİS, Kutsal ruh, sevgilisi OSİRİS, SETH tarafından öldürdüğünde şahin HORUS’u doğurdu.

OSİRİS, biblik üçleme’nin Baba’sı, insana ruh’u veren… ve HORUS, İSA’ya denk geliyor sembolizmada, yani Oğul veya uyanışa.

SETH kim diyeceksiniz: Karanlığın ve kaosun tanrısı, orduları olan.

Kahire Müzesi’ndeyim. İsis, Osiris, Horus ve Seth, hepsi halen burada.

Nöbetçiler koridorlarda puta tapanların günahını yıkarcasına Kur’an okurken seslice, kapıda ordu ve polis bizi bekliyor.

Ordu Aşağı, Ordu Yukarı

Kısa ama koca bir Mısır’ı nasıl anlatırım, eksiksiz, hakiki ve içten olsun istiyorsam?

Günlerden 23 Temmuz, Salı. Yemek yerken gözlerim dalıyor, boylu boyunca Nil kuruduysa da hala koca çölü beslemeye yetiyor. Kenarında çocuklar yüzüyor.

Sakin başlamışken gün, birden naralar yükseliyor, arkadaşıma soruyorum ne söylüyorlar diye. ‘Müslüman Kardeşler galiba, ordu aşağı diyorlar’ diyor. Görüntü almak için hızla çıkıyoruz köprüye doğru, çıktığımız gibi silahlar patlıyor. Müslüman Kardeşler Tahrir kıyısına dayanmış, çatışma başlıyor, uzun sürmüyor, bir kurban veriliyor ve olay yatışıyor.

Her nedense bu hafta olaylar hızlı tırmanıyor. Geldiğimden bu yana Mısır genelinde dördüncü saldırı bu, Sinai’yi saymıyorum, kanıksanmış bir yara orası, her gün damla damla kanıyor.

Ertesi akşam bir haberle hareketleniyor,

Üniforması ve parlak Polis gözlükleri ile El-Sisi ekranda arz-ı endam ediyor, terör ve şiddete karşı terör ve şiddete izin vermesi için halkını meydanlara çağırmak üzere.

Dış medya nasıl söylemiş olursa olsun, daha Cuma iftarı olmadan halk akın ediyor meydanlara, Mursi’nin doğmuş olduğu El- Şarkiya da dahil meydanlar Sisi için dolup taşıyor. pankartlar Sisi’yi yetkilendiriyor, kutlamalar sabaha kadar sürüyor, sonrası malum:

Tahrir’de şölen biterken Rabaa Al-Adeviyye’de katliam başlıyor. Günlerden 27 Temmuz Perşembe, Mısır kan ağlıyor.

‘Bir Allah’a kulluk ederiz, la ilahe illalah’

Akşam üzeri ilk kez gidiyorum Rabaah Al-Adeviyye’ye, polis köprünün altında konuşlanmış, köprünün ardında düz bir yol boyu darbe karşıtlarının barikatları uzanıyor meydana.

Karşılaştığım ilk kişi, kamerayı görünce beyaz elbisesini elleriyle yokluyor ve sonra kollarını havaya kaldırıyor, elinde ekmek torbası, konuşmaya başlıyor: ¨Elimde ekmeğim, evime gidiyorum, silahım yok, işte bu kadarım, dediğini anlıyorum. Yukarıyı gösteriyor: Bir Allah, bir de ben, la ilahe illallah!

Saldırı sonrası ilk müdahalelerin yapıldığı camiye vardığımda resimlerde yanyana dizili kefenlerin arkasında gördüğümüz duvarını tanıyorum,
Prof.Dr.Ashraf EbuZeid röportaj veriyor:

¨Olay buradaki imkanlarımızı aşıyor, ama böylesi bir başka geceye hazır olmak zorundayız, zorba bir polis ve darbeci bir askerle karşıkarşıyayız, bunlar insan değiller, kendilerini ifade etmek isteyen masum protestoculara karşı zorba ve sert bir şekilde savaşıyorlar, yaralamak için değil, öldürmek için saldırıyorlar. Şu anda Kahire’de yaşanan insanlık dışı, dünyada hiç kimse bu olanı Kabul edemez, bunlar polis değiller, bunlar katiller, birçok olayda görev yaptım, böyle birşey Mısır’da daha önce hiç yaşanmadı, bu kadar kısa sürede bu çapta bir kıyım savaşta bile görülmedi!

Ardından Genel Cerrah Mehmad Mohdameed, hastasının kolundan girip diger yandan çıkmış ve sonra kaburgaların arasından karaciğere saplanmış bir mermi yarasını gösteriyor, ‘bunun olması için çok yakından ateş etmek gerekir’ diyor.

Hastası gülümsüyor.

Yanında yatan genç, kana bulanmış tişörtünün içerisinde, elindeki mermiyi göstererek zafer işareti yapıyor. Arkadaşı bir tek Allah’a kulluk ederiz diyor.
Çölde akıntı peşinde

Mısır’da gemi kötü bir yere gidiyor, dümende halk var gibiyse de halkın ehliyeti yok.

Mübarek hükümranlığı 32 yıl kanını emmiş halkın. Halk cahil, hem de kör cahil ve fakir hem de çok. Eğitimsizlik, işsizlik yoz kuşaklar yaratmış. Ülkede sefalet diz boyu, cehalet kadar büyük.

İş yok, ekmek yok, yaşam yok. Tam iki yıldır para akmıyor ülkede, kafeler boş, oteller boş, zincirler bile kan ağlıyor.

Günümüzün hastalığı malum, kendilerine ait yaşamları, amaçları olmayan insanlar dogmaların, dizilerin, futbolun ve dayatılmış hayallerin kıskacında.

İnternetle, dünya şeffaf ve başka türlü ama Mısır gencinin geçmişinden öte bir geleceği yok besbelli, üstelik bir de Mübarek hükümdarlığını oğluna devretmek istiyor. Ekranlardan uzatılan dünyayı hiç yaşamayacaklar mı?’

İlk bakışta anlamak zor Mısır’da olan biteni, bizde direnişler ideolojik olur, laiklik, etnik köken veya benzeri olur konu. Oysa Mısır’da ne etnik bir bölünme var ne de ideoloji.

Sanatçılar, eğitimliler, eğitimsizler, zenginler ve fakirler, insanlar her dinden ve her çeşit iki tarafta da,

Mesele din de değil herkes dindar Mısır’da.

Nihayetinde bugün Mısır’lı Allah’a inanırken, birilerinin güvenecek bir Allah’ı kaldı diğerlerinin bir de ordusu var.

Sürekli soruyorum tanıştığım herkese, ordu karışmasa ne olurdu bu işe, olmaz mıydı diye.

Doğruyu konuşacaksak da tedbirle yapmak adına: Kahire ölçeği Mısır’ın nabzını verebilirse, Rabbah Al-Adeviyye’de meydanı tutanlar dışındaki Mursi yandaşları ordu ve güvenlik güçlerinin baskısından korkmuyorsa veya Kahire’deki Mursi yandaşları zaten yalnızca Adeviyye Meydanındaki kadarsa, Adeviyye meydanı hariç herkes ordunun müdahalesi gerekliydi diye cevaplıyor sorumu.

‘Katliam olurdu’ diyorlar.

Tahrir Tekerrürden İbaret…

Devrim kazınmış Kahire’nin duvarlarına, resimler ve resim kadar güzel yazılarla dolu duvarlar, Batının alt kültür sanatını doğu şehrinde görmek önce şaşırtıyor beni, ama grafitti’nin beşiği, hiyeroglifler memleketi Mısır’ın hakkını teslim etmekte gecikmiyorum.
Korsan gözlüklü koca bir Mona Lisa stencili çıkıyor karşıma, yanında bir sprey var. 25 Ocak’taki saldırılarda gözünü kaybetmiş. Mona Lisa, ya da rönesans Meryemi, nam-ı diğer ISIS.
Seth Horus’un gözünü aldığında İsis’in sütüyle Horus’a görüşünü geri kazandırdığı bir başka hikayeyi hatırlıyorum.
Medeniyetin kaç bininci yılındayız, yaşam hiç değişmedi mi?

Yaşasın HORUS!

Tahrir’de çay içiyorum, bir genç yaklaşıyor, elinde tüyleri çıkmamış bir şahin, babası da ölmüş annesi de, ona bu genç bakacak. ‘Devrim şahini’ diye gülüyoruz, HORUS olsun ismi ama, hem yetim hem öksüz yaşar mı bu kuş?

Çok geçmiyor, yürürken koca bir duvar çıkıyor karşıma, bir enstalasyon bu graffitiden ziyade, bir kadın resmi, arapça yazılar ve üzerine iliştirilmiş üç boyutlu eklemeler var, maketler, çerçeveler ve ortada bir kabartma, Mısır bayrağının ters dönmüş kartalları.

Yaşam konuşuyor gibiyse de benimle, sorumun cevabını henüz almamış olmayı diliyorum, kartal bunlar ne de olsa, şahin HORUS yaşasın!

Mısır’a bakarken net gördüğüm tek şey, bu insanın davasının içtenliği, yine yalana ve cehalete kurban giden.

Yeni bir gün doğumunda HORUS uyanacak mı insanın içinde? Bilmiyorum,

Ama insana bu topraklarda vaad edilmiş özgürlük bir gün yüreklerde uyanıncaya dek yapılan herşey yalnızca vakti dolduracak gibi.

Çok yaşasın Mısır, çok yaşasın insan.