Ercan Kesal: Bayramlar Hayatın Hoyratlığına Kısa Birer Mola!

Cumartesi, 18 Temmuz 2015 10:00

Ercan Kesal, hem doktor, hem senarist, hem oyuncu, hem de yazar. Sinemamızın son dönemlerine damgasını vuran filmlerde senarist ya da oyuncu olarak yer alan Ercan Kesal, uluslararası birçok ödüle de layık görüldü. Hayattan ve edebiyattan beslendiği sık sık dile getiren Kesal, 2013 yılında ise Peri Gazozu adında bir öykü kitabı çıkardı. Senaristlik, oyunculuk, yazarlığın yanı sıra mesleği olan doktorluk sayesinde Anadolu’yu karış karış gezen ve bu topraklara en hakim isimlerden biri olan Ercal Kesal ile Anadolu’yu, bayramları ve hakim kültürü Dipnot Tablet için konuştuk.

Hazırlayan: RABİA ÇELİK

Ercan Bey, siz meslek gereği Anadolu’ya çok hakim birisiniz. Orada bayramlar nasıl geçiyor? Hakim bir bayram kültürü var mı? 

Toplumsal yaşantımızda yıllar içinde oluşmuş genel bir bayram kültürü kuşkusuz var. İnsanların kısa bir süre de olsa etrafındakileri fark ettiği, ruhunu aşındıran yüklerin bir kısmından da olsa kurtulduğu huzurlu 3-5 gün. Hayatın yeknesaklığına ve hoyratlığına kısa bir mola! bayramlar, her coğrafyada ve her toplumda taşıdığı anlam ve bıraktığı anılar yüzünden fazlasıyla etkili ve unutulmaz olmuşlardır.

Her bayram ‘nerede o eski bayramlar?’ cümlesini duyuyoruz. Eski bayramlara neden bir özlem söz konusu? Bayram kültürümüz yok mu oluyor?

Her bireyin, her yaşın ve her zamanın ayrı bir bayramı var sanki. Toplumsal kültürün içine yer etmiş, ondan beslenen, etkilenen ama kendi şahsi tarihimizde de biricik ve öznel hikayeleri vardır bayramların. Kendi adıma, bozkırda büyürken yaşadığım bayramlar, ergen olup dünyayı kavramaya çalışırken hatırladığım bayramlar ve yıllar sonra yaşadığım topraklara hekim olarak gittiğimde, ‘’Hükümet Tabibi’’ olarak yaşadığım bayramlarım oldu. Hepsinin ortak özelliği, kişisel tarihimde her zaman kalın ve güçlü çizgilerle yer almasıdır.

Sizin çocukluğunuza dönersek, evde nasıl bayramlar nasıl kutlanırdı?

Çocukluğumun bayramları bir vaha gibiydi. Ramazan ve Kurban bayramları… Zaten zor olan ve sevmenin sık akla gelmediği bir coğrafyanın ortasına senede iki kez düşen mutluluk günleriydi sanki bayramlar… Bozkırda geçen çocukluk ve ilk gençliğimin ardından daha sonra aynı topraklara hekim olarak gittim. Bayram günleri, hastanede nöbetçi olunan ve yalnızlık duygusunun en yoğun yaşandığı günlerdi benim için. Bugüne baktığımda ise; koşarak gittiğim bir ‘’baba ocağı’’ yok artık. Ebemi, babamı ve sülalemizin büyüklerini kaybettim ve ben de yeterince yaşlandım.

aDSC_6218Unutamadığınız bir bayram var mıdır?

Öyle, tek bir bayramdan söz edemem doğrusu. Ama, belleğimde en fazla yer etmiş bayramların, ilk gençlik yıllarımda, İzmir’de Tıp fakültesinde öğrenciyken bayram için Avanos’a geldiğim günler olduğunu biliyorum. Henüz 20’li yaşların başındaydım, içimi coşturan bir sürü hayalim vardı, babam hayattaydı, Avanos da, İzmir de, çok güzel ve masumdu.

Avanos’ta geçen bir bayram yazınızı ‘Bundan sonraki tüm sevinçlerim bu ülkeye haram olsun…’ şeklinde bitirmiştiniz. Son yaşananları değerlendirsek hala kızgın mısınız yoksa umut var mı?

İnsan sevdiğine kızmaz, kırılır… İçimiz titreyerek, delice sevdiğimiz bir ülkede başımıza örülen çoraplardan gına geldi. Bu coğrafyanın insanları her seferinde en sıradan talepler için ağır bedeller ödemekten yoruldular, kırıldılar. Kırgın insanın hiç terketmediği duygusu da umududur ama! Adil ve onurlu bir ülkede, adam gibi yaşamak istiyoruz… O kadar!

Yazının devamı ve Dipnot Tablet’in 226. sayısını indirmek için:

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play