En yakın arkadaşı Metin Kaçan’ı Dipnot’a anlattı

Cumartesi, 12 Ocak 2013 09:38

Geçtiğimiz günlerde Boğaz Köprüsü’nden atlayarak hayatına son veren Ağır Roman’ın yazarı Metin Kaçan edebiyat dünyasını yasa boğdu. Biz de Dipnot Tablet dergi olarak Metin Kaçan’ın en yakın arkadaşı ünlü şair Adnan Özer’den onu anlatmasını istedik;

Nasıl, ne zaman tanıştınız? Bu kadar uzun bir dostlukta sizi birbirinize bağlayan ne oldu?

Ben önce Hasan’la tanıştım, Engin Ergönültaş tanıştırdı, 1977 veyahut 78 olacak, yaşça iki onluğu yeni devirmişiz, sakallarımız o zaman 11′e 11 maç yapıyor, ben Çıraklar Derneği Gn. Sekreteriyim, şiirde de gençlik ödülü almışım, Hasan ise ünlenmiş bir karikatürist.

Ben Taşlıtarlalıyım, onlar Kasımpaşalı, muhabbetimiz tutuyor tabii. Metin’le arkadaşlığımız 1986 gibi başlar, darbe sonrası uzayan travmada. Ben yayıncılıkta karar kılmışım, Cağaloğlu’ndayım, Hasan, Metin’in bir yayınevinde çalışmasını istiyor. Bir iki yer bakıldı, olmadı, sonra eti senin kemiği benim hesabı benimle çalışmaya başladı Metin. Bu arada Metin’in sözlü öykülerini dinlemişim. Dinlemişim diyorum çünkü kasetlere okunmuştu, Metin tarafından. Bunlar Ağır Roman pasajları sanılmasın, bambaşka öykülerdi, öyle eğlencesine… Bizi birbirimize bağlayan İstanbul mahalle arkadaşlığıdır.

-Edebiyatla nasıl tanıştı?

Başta şiir ve resimli roman olmak üzere çok okurdu Metin. Kendi kendini yetiştirdi. Romanları da o bize yorumlardı. Onun yetişme süreci kolaylıkla anlatılamaz. Anlatılsa önemli bir eser olur.

-Metin Kaçan denilince akla ilk gelen ‘Ağır Roman’. Filme çekildi, sahnelendi, dizisi yapıldı. Çok okundu, çok konuşuldu, hakkında çok şey yazıldı. Neydi ‘Ağır Roman’ı edebiyat dünyasında bu kadar ağır yapan?

Ağır Roman üzerine çok yazıldı. Belki daha da yazılacak. Esaslı bir İstanbul hikayesi, sırrı burada. “Esaslı” sıfatı iyi açılırsa ne demek istediğim anlaşılacaktır

-Yakın zamanda verdiği bir röportajda bu kitabın yazılış aşamasında, yazdıklarını size anlattığını, anlatırken zaman zaman bayıldığını, söylüyor. O günleri anlatabilir misiniz? Neydi onu bu kadar heyecanlandıran?

Metin’i bir masaya oturtmak zordu. Kimi zaman havada oluşturuyordu paragrafları. Havada noktalı virgül koymaktan keyif alırdı. Sonra alıştı ve yazdı, masaları sevmese de. Biz de bayılırdık, kendisi de. Ritimden kendimizden geçerdik, bayılma o. Eğlenirdik. Önce bizim eğlenmemiz, sonra edebiyat.

-Yine bir röportajında ‘Ağır Roman’ ın ilk 70 sayfasını yazdıklarından kendi bile utandığı için yırttığını ve yeniden yazdığını anlatıyor. Siz bilir misiniz, ne yazıyordu o ilk yazdığı 70 sayfada?

70 sayfa diye bir şey ben bilmiyorum. Sükseli olsun diye söylemiştir. Birkaç sayfa vardı ve gerçekten akıl uçurucuydu. Karton parçalarına kurşun kalemle, sırf büyük harflerle yazılmış. Bir dönem böyle yazdı, tükenmeye yüz tutmuş bir kurşun kalem ve büyük harflerle. O tarz edebiyat ortamına ağır gelecek hükmüne vardık. Ben iki sayfa saklamıştım, sonra taşınmalarda olacak kaybettim. Giriş bölümüne dairdi, iyi hatırlıyorum.

-Sanırım son zamanlarda, Peri Bacaları çevresinde doğan büyüyen bir çocuğun (bir röportajında bu çocuğun kendisi olduğunu söylüyor), hayatını anlattığı bir kitap üzerine çalışıyordu. Ne anlatıyordu kitapta, yine size anlatıyor muydu? Bitirebilmiş miydi kitabı?

Tarihi bir anlatı niyeti vardı, antik dönemden Hristiyanlığa kadar. Evet, o yörede geçecekti. Geçmişti de, anlattığına göre. Ama Metin bu, efsane ve kendi kurgusu hep karışır. Sadece anlattıklarından biliyorum.

-Birlikte binlerce anınız vardır. Şimdi gözünüzü kapattığınızda gözünüzün önüne ne geliyor?

Yetişmesi, yazdıkları hakkında yazılacak çok şey var. Lakin biraz zaman geçmesi gerek. Hem şimdilerde anlaşılmaz. Konuştuğumuz gibi Kolombiya’da yazabilirim. Orda yaz ve orda yayınlat derdi, buraya da gelmesin. İleri geri konuşanlar bunu anlayabilir mi?!

App. Store’dan iPad ve iPhone’nunuza indirmek için TIKLAYINIZ