Ekonomik düzen insanın kişiliğini etkiler mi?

Pazar, 26 Ekim 2014 14:22

Neoliberalizm insanın içindeki en kötüyü mü ortaya mı çıkartıyor?

Psikoloji profesörü Paul Verhaegh günümüz iş hayatı dinamiklerinin insan psikolojisine etkileri konusunda bir hayli kaygılı. The Guardian’da yayınlanan makalesinde, iş hayatında başarılı olmak için gereken karakter özelliklerinin bir ‘psikopatın’ karakter özellikleri ile çok benzediğini söylüyor.

“Nasıl biri olduğumuzu sabit ve dış etkenlerden bağımsız olarak algılıyoruz; fakat son on yıldır yaptığım araştırmalar ve bu konuda edindiğim pratik sonucu ekonomik değişimlerin sadece değer yargılarımızı değil karakterimizi de değiştirdiği konusunda ikna oldum.

30 yıllık neoliberalizm, serbest piyasa güçleri ve özelleştirme başarılı olmanın acımasız baskısını doğal bir şey haline getirdi. Eğer bu duruma şüpheli yaklaşıyorsanız şu şekilde açıklayayım: Meritokratik, herkesin becerilerine göre rütbelendirildiği neoliberalizm anlayışı bazı kişilik özelliklerini ödüllendirirlen diğerlerini cezalandırıyor.

Günümüzde kariyerinizde başarılı olabilmek için size gerekli belli başlı karakter özellikleri var.

Bunlardan ilki kendinizi açıkça ifade etme kabiliyeti. Bu özellik birçok insanı tarafınıza çekmenizi sağlar. İnsanlarla iletişiminiz yüzeysel olabilir ama günümüzde birçok ilişki yüzeyselliğe dayandığı için bu farkedilmeyecektir.

Kendini övebilme -ne kadar geniş çevreniz olduğunu, ne kadar tecrübeli olduğunuzu ve son zamanlarda başardığınız büyük işlerden bahsetmek. Sonradan insanlar bu övgülerin altının boş olduğunu farkedebilir. Fakat bu durumda farkedilmesi gereken asıl önemli şey, bir karakter bozukluğu olarak ikna edici bir şekilde yalan söylenilebilmesi ve bunun için neredeyse hiç suçluluk duyulmaması. Suçluluk duyulmadığı için de insanlar kendi davranışlarının sorumluluğunu üzerilerine almıyorlar.

Bunların ötesinde her zaman yeni uyaranlara açık, yeni mücadeleler arayışında, esnek ve atılgan olmalısınız. Pratikte bu risk almak demek, ama aldırmayın, eğer işler ters giderse ortalığı toparlaması gerekecek kişi siz olmayacaksınız.

Bu karakter özellikleri listesinin ilham kaynağı kim mi? Robert Hare, psikopati konusunda en tanınmış uzman.

Tabii, yukarıdaki tanım karikatürize edilerek biraz abartıldı. Yine de makro seviyede görülen finansal kriz (mesela euro bölgelerindeki ülkeler arası uyuşmazlıklar) neoliberal meritokrasi’nin insanlara ne yaptığını gösteriyor. İnsanlararası dayanışma, pahalı bir lüks haline geldi. Bu durum insanları geçici dostluklar insanları yönlendiriyor. Genel kaygı sağlıklı, geliştirici bir rekabetten çok bulunduğunuz durumunuzdan daha çok kar çıkarmaya odaklandı. Bu yüzden meslektaşlar arasındaki sosyal bağ ve bir girişim ya da organizasyona duyulan duygusal bağlılık zayıflıyor.

İşyerinde sürekli birileri tarafından değerlendirilen çalışanlar otonomluklarını kaybediyor ve giderek -çoğu zaman değişken olan- kurallarsız yapamaz hale geliyorlar.Sosyolog Richard Sennett’in belirttiği üzere bu durum çalışanların çocuk gibi davranmasına sebep oluyor. Yetişkinler işyerlerinde önemsiz konular hakkında çocuksu öfke ve kıskançlık nöbetleri geçiriyor. (Onun yeni bir ofis sandalyesi var benim neden yok, gibi), beyaz yalanlar söylüyor, hileye yöneliyor, başkalarının kötü duruma düşmesine seviniyor ve çok önemsiz küçük meseleler için bile intikam planları kuruyorlar. Çalışanların bağımsız düşünmesine izin verilmeyen bir sistemin sonucu çalışanlar yetişkin gibi davranamıyorlar. Daha da önemlisi bu durumun insanların öz saygılarındaki tahribat. Özsaygı, çoğu zaman başkaları tarafından tanınmaya bağlı bir konsept. Sennett’in araştırmalarının vardığı sonuç şu: Çalışanlar sık sık ‘Bana kimin ihtiyacı var?’ diye soruyor ve bu sorunun cevabı çoğu zaman ‘Hiç kimse’ oluyor.

Toplumumuzda çoğu zaman herkesin eğer yeterince çabalarlarsa istediği şeye ulaşabileceği söyleniyor; ama sistem ayrıcalıklı olanları yükseltirken yorgun ve gergin insanlar üzerinde aşırı bir baskı yaratıyor. Giderek daha fazla sayıda insan başarısız oluyor, kendini küçümsenmiş, suçlu ve utanmış hissediyor. Bize, tarihteki önceki çağlardan çok daha fazla hayatımızı nasıl yaşayacağımız konusunda serbest olduğumuz söyleniyor; ama başarılı olmak dışında seçebileceğimiz yollar çok kısıtlı. Daha da ötesi, başarısız olanlar kaybeden ve sosyal güvenlik sisteminin avantajlarından faydalanan asalaklar olarak geçiyor.

Neoliberal meritokras başarının kişisel çabaya, yeteneklere bağlı olduğunu söylüyor, başarının sorumluluğu tamamen kişiye bağlı olduğu için otoritelerin bireylere verebildiği kadar özgürlüğü vermesi gerektiğini savunuyor.

Baskı altında olmadan seçim yapılabileceği peri masalına inananlar için kendi kendini idare etmenin verdiği özgürlük vaadi en üstün politik mesaj olarak ortaya çıkıyor. Bu kusursuz bir birey olma idealinde, algıladığımız özgürlük konsepti, günümüzün en büyük yalanlarından biri. Sosyolog Zygmunt Bauman dönemimizin paradoksunu temizce şu şekilde özetlemiş: ‘Daha önce hiç bu kadar özgür olmamıştık ama daha güçsüz de hissetmemiştik.’ Hakikaten diğer çağlardan çok daha özgürüz. Dini eleştirebiliyoruz, cinselliğe minimun müdahele var ve istediğimiz politik hareketi destekleyebiliyoruz. Fakat bütün bunları yapabiliyoruz çünkü artık bu özgürlüklerin önemi yok. Gündelik yaşantımız bürokrasiyle sürekli bir savaş haline dönüştü. Ekmekteki tuz miktarından tutun da, şehirde kümes hayvanı beslemeye kadar her şey hakkında uyulması gereken düzenlemeler var,

Varsayılan özgürlüğümüz bir şarta bağlı: o da başarılı olmak, bir işe yaramak.. Örnek aranırken fazla uzağa bakmak gerekmiyor. Diyelim ki birisi oldukça yetenekli bir birey evebeyn olmayı kariyerinin önüne koymuşsa eleştirilerin odağı haline gelir. İyi bir işe sahip olan bir insan diğer şeylere daha fazla zaman ayırmak için aldığı terfiyi reddederse onun akli dengesinden şüphe edilir. İlkokul öğretmeni olmak isteyen başarılı birine evebeynleri tarafından ekonomi yüksek lisansı yapması dayatılır. İlkokul öğretmeni mi? İnsan neden ilkokul öğretmeni olmak istesin?

Bu normların ve değerlerin kaybı hakkında sürekli bir yakınma halindeyiz. Ama normlarımız ve değerlerimiz bizimle bir bütündür ve kişiliğimizin temel parçasıdır. Yani bu yüzden kaybolamazlar, sadece değişirler ve işte tam olarak da bu oldu: Değişen ekonomi değişen etik değerleri ve kişilikleri yansıtıyor. Şu andaki ekonomik sistem içimizdeki en kötüyü ortaya çıkartıyor.”

Kaynak: The Guardian

Çeviren: Irmak Şen

Tags