Duygulu gittik, duygusuz çıktık

Perşembe, 6 Kasım 2014 11:25

Yazının en başında, şunu söylemek zorundayım: Ben İncir Reçeli’ni sevmiştim. Hatta evet, ağlamıştım da. Ve tamam, devamı çekileceğini öğrenince de sevindim. İtiraflarım bittiğine göre başlayabilirim; ben bu devam filmini hiç mi hiç sevmedim…

Spoiler vermeden yazmak isterim ama yazacağım üzgünüm. Rica ediyorum filmi izleyenler ve izlemeyi düşünmeyenler yazıyı okusun, ben de rahatça yazayım şimdi…

Son dönemde çekilen Türk filmlerinin, salt komedi olmayanlarına gitmeye çalışıyorum. Çünkü açıkçası para harcanmış, güzel çekilmiş, emek verilmiş filmleri seviyorum. Ama komedi de gülemiyorum mesela, romantik komedi, dram, biyografi vs. ise bana uyar!

Bir de üstüne, yaşadığım, gördüğüm, şahit olduğum şeyleri izlediğim filmleri diğerlerinden ayrı tutarım. Özellikle içinde bar olan, barda tanışılan, Taksim’de geçen filmleri bir başka severim… Bu yüzden, İncir reçeli bence gerçekti. Güzel olmayan kız, güzel olmayan erkek, acı dolu bir aşk, gerçek olabilecek şeyler, çaresi olmayan hastalık, ölüm… Bunlar bizi tatmin etti açıkçası ve film de doğal olarak o kadar gişe yaptı.

Sonra devamı çekilecek diye duyunca tabii sevindik. Ama merak da ettik, kız öldü çünkü, şimdi ne olacak? Bizimki de soruymuş yani, ne olacak, adam aşk acısı çeken, bağlanmak istemeyen, hayata küsmüş, ayyaş bir adam olmuş. E tabi bir de yeni kız var…

Ben bu yeni kızı çok beğendim. Diğer kızda saçma bir şımarıklık vardı çünkü. Şımarık kızların saçını başını yolasım gelir hep. Ama bu yeni kızda da gerçekten dünyanın en itici replikleri vardı.

Duygusal bir filmden, seyirciyi bir anda koparmak ve tüylerini diken diken ederek filmden nefret ettirmek istiyorsanız, karakterlere gerçek dışı replikler yazın. Mesela kız adama “adam!” diye seslensin. Filmin sonunda da desin ki “sana niye adam dediğimi soruyordun çünkü senin gibilerden çok fazla olmuyor adam” YA PARDON BEN SALONDAN ÇIKABİLİR MİYİM? Yahu bu nasıl bir replik, hangimiz sevgilimize, sevdiğimiz adama “adam!” diye seslendik? “sana bir sır vereyim mi?” diye bağırdık arkasından? Siz bağırdınız mı mesela? Ben ne gördüm ne duydum! Hayatımda gördüğüm en saçma şey, okuduğu kitaplardan etkilenip Beylikdüzü’ndeki TÜYAP Kitap Fuarı’ndaki satıcıya “bayım, bayım!!” diye seslenen kızdı, biz bütün müşteriler de kıza döndük baktık bayımla birlikte.

Filmde bir de geçen filmde de olan kapıcı var. Bu kapıcı, yıkık dökük Halil Sezai’nin evini toparlıyor, maillerine bakıyor. Karakter çok iyi. Ama yani, aklıma direkt Sex and the City’nin ilk filmi geldi. Sonra tabii bekledim, filmin sonunda da kavuşmadan önce olayı çözen şey, kapıcının biriktirdiği ve Halil Sezai’nin okumadığı mektupları tesadüfen farketmesi ve kızın ona başından beri uzun uzun mektuplar yazması oluyor. Carrie nasıl Halil Sezai oldu ben anlamadım gitti, neden!:)

Ha bir de, bazı yerler sanırım uzun diye çat çat atılmıştı. Mesela kaşar kız vardı, Halil’in kankisinin kız arkadaşı. Mesela onun o barı terketmesi biraz saçma ve hızlı oldu. Telefon numarasını aldı başka çocuktan, esas kız da bunu gördü. Evet, sonra elinden yüzüğü alması, dövmelerindeki isimleri çizmesi ve yüzüğü ona geri vermemesi karşısında kaşar kız hiç hakkını aramıyor. Ne kolay vazgeçti, neden yanlarındaki kimse “neler oluyor?” demedi, anlamadım…

Hazırlayan: French Oje

Devamı için:

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play