Dünyanın En İyi Yemek Blogger’ından Çikolata Tadında Açıklamalar

Perşembe, 24 Temmuz 2014 18:33

Yemek yapmak, yaptıklarını fotoğraflamak ve bunu bir kitaba dönüştürmek… Cenk Sönmezsoy sekiz senedir İngilizce ve Türkçe yazdığı blogu Cafe Fernando’dan sonra bir kitapla karşımıza çıktı. Cenk Sönmezsoy dünyaca ünlü bir blogger. Times gazetesinin dünyanın en iyi 50 yemek blogundan biri olarak seçtiği Cenk Sönmezsoy’un Cafe Fernando’su yolcuğuna Washington Post ve Dolce&Gabbana için tasarladığı ödüllü Brownie tarifi ile devam etti. Son olarak üzerinde dört senedir çalıştığı ve yayınlandığı günden itibaren dördüncü baskısına giren pasta kitabı ‘Cafe Fernando’ çıktı. Kitapta yer alan fotoğraflar ve tasarımın da kendisine ait olan Cenk Sönmezsoy’la kitabı, tarifleri ve meşhur hikayelerini konuştuk.

 

Hazırlayan: Rabia Çelik

‘Bir pasta yaptım, yanadığı dayar uyursun’ klasik bir yemek- pasta kitabı değil. Salt uygulamalı bir pasta kitabından öte duygusal bir ilişki mi var?

Benim bildiğim pasta ve tatlı kitabı budur. Yani o bilinen kitaplar bence eksik. Çünkü ben hep sahip olmak istediğim bir kitap yazmak istedim. Genelde kitaplarımı yurtdışından alıyorum. Ve onların hepsinde bu dediğiniz duygusal bağ var aslında. Tariften önceki hikaye ile o tarife bir anlam kazandırıyorsunuz. İnsanlara yapmaları için bir sebep veriyorsunuz. Ve bence o hikayeler ile anlam kazanıyor. Yoksa ardı ardına yapıştırılmış yemek tarifleri bence insanın ruhuna hitap etmiyor. Onda sadece fotoğrafını beğenip yapacaksın. Çünkü ben sekiz senedir blog yazıyorum. Ayrıca insanların o tarifi uygularken akıllarına gelebilecek en ufak, en saçma sorunun ne olabileceğini bilebiliyorum. Dolayısıyla tarifte de yazabiliyorsunuz o detayları ayrıca o tarifin benim için bir anısı varsa onunla ilgili bir şeyler de yazıyorum. Ya da tarif çok zorlayıcı ise, takılacakları bir nokta olacağını hissediyorsam onlardan bahsediyorum. Bence de bir yemek kitabı böyle olmalı. Ama tabii tek bir tip yemek kitabı olamaz. Herkes istediği formatta yapabilir. Ama benim aklımdaki yemek kitabı böyle olmalıydı.

 

Peki, dünyanın en iyi 50 yemek bloggeri arasında olmak, NY Times’da hakkında çıkan yazılar… Nasıl bir duygu bu?

Çok büyük bir gurur tabiki de bu. Aynı zamanda garip geliyor insana. Çünkü ben bu bloga sekiz sene önce hiç bir amacım olmadan başladım. Öyle ki isimini bile çok düşünmeden koydum. Herkes cafe var zannediyor İstanbul’da. Yani onlara cevap vermekten gına geldi. Yok ve olmayacak diye. Hiçbir amacım olmadan başladığım bir şeydi bu. Fotoğraf çekmeyi de bilmiyordum ilk başlarda. Bu blog yüzünden ona da merak sardım. Bunların olacağını da beklemiyorsunuz ama ben hiçbir şeyi ödül için yapmıyorum. Benim bir şeyleri devam ettirebilmem için ondan keyif alabiliyor olmam lazım. Bunlarda peşi sıra geliyor işte. Planlanmış değildi. Ama çok güzel bir duygu takdir edilmek.

 

Yurt mutfağından Dolce&Gabbana’ya uzanan bir hikaye

Hikayeni okuduğumda herşeyin ortasında San Francisco duruyor gibi. Hayatının neresine denk düşüyor San Francisco macerası?

Orada okudum, yaşadım. Bu kitapta aslında Bilkent’te yurt mutfağında makarna yaparken oradan Dolce&Gabbana’ya hazırladığım brownie tarifine kadar uzanan bir yolculuğu anlatıyor. Bilkent’ten mezun oldum. San Francisco’ya gittim. Orada bir hayat mücadelesi başladı. Hem okudum, hem çalıştım. Mezun olduktan sonra çalışmaya devam ettim. Sonra buraya döndüm. Blogum burada başladı aslında. Çünkü orada özlediğim şeyleri burada bulamıyordum. Burada yavaş yavaş kendi kendime yapmaya başladım. Ve böyle başladı. San Francisco benim için çok özel.

cenk

Türkiye’de pasta yapan adam figürüne çok alışık değiliz. Nasıl tepkiler alıyorsun?

Sağ olsun okurlarım blogumda çok fazla yorum yaparlar. Onlarla çok sıcak bir iletişim içindeyiz. Çok şaşırtıcı yorumlar da geliyor. Fakat ben onları prensiplerim icabı yayınlamıyorum. Ama genelinden bahsediyorsak eğer, kitap yazarken her zaman beni destekleyen, şevklendiren, umutsuz anlarımda yüzümü güldüren yorumlar alıyorum. Negatif yorum hiç gelmez.

 

Bazı tarifler 40 kere denendikten sonra kitaba girdi

Dört yılda tamamlamışsın kitabı. Uzun değil mi bu süre ?

Uzun bir süre ama yapabilecek bir şey yok. Bir taraftan kitaba kaynak yaratmak için çalışmam gerekiyordu. Bir yandan konu çok zor. Normalde bir salata yaparsın. Tadına bakarsın bir şey eksiktir. Daha fazla zeytinyağı veya sirke şurubunu koyarsın. Tekrar tadına bakarsın. düzeltirsin. Bu bir sulu tencere yemeği içinde geçerli olabilir. Ama bir kek harcını karıştırıp da fırına verdikten sonra onun bir geri dönüşü yok. Ancak o pişecek, soğuyacak sonra tadına bakacaksın. O kek fırından çıkınca senin istediğin gibi olmadıysa her şey sil baştan yeniden yapılmak zorunda ve bütün tariflerde en az 20, 30 bazen 40 kere denenerek bu kitaba girdiği içinde uzun bir zamanda tamamlandı.

 

En çok denediğin hangisiydi tariflerden?

Nar reçeli büyük ihtimalle.

 

Çok mu zor?

Zor değil. Yani o tarifi benim istediğim şekle getirene kadar zaman alıyor. Ben tarifi geliştirirken kaç kere yaptığımı söylüyorum. Yoksa o tarifin zor veya kolay olduğundan bahsetmiyorum. Bahsettiğim bu kitaba sokana kadar kaç kere denediğim.

 

Mükemmelliyetçi bir yapın var sanırım…

Valla insanlar böyle diyor. Ama bir yemek kitabının aslında doğasında bu var. Yani benim bu yaptığım uğraştığım şeyler, olması gereken aslında. İnsanlar bu tepkileri verince diyorum ki acaba standartlar mı çok düşük de ben mükemmeliyetçiyim.

 

Yumurta bile kıramayan bir kişi bu tarifleri yapabilir

Türkiye’de standartlar düşük mü bu konuda?

Standartlar düşük aslına baktığın zaman. Aslında tatlı ve hamur işi konu olduğunda yapılması gereken budur. Çünkü hep ince bir ayardır. Bir kekte bazı malzemeler ıslak, bazı malzemeler kurudur. Bir bina gibi düşün. Onu ayakta tutabilmen lazım. Ama aynı zamanda çok yumuşak ve pofuduk olması lazım. O denge çok önemlidir. İşin içine bir sürü şey giriyor. Çok değişik hareket eden malzemeler giriyor ve sen bunu bir şekilde canının istediği hale getirene kadar uğraşmak zorundasın.

 seytan

Ben gibi kek bile yapamayan biri kitabı alıp tarifleri deneyebilir mi?

Bugüne kadar hayatında yumurta bile kırmadıysan benim dediklerimi takip ettiğin sürece yapabilirsin. Bence benim en başarılı olduğum konu tarif yazmak. Evet başındaki hikayeyi insanlar çok beğeniyor ama benim kendimle gurur duyduğum kısım o tarif kısmı. Hiç yapmamış bir insana bile onu düzgün yaptırabilmek, bence en büyük başarıdır. Çünkü ben bu işe hiç bilmeden başladığım için telefonda sora sora öğrendiğim için öğrenmeye başlayan bir insanın çektiği zorluğu çok iyi bilirim. Kafa karışıklığını çok iyi bilirim. Saçma sapan soruları çok iyi bilirim. O yüzden ben bloguma gelen soruları cevaplıyorum çünkü insanlar utanıyor. Çok salakça bir soru olucak ama diye başlıyorlar. O salakça soruları ben de sorduğum için bu ana kadar çok çok iyi anlıyorum insanları. O sorulara yeterince cevap verip tarifin içinde senin aklında hiçbir soru işareti olmaması lazım devam ederken. Sanki ben yanındaymışım hissi olması lazım o tarifte. Bence yapabilirsin.

Bundan sonraki ikinci proje ne olacak?

İkinci proje, bana bıraksan aslında ben hep yemek kitabı yazmak istiyorum. Bir sonraki yemek kitabı ne olacak diye soruyorsan eğer bir sürü fikrim var. Ama gönlümde yatan aslan beş kitap birden yazmak. Ayşe Arman’nın röportajında beş kitap daha yazmak istiyorum dedim. Beş kitap birden deyince yanlış söylediğimi zannetti. Beş kitap birden yazmak istiyorum, konsept olarak ama daha tam şekillenmedi ayrıntıları.

 

Aynı zamanda mı çıkacak ?

Aynı anda çıkamaz büyük ihtimalle. Yirmi sene beklerseniz belki çıkar. Türkiye’de yayıncılık malum. Bir avans almak gibi bir şey söz konusu değil. Hatta telifini bile altı ay sonra alıyorsun. Yarın belli değil. Kaç tane satacağı belli değil. Şimdi çalışıp para kazanmam lazım. Ondan sonra ancak bir kaynak yarattıktan sonra ben, yemek kitabına yoğunlaşabilirim.

 

Dört sene boyunca bir kitaba yoğunlaştın. Ara vermek gibi bir niyetin yok mu?

Bana bıraksan, hayır. Ben bunu yazarken ve editlemesi esnasında diyordum ki ben bundan sonra yemek kitabı yazmam. Hatta bunu blogumda da yazdım. Bir daha kitap yazacak olursam beni şu balkondan itin dedim arkadaşlarım. Ama bitti ve çıktı. Ben gerçekten bu işi yapmak istiyorum. Bugün bana ‘al Cenk, bu para, istediğin kitabı yaz desen’ ben yine eve kapanır, hiç çıkmadan yazarım.

 

Söyleşinin tamamı için:

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

available-on-the-app-store
ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play