Dipnot Tablet sinema yazarı Ali Arıkan yazdı: En İyi Deniz Filmleri

Perşembe, 14 Ağustos 2014 13:21

Türkiye’nin en iyi sinema yazarlarından Ali Arıkan Dipnot Tablet için en iyi deniz filmlerini listeledi.

 

En İyi Deniz Filmleri

Yaz denince Türkiye’de pek çok kişinin aklına deniz, benim aklıma ise rutubet gelir. Havanın sıcaklığı benim için hiçbir zaman sorun olmadı. Serde Ankaralılık var ne de olsa; 45 derecelik kuru sıcakta ceylan gibi sekerim, hiç affetmem. Ama rutubet beni benden alıyor. Her yaz olduğu gibi bu yıl da tatilimin bir kısmını geçirmek için Yalıkavak’ta annemleri ziyaret etmeye gittim. Günlük koşumu yaparken rutubetten etkilenmemek için sabahın köründe kalktım her gün. Elalem beach’lerden kafası bir dünya evine dönerken ben “Rocky Bodrum’da” misali dağ tepe aştım. Evde klimayı 15 dereceye getirince annem haklı olarak “kışın soğuktan şikâyet ediyorsun, yazın da sıcağa gelemiyorsun” diye haklı olarak söylendi. Walt Whitman’ın ünlü şiirinde dediği gibi “Kendimle çelişiyor muyum? Tamam, çelişiyorum. Büyüğüm ben; içimde öyle çok şey var ki…”

Bütün bunları neden anlatıyorum? Bizimkilerin hayli zengin bir DVD koleksiyonu var. Ben de İstanbul’dan onları ziyarete giderken bir sürü DVD götürüyorum ki seçenekleri daha da bol olsun. Bu sefer yine yanımda on, on beş film vardı ama bir baktık ki neredeyse hepsine kış teması hâkim. Babamın favori yönetmeni Alexander Payne’in “Nebraska”sı mesela veya Nicolas Ray’in “On Dangerous Ground”ı. “Yazın sıcağında kış filmleri izleyip serinlersiniz” gibi iğrenç bir yorum yapsam annemler beni evden kovardı. O yüzden yapmadım. Neyse, konu sonra döndü dolaştı, en iyi deniz filmlerine geldi. Ben de size konuştuğumuz filmlerin arasından birkaç tanesini seçtim. İşte, sevgili okur, perdenin arkasında böyle karışık işler dönüyor…

Jaws

Yaz demek, tatil demek. Yaz demek, güneş demek. Yaz demek, deniz demek. Her şey bu kadar iyiyken işin içine bir de dev köpekbalığı girmeseydi çok iyi olurdu ama heyhat! Steven Spielberg’ü dünya sinemasına tanıtan ve yönetmenin hala en iyi filmlerinden olan Jaws, aslında korku filminden çok bir arkadaşlık filmidir. Üç tane birbiriyle anlaşamayan zıt kutbun (üç tane kutup nasıl oluyor diye sormayın, oluyor işte) yavaş yavaş arkadaşlık kurmasını ilginçtir. Zaten filmin en güzel sahnesi de köpekbalığını avlayan üçlünün hep bir ağızdan “Show Me the Way to Go Home”u söylemesidir. Filmin sonuna kadar tam olarak bir türlü göremediğimiz dev köpekbalığı da koskoca bir nesli ödlek yapmasaydı daha iyi olurdu tabii…

jaws

Das Boot

Yönetmen Wolfgang Petersen’ın 1983 tarihli Oscar’a aday filmi onun Hollywood’da önünü de açtı. Aynı şekilde filmin başrol oyuncusu Jürgen Prochnow’un da kariyerinde çok olumlu bir etkisi oldu. Tabii bu iki detay da filmin birer türevi. Çünkü Das Boot, tüm zamanların en iyi savaş filmlerinden de biridir şüphesiz. İkinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz savunmasını yok etmekle görevli bir Alman denizaltısı, hedefine yaklaştığı sırada beklenmedik bir İngiliz saldırısıyla kapana kısılır. Bu zor durumdan kurtulmaya çalışan denizciler, hem savaşın hem de insan olmanın ne anlama geldiğini sorgulamaya başlarlar.

 

Karayip Korsanları: Siyah İnci’nin Laneti

Daha sonra gelen ve her biri birbirinden rezil olan o üç devam filmini unutun. Çoğu zaman olduğu gibi ne varsa ilk filmde var. 2003’te vizyona giren birinci Karayip Korsanları’na kadar Hollywood’da hem denizde çekilen hem de korsanlarla ilgili olan filmlere pek iyi gözle bakılmazdı. Uğursuz yapımlardı bunlar; çekim süreçleri çok zorlu geçer, vizyonda da nal toplarlardı. İşte Karayip Korsanları bu gerçeği yerle bir etti. Kahramanlarının ilişkileri Star Wars’dan, filmin macera anlayışı ise Errol Flynn filmlerinden fırlamıştı. Ama hepsinden de önemlisi, başrolde Johnny Depp, yarattığı Kaptan Jack Sparrow karakteriyle popüler kültüre her yanıyla nüfuz eden bir kahraman yaratmıştı.

Karayip Korsanları- Siyah İnci'nin Laneti

Lifeboat

İkinci Dünya Savaşı sırasında bir Alman denizaltısı ve bir müttefik gemisi Kuzey Atlantik’te birbirlerini batırırlar. Muhabereden sağ kurtulan biri Alman dokuz kişi kendilerini bir cankurtaran botunun üstünde bulurlar. Savaş esiri statüsü verilen Alman askerle birlikte Bermuda’ya doğru gitmeye başlayan teknedekiler, yavaş yavaş nezaket kurallarını terk etmeye başlarlar. John Steinbeck’in kısa öyküsünden uyarlanan film, Alfred Hitchcock’un en iyi “orta dönem” filmlerinden biridir.

 

The Poseidon Adventure

1970’li yılların felaket filmi furyası bir türlü tam olarak dönüş yapamadı. Hoş, eskiden sadece bu tür filmlerde gördüğümüz kıyamet sahneleriyle artık her tür filmde (veya dizide) sık sık karşılaşıyoruz. Yine de 70’lerin felaket filmlerinin yeri ayrı ve şüphesiz aralarındaki en unutulmazı da The Poseidon Adventure. Devasa yolcu gemisi Poseidon, son seferini gerçekleştirmektedir. Noel akşamı yapacağı yolculukta her biri farklı umutlarla farklı yerlere gidecek olan yüzlerce yolcuyu taşıyan dev gemi bu son yolculuğunda hava şartlarının zalimliğiyle karşılaşır. Poseidon azgın dalgalara daha fazla direnemeyip alabora olur ve kazazedeler suyun yüzeyine çıkabilmek için amansız bir mücadeleye başlar. Gene Hackman’dan tutun, Ernest Borgnine’a; Roddy McDowall’dan Shelley Winters’a film, tam bir yıldızlar geçididir.

 

Devamı için:

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play