Dipnot Tablet ‘Occupy eylemlerinde 17 kişi öldü’ efsanesine nokta koyuyor! Bakın Occupy’da ne olmuştu?

Cumartesi, 8 Haziran 2013 16:38

[wzslider autoplay="true" transition="'slide'"]

Başbakan Erdoğan’ın Gezi Parkı eylemlerindeki polis müdahalesini Wall Street’teki direnişe benzeterek “Wall Street’te 17 kişi öldü” demişti. Bunun üzerine ABD’nin Ankara Büyükelçilik’in Twitter hesabı üzerinden yapılan açıklamada, ”US Occupy Wall Street hareketi ile ilgili raporlar yanlıştır. Bu harekete istinaden hiçbir polis müdahalesi ölümle sonuçlanmamıştır. #OWS” denildi.

Dipnot Tablet Yazarı İldem Wilson, Dipnot Tablet yeni sayısında “Gezi Occupy olmasın!” başlıklı bir yazı kaleme aldı ve Occupy eylemleri ile ilgili özel bir araştırma yaptı. İşte günlerdir konuşulan Occupy Eylemleri’nin özellikleri:

İstanbul’da başlayıp tüm Türkiye’ye yayılan Gezi Parkı eylemleri 10 gündür devam ediyor. 10 gündür sadece Türkiye değil, tüm dünya bu eylemleri tanımlamaya çalışıyor. Eylemlerin ilk bir kaç günü Amerikan, İngiliz ve Fransız basını Gezi Direnişini alelacele “Türk Baharı” olarak tanımladı. Bu isabetsiz tanım batının ne Türkiye’yi, ne de Arap Baharını tam olarak anlamadığını gözler önüne sermiş oldu. Zira son günlerde Türk Baharı tanımından hızlıca çark etme telaşı da açıkça görülebiliyor.

Henüz kimsenin tam olarak kategorize edemediği Gezi Direnişi ise kendine Occupy diyor. Gezi ve Occupy direnişlerinin çarpıcı benzerliklerinin yanında, bazı temel farklılıkları da var:

2007 yılında başlayan ve batının Credit Crunch adını verdiği kredi dar boğazı tüm dünyada halen bir mali kriz halinde devam ediyor. Batının, bankaların sorumsuzca verdiği ve yüksek geri ödeme riski taşıyan krediler sebebi ile finansal olarak zor duruma düşmesinin ardıdan, bankaları kurtarmak için devletler devreye girdi. Bankaları haklın parası ile iflastan kurtararak sistemin tamamen çökmesini engellemeye çalışan batı devletlerinin de bu parayı bir yerden tedarik etmesi gerekiyordu. Kamu sektörüne getirilen kısıtlamalar, öğrenci harçlarındaki kendini ikiye katlayan artışlar, binlerce kişinin işten çıkartılması, halkta,  “bankaların cezasını neden biz çekiyoruz?” isyanı yarattı.

İşte Occupy Wall Street ile başlayan ve Occupy London ve Avrupanın birçok başkentine yayılan Occupy eylemlerinin çıkış nokası, ekonomik eşitsizlikti. Çalışan sınıf kıt kannat geçinip bankaların borcunu ödemeye çalışırken, banka müdürleri milyon dolarlık bonusları almaya devam ettiler. Devlet’in ise bankaları kaybetmeyi göze alamayıp, dönüp dolaşıp yine halkın cebine eline sokması büyük bir infial yarattı. 2011 Eylül ayında, New York’ta bu sistemin artık çalışmadığını, kapitalizmin sonunun geldiğini söyleyen yüzlerce genç New York’un finans merkezi Wall Street’deki Zuccotti Parkı’nı işgal etti. Tıpkı Gezi Parkında oluduğu gibi Occupy Wall Stret’in eylemcileri de çadırlarını kurup Wall Street’de yatıp kalkmaya  başladılar.

Occupy Wall Street direnişcilerin, Gezi parkı direnişcilerinden farkı, davalarıydı. Occupy Wall Street’de ifade özgürlüğü ile ilgili sloganlar atılmadı, ya da Obama’nın otoriter yönetimi değildi onları Zuccotti Parkı’nı işgal etmeye zorlayan. Onlar kapitalist sisteme karşı ayaklanmışlardı. Onları isyana iten ekonomik eşitsizlikti. Çünkü kimse onlara New York Metrosunda öpüştükleri için devlet destekli ahlak anonsları yapmıyordu. Devlet başını kaşımak için elini kadırsa, yaşam tarzlarına bir darbe inecek korkusu yaşamıyorlardı New York’lular. Ekonomik eşitlik istiyorlardı. Daha doğrusu ekonomi ile ilgili bir dertleri vardı ama bunun için de ortaya koydukları net bir talepleri yoktu. En başında medyadan destek gördüler ama bir çok kez de halkı temsil etmedikleri söylendi. “OMG! Revolution is sooo vintage!” tavırları ve hipster kıyafetleri ile samimiyetten uzak bulundular. Çünkü, devrime devrim denmezdi, devrim proletaryanın olmayınca!

Bir ay boyunca Zuccotti parkında direndiler. Tıpkı Gezi’deki gibi davullar çaldılar, dans ettiler, getirdikleri kitaplarla parkta bir Occupy Kütüphanesi kurdular, ilginç ve yaratıcı sloganlar ve pankartlar hazırladılar. Bir ayın sonunda New York belediyebaşkanı Michael Bloomberg yeter dedi. Çıkın artık, gidin, parkımı mahvettiniz, dedi. Orası zaten özel mülk, hakkınız yok işgal etmeye dedi. Ve polis Kasım ayında bir gece yarısı parkı boşalttı. Eylemciler dirense de, polis ite kaka, (gaz ya da TOMA kullanmadan) parkı boşalttı. Çadırları çöpe attı. Polise direnen yalkaşık 200 kişiyi tutukladı. New York’ta Occupy tümden bitmedi, yıl dönümlerinde yürüyüşler halinde devam ediyor. Ama işgal altında bulundurdukları bir alan yok. Herkes artık evinde direniyor.

Occupy London ise New York’tan bir kaç hafta sonra başladı. Aynı dava ile yola çıkan ve Londra’nın finans merkezi City of London’da, Londra Borsasının önünde konuşlanmak istediler. Özel mülk gerekçesi ile buradan kovuldular ve sonunda Londra’nın simgelerinden olan St Paul Katedralinin önüne yerleştiler. City of London belediyesi tarafından burayı da terketmeleri söylendi ancak Katedralin baş papazı eylemcilere sahip çıktı ve katedralin önünde eylemlerine devam etmelerine izin verdi. O zamanlar Londra’da özgür bir adam olan Wikileaks’in kurucusu Julian Assange eylemi ziyaret edip desteğini gösterince Occupy London medyatikleşti. Amerikalı yönetmen Michael Moore, Alec Baldwin, Susan Sarandon, Radiohead’in solisti Thom Yorke, komedyen Russell Brand eyleme destek verdiler.

Eylem başladığı ilk haftalarda hem gece hem de gündüz gidip ziyaret ettiğim ve röportajlar yaptığım eylemcilerin belli bir sınıftan olduğunu anlamak çok zor değildi. Tıpkı Gezi’de olduğu gibi, Occupy London eylemcileri de proletaryadan çok uzak, eğitimli, yüksek orta sınıf gençlerdi. Belki Karl Marx da aynı sınıfsal özellileri taşıyordu ama, bu eylemcilerden bir Karl Marx çıkmayacağını da manifestolarını okuduklarında hemen anlayabiliyordunuz. Geceleri harika mini elektronik müzik konserlerinin verildiği, herkesin gecenin karanlığına St Paul katedralinin önünde istediği gibi dans ettiği ortam gerçekten şahaneydi. Gündüz ise büyük bir dayanışma içinde organize oluyorlar, megafon ile bildiriler okuyorlar, yeni pankartlar yazıyorlar, soğuk betonun üstünde, ama şenlik içinde, piknik yapıyorlardı. İngiltere’de eleştiriler gecikmedi. Tıpkı Wall Street’de olduğu gibi bu gençlerin şikayet ettikleri zorlukların hiç biri ile karşılaşmadıklarını, iyi gelirli aileleri ve eğitimleri sayesinde toplumun üst tabakasında dipteki zorlukları hiç hissetmeden yaşadıkları söylenmeye başladı. Samimiyetleri sorgulandı. Onlarca çadırın kurulu olduğu St Paul Katedralinin üstünde helikopter ile uçan Londra polisi bir gece yaptı yapacağını. Thermal kamera ile görüntüledikleri çadırların aslında %90 oranında boş olduğunu tespit ettiler, ve “Bu Occupy London var ya? Aslında yok” demiş oldular. Eylemcilerin gündüz çeşitli aktiviteler yaptıkları, gece ise eve gittikleri ortaya çıktı.

Aylardır baskı altında olan Katedral ise dayanamayıp desteğini çekti. Eylemcilere St Paul katedrali siz gidene kadar kapalı kalacak dediler. Bu da eylemcileri zayflattı. Sonunda belediyenin mülkü olduğundan ve Katedralin destek vermemesinden, ve kamu oyunun antipatisinden, bir Şubat günü gece yarısı polis gelip St Paul Katedralininin önünü boşalttı. Çadırları söküp çöpe attılar. Direnenleri tutukladılar. (Gaz ya da TOMA kullanılmadı)

Occupy daha sonra Londra’nın bambaşka bir bölgesinde, Finsbury Square’de eylemlerine devam etti. Ama aynı boşaltma kararının devamı olarak burası da bir kaç ay sonra boşaltıldı. Bu boşaltma sırasında da medyaya yansıyan bir şiddet ya da zor kullanma olmadı.

Yaklaşık bir ay önce ise Occupy London çadırlarından birinde yaşandığı iddia edilen bir tecvüz olayı medyaya yansıdı. Çadırlardan birinde, bir kadına tecavüz ettiği iddia edilen şahıs daha sonra suçsuz bulundu. Suçsuz bulunsa da, Occupy eylemelerini başından beri desteklemeyenler için sadece tecavüz iddiası bile yetti. Occupy hareketi, başlangıç noktasının heyecanına rağmen buharlaşıp, etkisini kaybetti.

New York ve Londra’daki Occupy eylemleri Gezi ile şekil olarak çarpıcı benzerlikler gösteriyor ancak eylemcilerin davası tamamen farklı. Gezi bambaşka bir isyan. Sebepleri ve gelecekteki sonuçları ile Occupy’dan çok daha komplesk ve katmanlı olduğu daha şimdiden belirgin. Yani dünya medyasının biraz da kafa yorması gerekecek. Çünkü şimdiye kadarki “Türk Baharı” ve Occupy gibi benzetmeler Gezi’yi hep ıskaladı. Bu yüzden belki sonu da aynı olmaz.

Dipnot Tablet hala ücretsiz!

HEMEN İNDİRİN…

Dipnot Tablet yeni sayısı “Düdüklü Tencere Demokrasimiz” kapağı ile çıktı!