Devlet PKK ile görüşürken Medya ve Meclis’e düşen görev

Cumartesi, 5 Ocak 2013 09:54

Dipnot Tablet Başyazarı Cüneyt Özdemir bu haftaki yazısında Devlet ile PKK görüşmeleri devam ederken medya ve meclisin yapması ve yapmaması gerekenleri kaleme aldı.

İşte Özdemir’in o yazısı:

Yaklaşık 10 kişi her sabah İngiltere saati ile 10.00’de Türkiye saati ile 12.00’de google vasıtası ile toplanıp haber toplantısı yapıyoruz. Farklı merkezlerden katılan arkadaşlarımızla müthiş bir beyin fırtınası. Yaklaşık bir saat sürüyor. Türkiye’nin ve dünyanın gündemini hallaç pamuğu gibi attığımız bu toplantıları aslında bir gün izlemenizi hatta katılmanızı isterdim. Ara sıra yayınlayalım diyoruz ama cesaret edemiyoruz. Zira Türkiye’de gazeteciliğin hallerine dair sansürsüz bu konuşmalarımız bizlerin başına büyük işler açabilir biliyoruz. Bu yüzden bu konuşmaların süzüle süzüle küçücük bir kısmını ekrana taşıyabiliyoruz.

İşte bu toplantıların birinde geçtiğimiz hafta aynı zamanda Dipnot yazarı olan İldem Wilson Guardian’da çıkan bir haberi bizlerle paylaştı. Guardian yazarı önümüzdeki süreçte Devlet PKK görüşmelerinde Abdullah Öcalan’ın sözünü Kandil’e geçiremeyeceğinden emin olmadığını yazmış. Hep beraber güldük. ‘Böyle olur bu kadar uzaktan meseleyi analiz etmenin sonucu’ dedik. O İngiliz gazeteciye keşke aramızdan biri günlerce süren açlık grevlerini Öcalan’ın tek bir cümlesi ile nasıl bitirildiğini ya da her doğum gününde Öcalan’ın doğduğu eve düzenlenen akını gösterebilseydik dedim.

Bizde de kimi şaşkın yorumcular Öcalan’ın sözlerinin Kandil’de nasıl yankılanacağını tartışıyorlar. Baştan söyleyeyim bu boş bir tartışmadır. Diğer Kürtleri bilmem ancak diğer Kürtler de bilir ki Abdullah Öcalan PKK hareketinin tartışmasız ve tek lideridir. Hatta rolü liderliğin bile ötesinde yarı ilahlığa kadar gelebilmiştir. Marksist Leninist bir örgütte nasıl olur hala anlaşılamasa da Abdullah Öcalan’ın tek bir sözü silahları da bıraktırır, Kandil’i darma duman etmeye de yeterlidir.

Böyle bir girişten sonra isterseniz şu aralar yaşadığımız ‘hızlandırılmış’ barış görüşmelerine lafı getirelim.

Bugün Türkiye’nin bir numaralı meselesinin Kürt sorunu ya da milliyetçi söylemle ifade edersek PKK sorunu olduğu gerçek. Görünen o ki hükümet bir kez daha çözüm konusunda arayışa girişti. Üslup yumuşadı, görüşmeler başladı. Üstelik öyle bir başladı ki bunu herkes ifade etmekten de çekinmiyor. Böyle bir noktada bir önceki görüşmelerden herkesin çıkartması gereken bazı gerçekler var. En önemli görev kuşkusuz medyaya düşüyor. Hatırlarsanız Habur sürecinde eğer büyük bir hata işlendiyse bu büyük iletişim hatasını katmerleyen ana akım medyanın olayın üzerine benzin dökmesiydi. Ekranlarda milliyetçi yöneticilerin dakikalarca bu görüntüleri tutmaları, biraz reyting biraz tiraj için olumsuz haberlerin öne çıkartılması Silvan’a giden sürecin taşlarını döşedi diyebiliriz.

Elbette olumsuz haber yapmayalım demiyorum ama en azından böylesine milli bir meselede artık çocukların kanı daha fazla dökülmesin diye bir nevi vatan borcu olarak görüşmelerde daha sakin daha az provokatif bir dil benimsemeli ve bunu ana akım medyada yayabilmeliyiz.

İkinci büyük görev siyasi partilere düşüyor. Özellikle MHP ve CHP’ye..

MHP’nin bu konuda geri adım atmasını beklemek aptallık olur ancak en azından CHP’nin çözüm sürecinde elini taşın altına koymasını beklemek bu ülkenin CHP’ye gönül vermiş insanlarının da temennisidir. Böylesine kanlı bir geçmişten bir çırpıda kurtulmak kolay değil ancak imkansız ve zor da değil.

Kürtler ve Türkler kendi içlerinde bir çözüme doğru adım adım yaklaşıyorlar. Bu işi ya biz çözeceğiz ya da bize çözdürecekler. Bu sefer benim umudum çok büyük. Çok büyük olmak zorunda zira bu sefer de masadan elimiz boş kalkarsak bu süreç Türkiye’yi bölünmeye doğru götürecektir.

Sanırım işin bu kadar hızlanmasının nedeni herkesin bunun farkında olması ve bunu istememesinden kaynaklanıyor.

DİPNOT TABLET’İ APP.STORE’DEN İNDİRMEK İÇİN